ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU

Diyarbakır’da 2016’dan 2026’ya kadar temel gıda, kira, fatura ve ulaşım giderlerinde yaşanan artış, asgari ücretlinin alım gücünü önemli ölçüde eritti. 2016 yılında bin 300 TL olan asgari ücretle temel giderler karşılandıktan sonra para kalırken, 2026 yılında 28 bin 075,50 TL’ye yükselen asgari ücret, aynı yaşam standardını sürdürebilmek için yetersiz kalıyor. TÜRK-İŞ’in Temmuz 2026 araştırması da tabloyu ortaya koyarken, açlık sınırı 36 bin 939,87 TL’ye, yoksulluk sınırı 120 bin 325,30 TL’ye yükseldi. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 47 bin 758,39 TL olarak hesaplandı. Türkiye’de son 10 yılda artan hayat pahalılığı ve buna bağlı olarak düşen satın alma gücünü Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e değerlendiren Dicle Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Songur, yaşanan gelir kaybının tek bir nedene bağlanamayacağını belirtti.

ALIM GÜCÜNDEKİ DÜŞÜŞÜN BİRÇOK NEDENİ VAR

Songur, satın alma gücündeki düşüşün birçok farklı ekonomik ve küresel gelişmenin birleşiminden kaynaklandığını belirtti. Songur, özellikle son beş yılda yükselen enflasyon, uygulanan ekonomi politikaları, küresel ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar, enerji ve ham madde fiyatlarındaki artışlar, Covid-19 salgını ve küresel merkez bankalarının para politikalarının Türkiye ekonomisi üzerinde önemli etkiler yarattığını söyledi.

“SATIN ALMA GÜCÜNDEKİ DÜŞÜŞÜ TEK BİR NEDENE BAĞLAMAK DOĞRU DEĞİL”

Son 10 yıllık ekonomik tabloya bakıldığında satın alma gücünün düşmesinin birçok nedeni bulunduğunu ifade eden Songur, “Bunu sadece bir veya iki nedene bağlamak doğru değil” dedi. Özellikle son beş yılda yaşanan enflasyon artışına dikkat çeken Songur, “2018’den bu yana başlayan bir enflasyon artışı var. Burada uygulanan ekonomi politikalarının da etkisi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

Songur, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve geldiği dönemde de “rasyonel ekonomi politikaları” vurgusunun öne çıktığını hatırlattı. İktisat ve ekonomi biliminde de rasyonel ekonomi politikalarının öneminin açık biçimde vurgulandığını belirten Songur, Şimşek öncesindeki dönemde rasyonel olmayan ekonomi politikalarının uygulandığının Bakan Şimşek tarafından da ifade edildiğini söyledi. Songur, bunun satın alma gücündeki gerilemenin en önemli etkenlerinden biri olduğunu ancak yaşanan tabloyu yalnızca iç ekonomik politikalara bağlamanın da doğru olmayacağını belirtti.

Diyarbakır'daki "ateş savaşçılarının" göz dolduran performansı
Diyarbakır'daki "ateş savaşçılarının" göz dolduran performansı
İçeriği Görüntüle

KÜRESEL GELİŞMELER TÜRKİYE EKONOMİSİNİ ETKİLEDİ

Türkiye’deki ekonomik gelişmelerin yanı sıra küresel gelişmelerin de önemli bir etken olduğunu vurgulayan Songur, 2018 yılından bu yana yaşanan yaklaşık 10 yıllık dönemde küresel ticaret savaşlarının da hesaba katılması gerektiğini söyledi. Bölgede ve dünyanın farklı noktalarında yaşanan çatışma ortamlarının da küresel ekonomiyi etkilediğini belirten Songur, bu çatışmaların başta küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Küresel tedarik zincirlerinin zarar görmesinin döviz kurlarında artışa veya ham madde ve enerji ürünlerinin fiyatlarının yükselmesine neden olduğunu ifade eden Songur, Türkiye gibi enerji ve petrol ithalatçısı ülkelerin bu gelişmelerden daha ciddi biçimde etkilendiğini söyledi. Songur, son dönemde yaşanan İran, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasındaki gerilimin de petrol fiyatları üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “Son dönemde yaşanan İran, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail geriliminin de çok net bir şekilde petrol fiyatlarını artırdığını gördük” dedi.

Türkiye’nin petrol ithalatçısı bir ülke olduğunu hatırlatan Songur, petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye’nin cari açığını olumsuz etkilediğini, bununla birlikte enflasyon ve maliyetlerin de yükseldiğini belirtti.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE ENERJİ MALİYETLERİ

Türkiye ekonomisini etkileyen küresel gelişmeler arasında Rusya-Ukrayna Savaşı’nın da önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Songur, “Çok uzağa gitmeye gerek yok. Yine kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı yaklaşık beşinci yılına geliyor” dedi. Savaşın Türkiye’ye etkilerinin tahıl ürünlerinden enerjiye kadar geniş bir alanda görüldüğünü belirten Songur, Türkiye’nin Rusya’dan doğalgaz satın aldığını hatırlattı. Rusya ile Türkiye ilişkilerinin son 10 yıllık süreçte inişli çıkışlı dönemlerden geçtiğini ifade eden Songur, bu gelişmelerin de ekonomik süreci olumsuz etkilediğini söyledi.

