Mehmet TÜRK - YAZDI
Beyaz Toros…
Sarı torba…
Yeşil…
Pala…
Bunlar yalnızca birer kelime, birkaç obje ya da poster değil.
Kürt toplumunun hafızasında, bunların her birinin çok ağır karşılığı vardır.
Bir dönemin karanlığını, faili meçhul cinayetleri, kayıpları, korkuyu ve şiddetle özdeşleşen bir atmosferi hatırlatan bu sembollerin futbol tribünlerine taşınması, ‘taraftar coşkusu’ ya da ‘tribün şakası’ denilerek geçiştirilemez.

Çünkü hafıza, sloganla silinmez.
Yıllarca acı yaşamış bir toplumun hafızası hiç silinmez.
Arkadaşım Cevat Korkmaz’ın kaleme aldığı yazıda söylediği gibi, bir dönem bu sembolleri toplumun gözüne sokan, düşmanlığı ve ayrışmayı besleyen bir anlayışın bugün çok daha zor bir görevi var:
Yeni dönemi anlatmak.
Yıllarca düşmanlık zehri akıtılmış beyinleri tedavi etmek…
Birlikte yaşama kültürünü yeniden inşa etmek…
Kardeşliği anlatmak…

Ve belki de en önemlisi, dünün düşmanlık diliyle büyütülen gençlere bugün başka bir gelecek olduğunu göstermek.
Tam da burada futbolun özellikle de Amedspor’un önümüze çok önemli bir fırsat koyduğunu düşünüyorum.
Çözüm süreci yalnızca siyasetin konusu değildir.
Türkiye, ‘çözüm süreci’, ‘barış süreci’ ya da ‘kardeşleşme süreci’ denilecek yeni bir dönemin eşiğindeyse; bu sürecin yalnızca Ankara’daki siyasi aktörlerin açıklamalarıyla yürütülebileceğini düşünmek büyük bir yanılgı olur.
Toplumların birbirine dokunması gerekiyor.
Birbirini tanıması ve mutlaka da önyargıların kırılması gerekiyor.
Ve bunun için sporun sunduğu imkanı görmezden gelemeyiz.

Çünkü futbol, Türkiye'de milyonların aynı anda izlediği, konuştuğu ve duygusal bağ kurduğu güçlü alanlardan biri.
Süper Lig maçları artık yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın farklı ülkelerinde izleniyor.
Dolayısıyla futbol sahaları, Türkiye'nin dünyaya vereceği mesaj açısından da önemli bir vitrin.
O halde neden kardeşleşmenin ilk büyük adımlarından biri yeşil sahalarda atılmasın?
Neden futbol, yıllarca ayrıştırmak için kullanılan dili tersine çevirmek için kullanılmasın?
Amedspor meselesi artık bir futbol meselesinin ötesindedir
Amedspor'un Süper Lig'e çıkması yalnızca sportif bir başarı değildir.

Amedspor bugün Diyarbakır'ın, bölgenin ve milyonlarca insanın futbola dair umutlarını diri tutan bir kulüp haline gelmiştir.
Bu nedenle Amedspor'un deplasmanlarda karşılaştığı her olay, sıradan bir tribün hadisesi olarak değerlendirilmemelidir.
Kocaeli deplasmanında yaşanan ırkçı tezahüratlar, tehdit içeren objeler ve geçmişin karanlık sembollerinin tribünlere taşınması hepimizin üzerinde düşünmesi gereken ciddi bir meseledir.
Daha önce Bursaspor maçında tribünlerde ortaya çıkan beyaz Toros görüntüleri,
Faili meçhul cinayetlerle anılan ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım'ın posterlerinin kullanılması…
Bunların tamamı futbolun sınırlarını aşan, toplumun hafızasına ve barış umuduna dokunan görüntülerdir.
Bir futbol maçında rakibine karşı üstünlük kurmak başka şeydir.
Bir topluluğun acılarıyla, kimliğiyle ve hafızasıyla alay etmek başka şeydir.
Birincisi rekabettir.
İkincisi nefret.

Ve artık Türkiye'nin bu ikisini birbirinden ayırmayı öğrenmesi gerekiyor.
Pazartesi günü Diyarbakır'da tarihi bir fırsat var
Pazartesi günü Amedspor, Muhammed Salah gibi dünya futbolunun önemli yıldızlarından birinin de formasını giydiği Trabzonspor'u Diyarbakır'da ağırlayacak.
Ben Amedspor taraftarının bu karşılaşmada Türkiye'ye çok güçlü bir mesaj vereceğine inanıyorum.
Çünkü Amedspor taraftarı yıllardır kendisine yöneltilen bütün olumsuzluklara rağmen tribünde takımını desteklemeye devam ediyor.
Şimdi önümüzde çok daha büyük bir fırsat var.
Amedspor taraftarı, bugüne kadar yaptıkları gibi Trabzonspor’a da aynı şekilde misafirperverliklerini göstersinler ki, bu maç yalnızca skoruyla değil, kardeşlik mesajıyla da konuşulsun.
Trabzonspor taraftarına, futbolcularına ve yöneticilerine Diyarbakır'ın misafirperverliği gösterilsin.
Öyle bir görüntü ortaya çıksın ki Türkiye'deki bütün futbol tribünleri ‘İşte olması gereken bu’ desin.
Ama bunun karşılığını da istemek en doğal hakkımız.
Diyarbakır'da misafirperverlik gösteriyorsa Amedspor, deplasmanlarda da aynı saygıyı görmeli.

