ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU
Mevsim geçişleri, gün ışığındaki değişimlerden günlük yaşam rutinlerine kadar pek çok faktör aracılığıyla insan psikolojisini etkileyebiliyor. Ancak her ruhsal değişimin yalnızca mevsimlerle açıklanamayacağını belirten Uzman Psikiyatrist Dr. Azad. Günderci, belirtilerin süresi, kişinin günlük yaşamına etkisi ve geçmiş ruh sağlığı öyküsünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Güneydoğu Ekspres’e konuşan Dr. Günderci, gün ışığının biyolojik saatin düzenlenmesinde önemli rol oynadığını ifade ederek, “Günlerin uzaması veya kısalması bazı kişilerde uyku düzeni, enerji düzeyi ve iştah değişikliklerine yol açabiliyor. Bunun yanında kış aylarında sosyal ilişkilerin azalması, yazın aşırı sıcaklar nedeniyle uykunun bölünmesi ve sonbaharda iş ya da okul sorumluluklarının artması gibi etkenlerin de ruh halini etkileyebiliyor” dedi.

MEVSİM GEÇİŞLERİ RUH SAĞLIĞINA ETKİSİ
Herkesin mevsim geçişlerini aynı yaşamadığını belirten Dr. Günderci, “Mevsim geçişleri gerçekten ruh halimizi etkileyebiliyor. Ama bir yakınmanın mevsimle birlikte ortaya çıkması, nedeninin yalnızca mevsim olduğu anlamına gelmez. Günlerin uzaması ya da kısalması bazı kişilerde uyku saatlerini, enerjiyi ve iştahı değiştirebilir. Bedensel değişikliklerle yaşam düzenindeki değişiklikler birbirini etkiliyor. Değerlendirirken kişinin kendi olağan halini esas alırız. Daha önce yapabildiği işleri yapmakta zorlanıyor mu? Dinlenmesine rağmen yorgunluğu sürüyor mu? Yakınlarından uzaklaşmış mı? İş yükünü, ekonomik kaygıları, fiziksel sağlığı ve kullanılan ilaçları da düşünmeden ‘mevsimdendir’ demek, başka nedenleri gözden kaçırabilir. Sonbaharı seven birinin, o dönemde zorlanan birine ‘ben gayet iyiyim, sen neden böylesin?’ demesi yardımcı olmaz. Kişinin yaşadığını anlamak için kendi deneyimimizi ölçü kabul etmemeliyiz” dedi.
BELİRTİLER NELERDİR?
Kış tipi mevsimsel depresyonda tatlı ve karbonhidrat isteğinin de artabileceğini dile getiren Dr. Günderici, “Mevsim geçişlerini ayrı ayrı düşündüğümüzde her mevsime sabit bir ruh hali atamak doğru değil. Örneğin sonbahardan kışa geçişte bazı kişiler daha fazla uyuduklarını, buna rağmen dinlenemediklerini anlatıyor. Enerji azalması, iştah artışı ve sosyal çekilme görülebiliyor. Kış tipi mevsimsel depresyonda tatlı ve karbonhidrat isteği de artabilir. Bunu tek bir hormona bağlayamayız; uyku, iştah ve duygu durum birlikte değerlendirilmesi gereken süreçlerdir. Kıştan ilkbahara geçişte kimi insan canlanırken kimi uyku değişiklikleri, huzursuzluk veya halsizlik yaşayabiliyor. ‘bahar yorgunluğu’ gündelik dilde sık kullanılan bir ifade. Fakat uzayan halsizliği bu adla geçiştirmemek gerekir.” diye konuştu.
MEVSİMSEL DEPRESYON
Mevsimsel depresyona da değinen Dr. Günderici, “Gündelik konuşmada birkaç günlük keyifsizlik için de bazen kış depresyonu terimi kullanılabiliyor. Depresyon ya da bipolar bozukluk kapsamında mevsimsel bir örüntü değerlendirilebilir. En sık bilinen biçimi sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkar, başka bir mevsimde düzelir. Ancak kışın çok uyumak veya daha fazla tatlı istemek tek başına tanı koydurmaz. Depresif bir dönemde çökkünlük ya da ilgi ve zevk kaybına; enerji azalması, uyku ve iştah değişiklikleri, dikkat güçlüğü, değersizlik veya suçluluk duyguları eşlik edebilir. Belirtilerin genellikle en az iki hafta sürmesi ve belirgin sıkıntı ya da işlev kaybına yol açması önemlidir. Tek bir yakınmaya değil, belirtilerin oluşturduğu bütüne bakarız. Daha az görülmekle birlikte yazın da mevsimsel depresyon olabilir. Yaz örüntüsünde uykusuzluk, iştah azalması, huzursuzluk ve kaygı daha fazla öne çıkabilir” şeklinde konuştu.
KİMLER BU DÖNEMLERDE DİKKAT ETMELİ?
“Geçmişte aynı mevsimlerde depresif dönemler yaşayanların ve bipolar bozukluğu olanların kendi erken belirtilerini tanıması yararlı olur” diyen Dr. Günderici, “Önceki dönemler uyku değişikliğiyle mi, sosyal çekilmeyle mi, enerji artışıyla mı başlamış? Bu bilgi, tedaviyi zamanında gözden geçirmeye yardımcı olabilir. Anksiyete ve panik bozukluğu olan kişilerde sıcak, uykusuzluk veya susuzlukla ortaya çıkan bedensel duyumlar kaygıyı artırabilir. Ancak yeni başlayan çarpıntıyı ya da nefes darlığını doğrudan paniğe bağlamamalıyız; fiziksel nedenler de değerlendirilmelidir.
