Güneş OCAĞA-ÖZEL HABER

Uzmanlar, halk sağlığını tehdit eden birçok sorun gibi, kirli hava sorununun da geçen yıl 6-7 Şubat'ta meydana gelen Maraş merkezli deprem öncesi ve sonrası olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Gazetemiz Güneydoğu Ekspres'e açıklamada bulunan Diyarbakır Çevre Mühendisleri Odası Eşbaşkanı Nujiyan Yıldırım, Diyarbakır'daki hava kirliliğinin durumunu şöyle değerlendirdi:

“KENTİN HAVASI KİRLENDİ”

"Deprem sonrası kontrollü olan, olmayan yıkımların yarattığı kirliliğe dair ne bilimsel bir araştırma ne de ilgili kurumların bir incelemesi, açıklaması olmadığı için, deprem öncesi hava kirlilik boyutunu ele alarak ve gözlemlediğimiz deprem sonrası uygulamaları değerlendirerek, kentimizde halkın ve çevrenin maruz kaldığı kirliliğin boyutunun etkilerini öngörebiliriz.

Deprem öncesi Diyarbakır'ın hava kalitesi endeksi, DSÖ’nün güncellenmeyen COVİD öncesi değerlerine göre bile orta seviyeydi. Bu seviye Covid sonrası solunum yolu hastalıklarının çoğalmasından dolayı; kentin hava kirliliği seviyesi, özellikle kronik solunum yolu hastalar ve yaşlılar için riskleri hayati boyuttaydı. Buna neden olan kirlilik; PM2.5 denilen ince partiküllerin solunum yoluyla kan damarlarında birikerek daha çok ölümle sonuçlanmasına neden olmaktadır. Ve faili hava kirliliği olan birçok ölümlerin nedeni, kayıtlara solunum yolu hastalıkları diye geçmektedir. Oysa kalp damar, solunum yolu hatta kanser hastalıklarını tetikleyen başlıca neden kirli havadır."

"ÖLÜMCÜL BOYUTTA"

Hava kirliliği ve sisin birleşimi ölümcül boyutta risk taşıdığına da dikkat çeken Yıldırım, "Kentimizde yılların sorunu olan kirli hava; deprem sonrası hasarlı yapıların yıkılma sürecinde orta çıkan toz bulutuyla yayılan asbest dediğimiz zehirli maddenin yarattığı hava kirliliği ile birlikte kış mevsiminin meteorolojik bir olayı olan yoğun sis birleşimi insan ve çevre sağlığı açısından ölümcül boyutta risk oluşturmaktadır" dedi.

"HAVA KİRLİLİĞİ RANT TEMELLİ BÜYÜYEN KENT SORUNU"

Yıldırım, hava kirliliğinin en çok hangi nedenlerden dolayı oluştuğuna ise şöyle  değindi:

"Bilindiği üzere hava kirliliği en çok egzoz gazı, sanayi üretimi, kömürle çalışan termik santraller, kömürle ısınma, orman yangınları, çarpık kentleşme, betonarme ve kişisel atıklar sonucu oluşur. Fakat Diyarbakır’da risk teşkil eden hava kirliliğini en çok hangisinin ne boyutta tetiklediğini belirten bilimsel veriler, araştırmalar olmasa da, kent yaşamını birçok boyutuyla olduğu gibi hava kirliliğine de neden olan faktörlerin başında çarpık betonarme kentsel dönüşüm, yoğun trafikten kaynaklı egzoz gazı, orman yangınları, ısınma amaçlı kömür ve çeşitli atıkların yakılması sonucunda oluşan kirleticiler, Diyarbakır’daki hava kirliliğine neden olmaktadır. Hava kirliliği denetlenmeyen ve rant temelli büyüyen kentler sorunu olsa da, bu sene kirliliği artıran deprem ve sonrası yıkımlarla birlikte, ısınma amaçlı kullanılan atıkların çoğalması ve bunun temelinde de ekonomik krizin yarattığı derin bir yoksulluk gerçeği var. Yani birbirini tetikleyen hava kirliliği ve iklim krizini de tetikleyen hava kirleticilerini ısınma amaçlı kullanmak zorunda kalan ve daha çok yoksullaşan bir halk gerçeği var."

"DİYARBAKIR NEFESSİZ BIRAKILDI"

"Hava kirliliği Diyarbakır'ı nefessiz bıraktı" diyen Yıldırım, "Diyarbakır ve çevre illerde deprem sonrası; gerek merkezi yönetimin, gerekse yerel yönetimlerin ilgisizliği, öngörüsüzlüğünün yanı sıra ilgili kent STK’larını da muhatap almadıkları için yeterince denetlenmeyen kontrolsüz yıkımların da neden olduğu hava kirliliği Diyarbakır kentini nefessiz bıraktı diyebiliriz. Yanı kısa ve uzun vadeli başta yaşam hakkına tehdit olan sağlık sorunlarının yanı sıra sosyal ve çevresel birçok sorunun da etkilerini artıran kirli havanın bir nedeni de aynı zamanda gerekli önlemleri almayan bir kayyum yönetimi sorunu yaşayan bir kenttir Diyarbakır" diye konuştu.

YEREL YÖNETİMLERİN GÖREVİNİ HATIRLATTI

Yerel yönetimlerinin görevine dikkat çeken Yıldırım, şunları ifade etti:

"Yerel yönetimlerin görevi sadece ölçü istasyon verilerini duyurmak değildir.  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na bağlı il müdürlükleri, il sağlık müdürlüğü  koordinasyonuyla çalışmalar olmadığı gibi kentin hava kirliliğini etkileyen faktörleri denetleyecek, azaltacak yetki ve sorumluluğa sahip bir yerel yönetim anlayışı yok kentte ne yazık ki. Çünkü kayyum yönetimi, kentle ilgili hiçbir çalışmayı kentin dinamikleriyle, Diyarbakır halkıyla paylaşmadığı için hava kirliliğiyle ilgili uyarıları da dikkate almamaktadır. Oysa yerel yönetimlerin temel ve varoluş amacı, vatandaşına temiz su, temiz hava ve sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamaktır. Demokratik bir kent yönetimi ve bilimsel çalışmalar ışığında doğayı koruma temelli projelerin, aktivitelerin gerçekleşmesi sonucunda kentin hava kalitesinde de iyileşme olacaktır. Ve özellikle temiz hava hakkı ve önemiyle ilgili farkındalık oluşturacak toplumsal bilinç geliştirilmelidir. Çünkü insan daha az yemek yiyebilir, daha az kıyafet giyebilir, daha az özel araç kullanabilir, ama daha az nefes alarak yaşayamaz, dolayısıyla temiz hava solumak yaşamsal bir haktır."

Editör: Güneş OCAĞA