Mehmet Rumet SOYLU/Yazdı
2 Haziran 1991’de, çok sevdiği Ankara’da geçirdiği kalp krizi sonucu henüz 64 yaşındayken aramızdan ayrılan Ahmed Arif, bugün hâlâ şiirleriyle yanı başımızda yaşamayı sürdürüyor. Onun dizeleri sadece kitap sayfalarında değil türkülerin sözlerinde, meydanlarda, cezaevi duvarlarında, âşıkların dilinde ve umut etmekten vazgeçmeyen insanların yüreğinde yaşamaya devam ediyor.
Bir kitaba, koca bir hayat sığar mı? Evet, sığar ve taşar bile bazen.
1968 yılında yayımlanan Hasretinden Prangalar Eskittim, en çok okunan şiir kitaplarından biri olmayı sürdürüyor. Aradan geçen onlarca yıla rağmen etkisini kaybetmeyen bu eser, yalnızca bir şiir kitabı değil; Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, yoksulların, emekçilerin, mahpusların ve sevdalıların ortak hafızasıdır.
Ahmed Arif’in şiirleri üzerine düşünüldüğünde ilk akla gelen şeylerden biri titizliğidir. O, şiiri bir taş ustası sabrıyla işledi. Bu nedenle yaşamı boyunca şiirlerini yalnızca tek bir kitapta toplamayı tercih etti. Her dize, her sözcük yerli yerindeydi. Ne eksik ne fazla…

Ahmed Arif’in şiirleri bir coğrafyanın sesidir. Dağların, nehirlerin ve en önemlisi insanların şairidir. Diyarbakır’ın, Fırat’ın, Dicle’nin, Torosların ve Mezopotamya’nın rüzgârı eser dizelerinde. Onun şiirlerinde dağlar yalnızca dağ değildir; direniştir.
Nehirler yalnızca su değildir; zamandır, özlemdir, umuttur.
“Diyarbekir Kalesi’nden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi” şiirinde halkının çektiği acıları anlatırken aynı zamanda geleceğe olan inancını da korur. Çünkü Ahmed Arif’in şiirinde karamsarlık hiçbir zaman son sözü söylemez. En zor zamanlarda bile dizelerinin bir ucundan mutlaka güneş görünür. Mahpusluğun içinden bile yükselen bir inançtır Özgürlüğe dair.
Ahmed Arif’in hayatı yalnızca şiirden ibaret değildi. Gençlik yıllarından itibaren çeşitli dönemlerde tutuklandı, işkence gördü ve uzun süre cezaevlerinde kaldı. Bu nedenle mahpusluk, onun şiirlerinde sıkça karşımıza çıkar. Ancak bu yalnızca bireysel bir tutsaklığın hikâyesi değildir. Onun şiirlerinde özgürlük özlemi, adalet arayışı ve insan onuruna duyulan bağlılık da vardır.
İçeride şiirindeki birkaç sözcük bile onun şiirindeki büyük gerilimi anlatmaya yeter. Bir yanda demir parmaklıklar, diğer yanda özgürlüğün sonsuz umudu…Her şeyi yazdı Ahmed Arif ve fakat hiçbir zaman teslimiyeti yazmadı.
O, zorluğun içindeki direnci ve umudu anlattı.
Ve aynı zamanda aşkın da direnişin de Şairi oluverdi.
Ahmed Arif denince çoğu insanın aklına ilk olarak aşk gelir.
“Seni anlatabilsem seni…”
Şiirimizin en çok bilinen dizelerinden biri olan bu sesleniş, yalnızca bir sevgiliye duyulan özlemi değil, insanın en derin duygularını anlatma çabasını da yansıtır. Ancak onun aşkı yalnızca bireysel bir sevda değildir. Halkına, memleketine, dostlarına ve hayata duyduğu sevgi de aynı yoğunlukla hissedilir.
Bu yüzden Ahmed Arif’in şiirlerinde aşk ile direniş, özlem ile umut, hüzün ile başkaldırı yan yana yürür. Dostluğun ve düşmanlığın da mert olanını seven bir şairdir O. İnsanın dik durmasını, haysiyetini korumasını savunur.
Şiirlerinde halkına duyduğu sevgi her zaman hissedilir. Yoksulluğu, emeği, alın terini ve yaşam mücadelesini anlatırken hiçbir zaman yukarıdan bakmaz. Çünkü anlattığı insanlar onun kendi insanlarıdır. Belki de bu yüzden şiirleri bugün hâlâ bu kadar canlıdır. Çünkü insanı anlatır. Hem de bütün kırılganlığı ve bütün gücüyle…
Ve O, taklit edilemeyen bir sestir de aynı zamanda. Coğrafyamızda birçok büyük isim yetişti. Ancak Ahmed Arif’in sesi her zaman ayrı bir yerde durdu. Onun dili, ritmi, metaforları ve coğrafyayla kurduğu ilişki benzersizdi. Pek çok kişi onu örnek aldı, etkisinde kaldı; fakat ne kendisi ne de şiiri tam anlamıyla taklit edilebildi.
Şair dostu Cemal Süreya’nın Ahmed Arif şiiri için söylediği şu sözler bunun en güzel özetlerinden biridir: “Daha deniz görmemiş çocuklara adanmıştır. Kurdun kuşun arasında, yaban çiçekleri arasında söylenmiştir, bir hançer kabzasına işlenmiştir.”
Gerçekten de Ahmed Arif’in şiiri, halkın içinden çıkmış ve yeniden halka dönmüştür. Hasretinden Prangalar Eskiten bir mirasın mimarıdır O. Arkasında onlarca kitap bırakmadı. Fakat bıraktığı tek kitap, kuşaklar boyunca okunacak bir edebiyat anıtına dönüştü. Şiirlerinde mahpusluğu da, aşkı da, umudu da, direnişi de aynı potada eritmeyi başardı. Haysiyetini dizelerine işledi. Bir sarraf titizliğiyle çalıştı ve ortaya hep “biz” duygusunu koydu.
Bugün Ahmed Arif’i anarken yalnızca büyük bir şairi değil; umudu her koşulda koruyan, halkının acısını kendi acısı bilen, aşkı ve özgürlüğü aynı yürekle savunan bir insanı da hatırlıyoruz. Ve biliyoruz ki bazı şairler ölmez.
Onlar dizelerinin içinde yaşamaya devam ederler. Ahmed Arif de onlardan biridir. Hasretinden prangalar eskitenlerin, umut etmeyi bırakmayanların ve güzel günlere inananların yanında…
Hem de hâlâ.