Sadece Amedspor değil…
Bölge takımları da.
Çünkü kardeşlik tek taraflı olmaz.
Misafirperverlik de tek yönlü bir erdem değildir.
TFF artık bir proje başlatmalı
Burada en büyük sorumluluklardan biri Türkiye Futbol Federasyonu'na düşüyor.
TFF, kulüplerin sadece sportif faaliyetlerini düzenleyen bir kurum olmanın ötesine geçerek futbolun toplumsal gücünü kullanmalı.
Ben TFF öncülüğünde bütün Süper Lig kulüplerini kapsayan kapsamlı bir ‘Futbolda Kardeşlik ve Birlikte Yaşam Projesi’ başlatılmasını öneriyorum.
Bu proje yalnızca birkaç pankarttan ibaret olmamalı.
Amedspor başta olmak üzere bölge takımlarının deplasmanlarında ırkçı, ayrımcı ve tehdit içeren sloganların önüne geçilecek özel bir mekanizma kurulmalı.
Kulüpler, taraftar grupları, federasyon, hakemler ve güvenlik birimleri bu çalışmanın parçası olmalı.
Her deplasman öncesinde iki takımın ortak kardeşlik mesajları yayınlanabilir.
Maçlarda iki takım kaptanlarının birlikte vereceği mesajlar hazırlanabilir.
Çocukların katılacağı sosyal sorumluluk projeleri düzenlenebilir.
Kulüplerin altyapıları arasında ortak etkinlikler yapılabilir.
Ve en önemlisi, ırkçı ve nefret içerikli sembollere karşı sıfır tolerans ilkesi gerçekten uygulanabilir.
Çünkü ‘bir daha yaşanmasın’ demek yetmez.
Bir daha yaşanmaması için sistem kurmak gerekir.
Çünkü değişim tribünde başlayabilir
Devlet yöneticileri yeni dönemin önemini anlatabilir.
Siyasetçiler kürsülerde kardeşlikten söz edebilir.
Partiler çözüm için masalar kurabilir.
Ama toplumun dönüşmesi için insanların birbirine dokunması gerekir.
İşte futbol bunu sağlayabilir.
Bir Diyarbakırlı çocuk ile Trabzonlu bir çocuğu aynı topun etrafında buluşturabilir.
Bir Kocaelili taraftar ile Amedsporlu taraftarın aynı tribünde olmasa bile aynı futbol kültürünün parçası olduğunu gösterebilir.
Yıllarca birbirine ‘öteki’ olarak anlatılan insanların aynı maçta birbirini alkışlamasını sağlayabilir.
Bu nedenle kardeşleşme yalnızca siyasi bir proje değildir.
Kardeşleşme bir toplumsal projedir.
Ve bu projenin en görünür, en güçlü ve en etkili alanlarından biri futboldur.
Artık yeni bir hikaye yazmanın zamanı
Yıllarca bu ülkenin insanlarına korku ve düşmanlık üzerinden hikayeler anlatıldı.
Bazı semboller üzerinden travmalar yeniden üretildi.
Tribünler bazen nefretin dili haline getirildi.
Şimdi yeni bir hikaye yazmanın zamanı.
Deplasman yollarında…
Çocukların gözlerinde…
Kulüpler arasında…
Yeşil sahalarda…
Tribünlerde…
Bu nedenle TFF'ye, kulüplere ve taraftar gruplarına çağrım açık:
Gelin, kardeşleşmeyi önce futbol sahalarında başlatalım.
Gelin, Amedspor'un deplasmanlarını bir tehdit alanı olmaktan çıkarıp kardeşliğin buluşma noktalarına dönüştürelim.
Gelin, beyaz Torosların, sarı torbaların, nefret sloganlarının ve faili meçhullerle özdeşleşen sembollerin yerine tribünlere başka görüntüler taşıyalım.
Birlikte yaşamı…
Kardeşliği…
Dostluğu…
Saygıyı…
Çünkü yeni bir Türkiye kurulacaksa, bunun işaretlerini sadece siyasi salonlarda değil, yeşil sahalarda da görmek zorundayız.
Pazartesi günü Diyarbakır'da bunun ilk örneği verilebilir.
Amedspor taraftarı üzerine düşeni yapmalı.
Trabzonspor da üzerine düşeni yapmalı.
TFF ise bu tek maçı aşan, bütün Türkiye'ye yayılacak kalıcı bir projenin önünü açmalı.
Çünkü bazen bir maç 90 dakikadan çok daha fazlasıdır.
Bazen bir tribünde atılan tek bir slogan, bir ülkenin geleceğine dair çok şey anlatır.
Ve artık o sloganın adı nefret değil, kardeşlik olmalıdır.
Her bijî bratiya gelan
Her bijî Amed…
Her bijî aşitî



