ÖZEL HABER-Celal KUZU

Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şervan Gökhan, Türkiye’nin nüfus yapısındaki değişime dikkat çekerek doğurganlık oranlarının gerilediğini, genç nüfusun azaldığını ve yaşlı nüfusun giderek arttığını söyledi. Gökhan, Türkiye’nin nüfusunun henüz azalmadığını ancak nüfus artış hızının ciddi biçimde yavaşladığını belirtti.

PROF. DR ŞERVAN GÖKHAN’DAN EKSEPRES’E ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

Geleceği anlamak için sadece nüfus artışına bakmamak gerektiğini ifade eden Dr. Gökhan, “Son dönemlerde çok tartışılan bu konuya bir açıklık getirmek gerekirse Türkiye'nin nüfusu henüz azalmıyor; ancak nüfus artışı ciddi biçimde yavaşlamış durumda. Fakat geleceği anlamak için sadece nüfusa bakmak yeterli değil. Asıl önemli göstergelerden biri toplam doğurganlık hızıdır ve ülkemizdeki oran 2025 yılında 1.42 çocuğa kadar geriledi. Bu oran uzun zamandan beri azalarak nüfusun yenilenebilme düzeyi olan 2.1’in altında seyrediyor. Dolayısıyla bugün için ‘Türkiye'nin nüfusu azalıyor’ dememiz doğru değil. Aslında ülkemizin nüfusu istenilen seviyede olmasa da halen artıyor, ancak doğurganlık nüfusun kendisini uzun vadede yenileyebileceği seviyenin oldukça altına indi ve yaşlanan bir nüfus yapısına doğru ilerliyoruz” dedi.

Batıya mevsimlik göçün önünü alacak proje Diyarbakır’da
Batıya mevsimlik göçün önünü alacak proje Diyarbakır’da
İçeriği Görüntüle

Diyarbakır Için Dikkat Çeken Uyarı Doğurganlık Oranı Düşüyor

“AK PARTİ’NİN NÜFUS YAŞLANMASINA KARŞI ÖNLEM ALMAK İÇİN POLİTİKALAR GELİŞTİRDİ”

2000’li yıllarda AK Parti tarafından doğurganlık ve nüfus yaşlanmasını önlemek için politikaların yeniden desteklendiğini vurgulayan Dr. Gökhan, şunları söyledi:

“Tabi bu gelişme bir anda ortaya çıkmadı. Cumhuriyetin ilk döneminde nüfusu artırıcı politikalar uygulanırken, 1960'lardan itibaren hızlı nüfus artışının ekonomik ve sosyal kalkınmayı zorlaştırtığı düşüncesiyle aile ve nüfus planlaması politikalarına geçildi ve nüfusun artışına yönelik uygulamalar bir devlet politikası haline geldi. 1980 darbesi ile beraber bu uygulamalar daha da genişletildi. 2000'lerden itibaren ise özellikle AK Parti hükümetleri döneminde ise düşük doğurganlık ve nüfusun yaşlanmasını önlemeye yönelik politikalar yeniden desteklenmeye başlandı” diye konuştu.

Bütün ülkeler için geçerli tek bir rakam vermek doğru olmayacağı gibi ülkelerin göç oranları, ölüm oranları, yaş yapıları ve ekonomik koşulları birbirinden farklıdır. Ancak biraz önce de vurguladığım gibi doğurganlık için kullanılan önemli bir referans var. Düşük ölüm oranına sahip toplumlarda yaklaşık 2,1 çocukluk toplam doğurganlık hızı, nüfusun göç olmaksızın uzun vadede kendisini yenileyebilmesi için gerekli “yenilenme düzeyi” olarak kabul edilir. Birleşmiş Milletler de 2,1'i bu anlamda kullanmaktadır.”

“GENÇ KUŞAK AZALIYOR, YAŞLI NÜFUSU ARTIYOR”

Genç kuşağın arttığını ve yaşlı nüfusunun ise arttığına dikkat çeken Dr. Gökhan, “2025 yılı itibariyle 81 ilimizin 76'sında doğurganlık 2,10'un altında, 59’unda ise 1,50'nin altında seyretmekte. Bu durumda genç kuşaklar azalırken yaşlı nüfus artmaya başlar. Emeklilik, sağlık ve uzun süreli bakım sistemleri üzerindeki yük yükselir.

Birleşmiş Milletler 2024 Dünya Nüfus Beklentilerinde dünya doğurganlığını yaklaşık 2,25 olarak hesaplıyor ve dünyadaki ülke ve bölgelerin yarısından fazlasının artık 2,1 yenilenme seviyesinin altında olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla bu yalnızca Türkiye'ye özgü değil, küresel bir demografik dönüşümdür” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE’NİN GENÇ NÜFUS AVANTAJI DARALIYOR”

Avrupa ülkelerinden daha genç olan Türkiye’nin giderek bu avantajının daraldığını dile getiren Dr. Gökhan, “Ülkemiz Avrupa ülkelerinin çoğundan daha genç, fakat bu avantaj giderek daralıyor. Gençlerin 1950’de nüfus içindeki payı yaklaşık %21 iken bugün bu oran yaklaşık %15 civarında seyrediyor. Buna karşılık TÜİK'in yaşlı nüfus olarak kabul ettiği 65 yaş ve üzerindeki nüfus yıllar içinde artarak %11 seviyelerine yükseldi. Ülkemiz için de bu fark maalesef giderek kapanıyor.

