MÜMİN AĞCAKAYA- ÖZEL HABER

Güneydoğu Ekspres Gazetesi’nden Mümin Ağcakaya, yazar Muharrem Erbey son kitabı hakkında konuştu.

Coğrafya Değişse de Acı Değişmiyor: "Muhammed ile Melisa"

Yazar Muharrem Erbey, büyük ilgi gören "Günahkârlar Kalesi" üçlemesini, serinin son romanı olan "Muhammed ile Melisa" ile taçlandırdı. Bir aşk hikayesi ekseninde "günah" kavramını felsefi ve sosyolojik olarak masaya yatıran Erbey; Kürtler ve Makedonlar gibi dağlı halkların tarihsel benzerliklerine dikkat çekerek toplumu geçmişle yüzleşmeye çağırıyor.

"Makedonlar ve Kürtler: Tarihin İki Dağlı Halkı"

Yeni romanının felsefi altyapısını ve çıkış noktasını anlatan Muharrem Erbey, bu kitabın her iki halkı bir arada işleyen ilk roman olma özelliği taşıyabileceğini belirterek şunları söylüyor:

Afyon'da 8 kişinin öldürüldüğü olayla ilgili detaylar ortaya çıktı
Afyon'da 8 kişinin öldürüldüğü olayla ilgili detaylar ortaya çıktı
İçeriği Görüntüle

"Bu romanda yerleşik 'günah' kavramını tartışmaya açıyorum. Makedonlar da tıpkı Kürtler gibi dört bir tarafı egemen güçlerle çevrilmiş, dili ve kültürü uzun süre yok sayılmış bir dağ halkıdır. Makedonların en büyük komutanı Büyük İskender ise Kürtlerin en büyük lideri de Selahattin Eyyubi'dir. Eyyubi, üç büyük dinin bir arada, barış içinde yaşayabileceği bir dünya tahayyül etmişti. Ben de Günahkârlar Kalesi'nde bu üç büyük inancın mensuplarını bir araya getirerek, 'Birlikte yaşayabilirler mi?' sorusunun peşinden gittim."

Coğrafya Değşse De Acı Değişmiyor1

Diyarbakır’dan Londra’ya Uzanan Bir Göç ve Aşk Hikayesi

Roman, sadece teorik bir tartışma sunmakla kalmıyor, odağına iki gencin yürek burkan hikayesini alıyor. Diyarbakırlı bir Kürt olan Muhammed ile Makedonyalı Melisa’nın yolları, baskılar nedeniyle köylerini terk etmek zorunda kaldıktan sonra İngiltere’de kesişiyor.

Diyarbakır ve Londra arasında mekik dokuyan bu dostluğun zamanla derin bir aşka dönüştüğünü ifade eden Erbey, "Coğrafyalar değişse de acı değişmiyor. Farklı topraklarda da olsa egemen kültürlerin azınlıkların diline ve kimliğine yönelik tahammülsüzlüğü hep aynı kalıyor" diyerek evrensel bir gerçeğe parmak basıyor. Kitapta ayrıca, 1996 yılında Diyarbakır'ın Kulp ilçesinde kaybolan 11 köylünün gerçek hikayesinden yola çıkılarak Kürt meselesinin toplumsal trajedisi gözler önüne seriliyor.

Teknoloji Çağında "Hafıza Kırımı" ve Yabancılaşma Eleştirisi

Geleneksel medyanın ve modern yaşamın insan ruhundaki etkilerine de değinen yazar, yapay zekâ ve dijitalleşmenin getirdiği tehlikelere karşı şu uyarıyı yapıyor:

"İnsanlar içinde yaşadıkları topluma ve coğrafyaya hızla yabancılaşıyor. Özellikle yapay zekâ ve kontrolsüz teknoloji kullanımı nedeniyle insanlık, hafızasını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Büyük bir felaketin eşiğindeyiz; hafızamız ele geçiriliyor. Ben bu romanla son 150 yılın panoramasını çizerek bir hafıza tazelemesi yapmaya çalışıyorum. Bu coğrafyanın en kadim halkları olan Ermenileri, Süryanileri ve Kürtlerin yaşadığı acıları çok çabuk unuttuk. Bu kitap tam da toplumsal barış ihtiyacına vurgu yapan bir çalışma oldu."

"Gerçek Günah Nedir?"

Romanda dogmatik inançlar ile evrensel ahlak arasındaki çelişkiyi de sorgulayan Erbey, günah kavramına ezber bozan bir tanım getiriyor:

"Toplumun ve egemenlerin bize dayattığı günahlar ile gerçek günahları tartışıyorum. Dinler bize şarap içmeyi, aç birinin ekmek çalmasını ya da bir kadının saçını açmasını günah olarak sunuyor. Peki, koskoca bir halkın dilini ve kültürünü yasaklamak, on binlerce insanı katletmek, yüz binlerce insanı sürgüne göndermek neden günah sayılmıyor? İşte kitapta bu çifte standartlı ahlak anlayışını sorguluyorum."

Diyarbakır Sokakları ve Hikayelerin Gücü

Kitap boyu devam eden ve iradeyi simgeleyen "el" metaforuna değinen yazar; Diyarbakır sokaklarını, Şemsileri, Şeyh Güzel efsanesini ve Saraykapı'daki gizemli ögeleri edebiyatın büyüleyici diliyle aktarıyor. Sosyal medyanın insanı esir alan sanal hapishanelerinden kurtulmanın tek yolunun okumak ve köklere dönmek olduğunu belirten Erbey, sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Bizi biz yapan şey hikayelerimizdir. Doğuda her şey bir hikayeyle hayat bulur. Toplumların var olabilmesi için anlatacak bir hikayesi olmalıdır. Günahkârlar Kalesi aslında insanı özgür kılan, kendi içine dönmesini sağlayan zorunlu bir özgürlük hapishanesidir. Bu roman hem bireysel hem de toplumsal bir yüzleşme çağrısıdır. Yaşanan acıları konuşalım, tartışalım ve artık usulüne göre gömelim."

Muhabir: Mümin AĞCAKAYA