Travma yaşamış kişilerde bazen mevsimin kendisinden çok hatırlatıcılar etkili olur. Olayın yıl dönümü, bir koku veya belirli bir hava koşulu zorlayıcı olabilir.
Yaşlılarda, demans tanısı olanlarda ve ciddi ruhsal hastalıklarla yaşayan kişilerde sıcaklık değişimleri, uyku bozulması ve günlük düzenin aksaması ayrıca önem taşır. Yine de tanıların yanına birer ‘mevsim riski’ yazmak yerine, kişinin geçmişine, bakım ihtiyaçlarına ve mevcut koşullarına bakmayı tercih ederim” dedi.
İLAÇ KULLANANLARA SIVI VE TUZ DENGESİ UYARISI
Özellikle lityum kullanan kişilerin sıcak havalarda sıvı ve tuz dengesine dikkat etmesi gerektiğini belirten Dr. Günderci, şunları söyledi:
“Özellikle lityum kullananlarda sıvı ve tuz dengesi önemlidir. Aşırı terleme, susuz kalma, kusma veya ishal lityum düzeyini yükseltebilir. Risk, mevsim değişikliğinin kendisinden çok bu değişimin vücutta oluşturduğu koşullarla ilgilidir. Doz kişinin kendi kararıyla değiştirilmemeli. Yeni başlayan ya da belirginleşen titreme, kusma, dengesizlik, konuşmada bozulma veya bilinç bulanıklığı varsa acil değerlendirme gerekir. Başka bazı ilaçlar da sıcakla baş etmeyi etkileyebilir. Sıcak dönemlerde alınacak önlemleri hekimle konuşmak, tedaviyi güvenli biçimde sürdürmenin bir parçasıdır.
İKLİM KRİZİ RUH SAĞLIĞINI DA ETKİLİYOR
Mevsim geçişlerinin doğal döngüler olduğunu, insan kaynaklı iklim değişikliğinin ise sıcaklıkları, yağış düzenlerini ve bazı aşırı hava olaylarının olasılığını ya da şiddetini değiştirdiğini belirten Dr. Günderci, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Mevsim geçişleri doğal döngülerdir. İnsan kaynaklı iklim değişikliği ise uzun vadede sıcaklıkları, yağış düzenlerini ve bazı aşırı hava olaylarının olasılığını veya şiddetini değiştiriyor. Ruh sağlığı üzerindeki etkiler de farklı yollardan ortaya çıkıyor. Aşırı sıcaklar uykuyu ve günlük işlevleri bozabiliyor. Afetler can kaybına, yaralanmaya, yerinden edilmeye ve geçim kaynaklarının kaybına yol açabiliyor. Evini kaybeden birinin yalnızca korkusuyla ilgilenemeyiz. Nerede yaşayacak? Çocuğu hangi okula gidecek? Tedavisini nasıl sürdürecek? Bu sorular yanıtsız kaldığında ruhsal yük de artar. Yaşanan sıkıntıyı sadece kişinin baş etme becerileriyle açıklamak, içinde bulunduğu durumu eksik değerlendirmek olur.
’EKO-KAYGI’ VE SOLASTALJİ KAVRAMLARI
İklim değişikliği karşısında yaşanan kaygıyı ifade eden “eko-kaygı” kavramının tek başına psikiyatrik bir tanı olmadığını vurgulayan Dr. Günderci, “Eko-kaygı, çevresel tehditler ve iklim değişikliği karşısında yaşanan kaygıyı anlatır; tek başına psikiyatrik tanı değildir. Gerçek bir tehdide endişeyle karşılık vermek, kendiliğinden hastalık anlamına gelmez. Kişiye ‘bunları düşünme, hayatına bak’ demek kaygısının nedenini görmezden gelir. Her çevresel kaygıyı hastalık olarak ele almak da benzer biçimde sorunludur. Değerlendirdiğimiz, kaygının kişinin hayatını nasıl etkilediğidir. Haberleri tekrar tekrar kontrol ediyor, uyuyamıyor, geleceğe ilişkin plan yapamıyor veya gündelik işlerini sürdüremiyorsa destek gerekebilir.”
BİREY OLARAK NE YAPABİLİRİZ?
Ruh sağlığının korunmasında bireysel çabaların önemli olduğunu ancak güvenli konut, uygun çalışma koşulları ve erişilebilir sağlık hizmetlerinin yerini tutamayacağını belirten Dr. Günderci, son olarak şunları ifade etti:
“İklim konusunda da kaygının gerçek nedenlerini kabul ederek yaşamak mümkündür. Sorunları saklamadan, yapabileceklerimizi birlikte aramak daha gerçekçi geliyor. Kendimize iyi bakmakla daha güvenli bir ev, daha sağlıklı bir çalışma ortamı ve erişilebilir hizmetler talep etmek birbiriyle çelişmez. Ruh sağlığına özen göstermek, insanın yaşadığı koşullara da özen göstermeyi gerektirir.”