Türkiye'nin genç nüfus oranı artık dünya ortalamasının biraz altında seyrediyor. Avrupa Birliği ortalaması ise yaklaşık %10,7 olduğundan Avrupa'dan belirgin biçimde daha genç nüfusumuz var. Yapılan projeksiyonlarda bu eğilimin devam edeceği ve 2060 yılında genç nüfusun %10’lar, 65 yaş üzeri nüfusun ise %30’lara yaklaşacağı öngörülüyor. Bu nedenle Türkiye'nin en önemli demografik meselelerinden biri, sahip olduğu genç nüfus avantajının ne kadar süre daha devam edeceği ve bu avantajın nasıl kullanılacağıdır” diye kaydetti.

“DİYARBAKIR TÜRKİYE ORTALAMASINA GÖRE DAHA GENÇ”

Diyarbakır’ın ülke ortalamasına göre daha genç bir nüfusa sahip olduğunu dile getiren Dr. Gökhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Diyarbakır ülke ortalamasına göre çok daha genç bir nüfus yapısına sahip olup 15-24 yaş arası nüfus il nüfusunda oransal olarak ciddi bir yerde duruyor. Ancak Diyarbakır'da da doğurganlık ve çocuk nüfusunun ağırlığı geçmiş yıllar ile kıyaslandığında azalıyor. Diyarbakır'daki genç-yaşlı makası ise Türkiye genelinden çok daha geniş, ancak Diyarbakır'ın demografisi de aynı şekilde değişiyor. 2025 doğurganlık verilerinde Diyarbakır'ın toplam doğurganlık hızı yaklaşık 2,14 çocuk düzeyinde ve ülke ortalamasının oldukça üzerinde olup geçmişte 3 çocuk ve üzerindeki seviyelerden ise önemli ölçüde gerilemiştir.
Dolayısıyla Diyarbakır bugün için Türkiye'nin yaşlanma problemini aynı şiddette yaşamıyor. Fakat Diyarbakır, ülkenin tamamı ile aynı yönde, daha düşük doğurganlığa doğru ilerliyor; sadece demografik dönüşümün daha erken bir aşamasında bulunuyor.”

“YAŞ ARALIĞI VE TANIMLAMALARDA REVİZYONA GİTMEK GEREKİR”

“Elimizde tek bir evrensel “genç-orta yaş-yaşlı” sınıflandırması yok ve kullanılan yaş aralığı araştırmaların amacına göre değişebiliyor” diyen Dr. Gökhan, “Demografik analizlerde yaş yapısı çoğu zaman 0–14, 15–64 ve 65+ şeklinde gruplandırılır; Birleşmiş Milletler gençliği 15–24 olarak tanımlar. TÜİK'in çocuk istatistiklerinde ise çocuk nüfus 0–17 yaştır. Ancak sağlıklı yaş alma ve longevity kavramlarının giderek daha fazla yaşamda kendine yer bulması yaş aralıklarını farklı bir noktaya çekecek gibi duruyor. Belki de önümüzdeki yıllarda kronolojik ve biyolojik yaş kavramları tamamen hayatımıza girmiş olacak ve bu ikisi arasındaki makas sağlıklı yaşam uygulamaları ve gelişen biyoteknoloji ile giderek açılacak. Sonuç olarak yaş aralıkları ve tanımlamalarında bir revizyona gitmemiz söz konusu olacak.

“ÇALIŞMA NÜFUSU AZALIYOR”

Çalışma çağındaki nüfusun azaldığını kaydeden Dr. Gökhan, “İnsanların daha uzun yaşaması sağlık ve refah açısından önemli bir kazanımdır. Ancak artan yaşam süresinin sağlıklı ve fonksiyonel bir şekilde geçirilmesi hem bireysel hem de sistem açısından toplumsal bir hedef olmalıdır. Buradaki ana sorunumuz, doğurganlığın düşmesiyle beraber çalışma çağındaki nüfus azalırken yaşlı nüfusun hızlı artışıdır. Kamuoyundaki tartışma genellikle “85 milyon 80 milyona düşecek mi?” noktasında kalıyor. Oysa ekonomik açıdan 15–64 yaş nüfusunun payı, yaşlı bağımlılık oranı ve çalışan/çalışmayan dengesi toplam nüfus rakamından daha kritik olabilir. Bu durumun toplumsal yaşama yansımalarına baktığımızda; iş gücü arzında ortaya çıkacak dengesizlikler, emeklilik ve sosyal güvenlik sisteminin finansmanında zorlanmalar, sağlık harcamalarının katlanarak artması, uzun süreli bakım ihtiyacı ve ailelerin bakım yükünün artması ilk akla gelen başlıklardır” dedi.

Muhabir: Celal KUZU