COVİD-19 VE MERKEZ BANKALARININ PARA POLİTİKALARI

Songur, son 10 yıllık ekonomik tabloda Covid-19 salgınının da özellikle vurgulanması gereken önemli etkenlerden biri olduğunu dile getirdi. Covid-19 döneminde birçok merkez bankasının para politikalarında gevşemeye gittiğini ifade eden Songur, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın da bu merkez bankalarından biri olduğunu söyledi.

Bununla birlikte 2016 sonrasında majör merkez bankalarının çok net bir şekilde faiz artırımlarına gittiğini hatırlatan Songur, 2020 yılında ise tam tersi bir politikanın uygulandığını ve faiz indirimlerine yönelindiğini belirtti. Bu iki dönemin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Songur, majör ekonomilerin merkez bankalarının faiz artırmasının Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde sıcak para çıkışına neden olabildiğini söyledi.

“ÇIKAN SICAK PARA DÖVİZ ARTIŞINA NEDEN OLUYOR”

Türkiye’den çıkan sıcak paranın döviz artışına neden olduğunu belirten Songur, “Ekonomide siz faizleri artırdığınızda, yani Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa Birliği gibi majör ekonomilerin merkez bankaları faiz artırdığında, bizim ülkemizden sıcak para çıkışı oluyor. Dolayısıyla bu sıcak para çıkışı da döviz kurunda artışa neden oluyor” dedi. Döviz kurundaki artışların ise enflasyonu ve enflasyonla mücadele, yani dezenflasyon ortamını olumsuz etkilediğini belirten Songur, son 10 yıllık süreçte Türkiye’nin yalnızca iç politikaya bağlı değil, dış politika ve küresel gelişmelerden kaynaklanan olumsuzluklarla da karşı karşıya kaldığını söyledi.

2018’DEKİ KUR KRİZİ VE RAHİP BRUNSON GERİLİMİ

Songur, ekonomik tabloyu etkileyen gelişmeler arasında 2018’de yaşanan kur krizine de dikkat çekti. Söz konusu krizin iç politika kaynaklı olmakla birlikte dış gelişmelerle bağlantılı olduğunu belirten Songur, Amerika Birleşik Devletleri ile Rahip Brunson çerçevesinde yaşanan gerilimin ekonomik sonuçlar doğurduğunu söyledi.

“10 YILLIK EKONOMİK TABLOYU BİRKAÇ MADDEYLE AÇIKLAMAYAMIZ”

Bu nedenle son 10 yıllık ekonomik süreci yalnızca birkaç maddeyle açıklamanın ve yaşanan gelişmeleri sadece iç politikaya bağlamanın doğru olmayacağını ifade eden Songur, “Ama iç politikadaki o rasyonel olmayan politika dönemi, bununla birlikte ekonomik anlamda rasyonel olmayan politikalar önemli bir etken” dedi. Songur, bunun yanında dış politikada yaşanan gelişmelerin ve giderek daha fazla küresel gelişmeler merkezli politikaların da Türkiye ekonomisini etkilediğini belirtti.

TİCARET SAVAŞLARI TÜRKİYE’Yİ DE ETKİLEDİ

Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarına dikkat çeken Songur, ticaret savaşlarının küresel ekonomi üzerinde önemli sonuçlar yarattığını söyledi. Trump’ın politikalarında önce kendi ülkesinin ekonomik çıkarlarının değerlendirildiğini belirten Songur, Amerika gibi majör ülkelerin ticarette üstünlük kurma çabasının ortaya çıktığını ifade etti. Bu gelişmelerin Türkiye açısından da olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirten Songur, Türkiye’nin ticaret savaşlarında uygulanan gümrük vergilerinden etkilenen ülkelerden biri olduğunu söyledi. Songur, “Amerika gibi bir ülke gümrük vergisi uyguladı ve bu noktada biz sorun yaşadık” ifadelerini kullandı.

“ÇİN’İN YÜKSELİŞİ DE ÖNEMLİ BİR GELİŞME”

Son 10 yılda yaşanan en önemli gelişmelerden birinin de Çin’in yükselişi olduğunu belirten Songur, bu gelişmenin Türkiye’nin küresel rekabet gücü açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çin’in düşük emek maliyetine, başka bir ifadeyle daha ucuz emeğe sahip bir ülke olduğunu belirten Songur, Çin’in bu avantajını kullanarak Türkiye’nin rekabetçi olduğu birçok alanda önüne geçti.

Muhabir: Güneş OCAĞA - Mehmet Rumet SOYLU