Alevi Bektaşi Federasyonu, Altan Tan’ın Alevilere yönelik kullandığı nefret söylemlerine ilişkin yazılı açıklamada bulundu.

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun yaptığı açıklama şöyle:

“Eski HDP milletvekili ve Saadet Partisi mensubu Altan Tan’ın son süreçle ilgili basına verdiği demeçlerde Alevilere yönelik kullandığı nefret söylemlerini şiddetle kınıyoruz.

“Aleviler barışa karşı çıkıyor” şeklindeki söylem, Alevileri toplumsal barışın dışında göstermeye, Alevi-Bektaşi karşıtlığından beslenen çevrelere alan açmaya ve Aleviler üzerinden siyasal bir varlık alanı oluşturmaya hizmet etmektedir.

Kendisini başka türlü var edemeyen ve egemen anlayışa kendisini kabul ettirme çabası içinde olanların bu tür söylemlerden medet umması şaşırtıcı değildir.

Çerçeve yasa sürecinde ve sonrasında iktidarla yaşanan tıkanıklığın faturasını Alevilere, sol düşünceye ve demokrasi talep eden kesimlere çıkarmaya çalışmak; sorumluluğu başka kesimlere yükleyerek siyasal bir çıkış aramak, kabul edilemez bir tutumdur.

Toplumsal barış adına “İslam şemsiyesi altında yürümek” gibi bir formül önerilirken tarihe yapılan göndermeler, Alevilerin tarihsel hafızasında acı ve katliamları çağrıştırmaktadır.

Alevilerin kendi tarihsel acılarını ve yaşadıkları katliamları hatırlatarak geliştirdikleri tepkiyi, “Aleviler barışa karşı çıkıyor” şeklinde sunmak; eleştiriyi susturma, farklı düşünenleri sindirme ve Alevileri yeniden toplumsal tartışmanın hedefi hâline getirme çabasıdır.

Altan Tan ve aynı anlayışı savunanlara açıkça söylüyoruz:

Aleviler Barışa Karşı Değildir !

Barış, Alevi inancının ve yaşam anlayışının temel değerlerinden biridir.

Ancak, barış istemek; haksızlık, ayrımcılık, inkâr ve katliamlar karşısında susmak anlamına gelmez.

Aleviler, tarih boyunca olduğu gibi bugün de zalime zalim, katile katil demekten vazgeçmeyecektir.

Tarihte yaşanan Alevi katliamları görmezden gelinerek bugünün barışı inşa edilemez.

Katliamların, inkârın ve ayrımcılığın üzerini örterek; bu tarihsel anlayışı meşrulaştıran bir dil kullanarak toplumsal barış sağlanamaz.

Alevilerin kendi tarihleri, inançları ve yaşadıkları acılar hakkında söz söyleme hakkını hiç kimse ellerinden alamaz.

Hasta tutuklu kalp krizi geçirdi
Hasta tutuklu kalp krizi geçirdi
İçeriği Görüntüle

Alevilerin tarihsel hafızasını yok sayarak onları susmaya ve kendilerine dayatılan bir “Barış” tanımını kabul etmeye zorlamak, barış değil; yeni bir inkâr ve eşitsizlik düzenidir.

Her siyasi ve toplumsal tıkanıklığın sorumluluğunu Aleviler üzerinden açıklamaya çalışmayı; Alevileri “Ali’siz Alevi” gibi hadsiz ve ayrıştırıcı ifadelerle hedef göstermeyi ve her siyasi çıkmazdan Alevi karşıtlığı üzerinden çıkış aramayı şiddetle reddediyoruz.

Yargı Makamının Sessizliğini De Kınıyoruz !

Ülkemizde yargının geldiği noktayı da bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

Kendi inançlarına yönelik söylenen veya söylenmeyen sözlere, hoşlarına gitmeyen ifadelere, hatta bir gülümsemeye dahi tahammül göstermeyen ve bunlar üzerinden tutuklama kararları veren yargı mekanizmasının, Alevilere yönelik nefret söylemleri karşısındaki sessizliği kabul edilemez.

Yargının benzer durumlar karşısında farklı ölçütler uygulaması, hukuk devleti ve eşit yurttaşlık ilkeleri açısından ciddi bir çelişki yaratmaktadır.

Alevilere yönelik nefret söylemleri karşısındaki bu sessizlik, nefretin normalleştirilmesine ve toplumda daha da yaygınlaşmasına hizmet etmektedir.

Tüm bu kesimler şunu bilmelidir ki;

Aleviler ve Bektaşiler artık bu tür saldırılara, ayrımcılığa ve nefret söylemlerine karşı daha örgütlü ve daha güçlü bir biçimde bir aradadır.

Eşit yurttaşlık, laiklik ve demokrasi talebimizden; özgür, eşit ve onurlu bir yaşam mücadelesinden hiçbir koşulda vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.

Alevileri toplumsal barışın önünde bir engel olarak göstermeye çalışanlara ve Alevi karşıtlığını siyasal bir araç olarak kullananlara sözümüz açıktır: “ Biz Barışın Tarafıyız”

Ancak bizim istediğimiz; dayatmanın, inkârın ve nefretin değil, eşitliğin, adaletin, özgürlüğün ve karşılıklı saygının barışıdır.

Toplumsal barış, Alevilerin susturulmasıyla değil; herkesin eşit yurttaş olarak kabul edilmesi, tarihsel acıların inkâr edilmemesi ve farklı inanç ve kimliklerin özgürce yaşayabilmesiyle mümkündür.”

Kaynak: HABER MERKEZİ