Takvimler değişti, hükümetler değişti, siyasi dengeler değişti ama Demirtaş'ın Edirne Cezaevi'ndeki mahpusluğu değişmedi.

Gelinim Mutfakta 3 Kasım puanları kaç oldu? Tuğba kaç puanla ikinci sırada kaldı? Cemile neden sonuncu oldu?
Gelinim Mutfakta 3 Kasım puanları kaç oldu? Tuğba kaç puanla ikinci sırada kaldı? Cemile neden sonuncu oldu?
İçeriği Görüntüle

On yıl…

Bir insanın hayatından on yıl. Bir ailenin özleminden on yıl. Bir toplumun siyasi hafızasından on yıl. Bir ülkenin demokrasi ve hukuk tartışmalarından on yıl…
Bugün Demirtaş'ın cezaevinde geçirdiği on yılı yalnızca bir siyasetçinin özgürlüğünden mahrum bırakılması olarak değerlendirmek, meselenin gerçek boyutunu görmezden gelmek olur. Çünkü bu mesele, Türkiye'de hukukun siyasetten ne kadar bağımsız olduğunu, seçilmişlerin iradesine ne kadar saygı duyulduğunu ve farklı siyasi kimliklerin demokratik sistem içerisinde ne kadar yer bulabildiğini de gösteriyor.

Demirtaş, 10 Yıl Önce Bugün Alınmıştı2

Demirtaş'ın tutukluluğuyla ilgili en dikkat çekici gelişmelerin başında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları geliyor.

AİHM, 2018 ve 2020 yıllarında verdiği kararlarla Demirtaş'ın tutukluluğuna ilişkin hak ihlallerine hükmetti. 8 Temmuz 2025'te verdiği son kararda ise Kobani davası kapsamında devam eden tutukluluğun siyasi amaç taşıdığı sonucuna vardı ve serbest bırakılması gerektiğine hükmetti.

Türkiye'nin bu karara yönelik itirazı da 3 Kasım 2025'te reddedildi. Böylece karar kesinleşti.

Peki, şimdi sormak gerekiyor: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları hangi anlamı taşıyor? Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve hukuk kuralları neden uygulanmıyor?

Bir hukuk devletinde mahkeme kararları, siyasi iktidarın hoşuna gidip gitmemesine göre değerlendirilmez. Hukukun üstünlüğü, tam da iktidarın istemediği kararların da uygulanmasıyla anlam kazanır.

Demirtaş, 10 Yıl Önce Bugün Alınmıştı3

Elbette Demirtaş hakkında Kobani davasında verilen 42 yıllık mahkumiyet kararı ve devam eden istinaf süreci var. Ancak bu yargılama süreci, AİHM'in kesinleşmiş kararının ve Türkiye'nin uluslararası hukuk karşısındaki yükümlülüklerinin görmezden gelinmesini haklı çıkaramaz.

Selahattin Demirtaş, sıradan bir siyasetçi değil, aynı zamanda Türkiye siyasetinde Kürtlerin demokratik temsil mücadelesinin önemli aktörlerinden biridir.
Onun tutukluluğu, Kürt siyasetinin demokratik alandaki varlığı, siyasi temsil hakkı ve seçmen iradesi üzerine yürütülen tartışmaların da merkezinde yer alıyor. Bir ülkede milyonlarca insanın oy verdiği bir siyasi hareketin temsilcilerinin özgürlüğü ve siyasi faaliyetleri sürekli yargı tartışmalarının gölgesinde kalıyorsa burada yalnızca bireysel bir hukuk meselesinden söz edilemez.

Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesinden söz ediyorsak, önce siyasetin önünün açılması gerekiyor. Farklı düşüncelerin suç olarak görülmediği, siyasetçilerin fikirleri nedeniyle cezalandırılmadığı, eleştirinin ve demokratik mücadelenin güvence altında olduğu bir Türkiye'ye ihtiyaç var. Çünkü barış, yalnızca silahların susması değildir. Barış; hukukun işlemesi, adaletin sağlanması, siyasi özgürlüklerin güvence altına alınması ve toplumun birbirine güven duymasıdır.

Demirtaş, 10 Yıl Önce Bugün Alınmıştı1

Türkiye'de zaman zaman demokrasi denildiğinde seçimler ve sandık öne çıkarılıyor. Oysa demokrasi, yalnızca seçim günü vatandaşın oy kullanması değildir. Demokrasi; seçilmişlerin görevlerini özgürce yapabilmesi, muhalefetin sözünü söyleyebilmesi, yargının bağımsız olması ve herkesin hukuk önünde eşit muamele görmesidir. Bir siyasetçinin on yıl boyunca cezaevinde tutulması ve hakkında uluslararası mahkeme tarafından verilen kararların uygulanmaması, Türkiye'nin demokrasi karnesinde cevap bekleyen ciddi bir sorudur.
Üstelik mesele yalnızca Demirtaş'la da sınırlı değil. Türkiye'nin demokratik geleceği, farklı kimliklerin, düşüncelerin ve siyasi görüşlerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabilmesine bağlıdır.

Bugün 4 Kasım 2026. Demirtaş'ın Diyarbakır'daki evinden gözaltına alınmasının üzerinden tam on yıl geçti. On yıl önce başlayan bu süreç, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde kapanmayan bir dosya olarak duruyor. AİHM'in ihlal kararları ve kesinleşmiş hükmü karşısında Türkiye daha ne kadar sessiz kalacak? Hukukun gereği yerine getirilecek mi, yoksa hukuk ile siyaset arasındaki bu gerilim daha da mı derinleşecek?

Demirtaş, 10 Yıl Önce Bugün Alınmıştı

Demirtaş'ın serbest bırakılması talebi, onun siyasi görüşlerini benimsemek anlamına gelmez. Bir insanın haklarını savunmak için onunla aynı düşüncede olmak gerekmez. Hukuk, zaten en çok farklı düşündüğümüz insanların haklarını koruyabildiği ölçüde hukuktur. Bugün mesele Demirtaş'ı sevmek ya da sevmemek değil; adalete inanıp inanmamaktır.
Çünkü adalet, yalnızca bir kesimin, bir partinin ya da bir siyasi görüşün ihtiyacı değildir. Herkesin, hepimizin ihtiyacıdır.

Muhabir: Mehmet TÜRK