Vecdi ERBAY Yazdı

Han Kang 2024 Nobel Ödüllü alarak, Nobel ödülünü alan ilk Asyalı kadın unvanını da kazanmış oldu. Malum, Nobel Ödülü yazarı dünyaya tanıtan nitelikte. Ödülü aldıktan sonra Han Kang'ın kitapları Türkçeye de çevrildi. 2016 Uluslararası Booker ödüllü "Vejetaryen" adlı romanı Türkçeye çevrilince hakkıda epey yazı yazıldığını hatırlıyorum. Benim Han Kang ile tanışmam ise "Çocuk Geliyor" (April Yayınları, Çeviri: Göksel Türközü) romanı ile oldu.

Roman ilk sayfalarında içine çekemedi beni. Kim bilir, belki neredeyse hiç tanımadığımız bir coğrafyayı anlattığı içindi ya da romanda geçen yer ve kişi isimlerini akılda tutmanın güçlüğünden kaynaklanıyordu. Fakat sayfalar ilerledikçe, olaylara ve isimlere yabancılık duygusu kayboldukça romanı elden bırakmak mümkün olmadı. Romanı okurken şu duygu, kim bilir kaçıncı kez, gelip yapışıyor insanın yakasına: Faşizm dünyanın her yerinde aynı kıyıcılıkta. Ve şu slogan: İnsanın birinci vazifesi faşizmle mücadele etmektir.

Ağıt Gibi Roman Çocuk Geliyor

GWANGJU DİYE BİR YER

"Çocuk Geliyor" romanına konu olan olaylar, Güney Kore'nin Gwangju kentinde geçiyor.1961'de askeri darbe ile iktidara gelen
Park Chung Hee, 1979 yılına kadar ülkeyi diktatörlükle yönetmiş ve 1979 yılında öğrencilerin öncülük ettiği protestolar sırasında öldürülmüş. Park’ın ölümünden sonra, Güney Kore siyasi liberalleşme sürecine giriyor ama bu da uzun sürmüyor. Askerler, Chun Doo Hwan liderliğinde, 12 Aralık 1979’da yeniden darbe gerçekleştiriyorlar. Her darbenin rutini olan gerçekleşiyor, muhalif siyasetçiler tutuklanıyor, ağır bir sansür uygulanıyor, halkın üzerindeki baskılar artıyor, toplumun dinamik gücü öğrenciler ve işçiler susturulmak isteniyor...

Ancak Kore halkı ülkenin her tarafında demokrasi talebiyle protesto gösterileri gerçekleştiriyor. Etkili gösterilerden biri de Gwangju’da düzenleniyor. Öğrenciler, 17 Mayıs'ta ilan edilen sıkıyönetimi protesto etmek üzere 18 Mayıs'ta alana çıkıyorlar. Öğrencilerin protestosu şiddet içermiyor, barışçıdır. Ancak ülkede diktatörlük vardır ve diktatörlüğün demokrasi talep eden her düşünceyi ve eylemi, şiddetle bastırma yöntemine başvurmak gibi bir geleneği vardır. Güney Kore'deki diktatörlük öğrencilerin üzerine özel askeri birlikleri gönderir. Bu askerlerin bir kısmı Vietnam'da savaşmış ve orada sergiledikleri barbarlığı kendi halkından esirgemeyecek türdendir Askerler öğrencilere ateş açar, ölenler olur, barışçı bir gösteriye yönelik asker şiddeti olayların büyümesine ve tüm şehre yayılmasına neden olur.

21 Ağustos MasterChef eleme adayı kim oldu? MasterChef 2026 eleme potası ve adaylar!
21 Ağustos MasterChef eleme adayı kim oldu? MasterChef 2026 eleme potası ve adaylar!
İçeriği Görüntüle

Chun Doo Hwan diktatörlüğü, 27 Mayıs'a kadar süren olaylar sırasında 170 kişinin öldüğünü, 730 kişinin tutuklandığını açıklar. Fakat bağımsız kaynaklar, askeri birliklerin şiddeti sırasında binlerce kişinin öldüğünü, tutuklanan binlerce kişinin ise ağır işkence gördüğünü belirtiyor.

TANIKLAR ANLATIYOR

Gwangju’da gerçekleşen şiddeti, romanın her bölümünde başka bir tanık anlatıyor. Çocuk, Çocuğun Arkadaşı, Editör, Tutuklu, Fabrika İşçisi Kız, Oğlanın Annesi ve Yazar. Her biri yaşadıklarını, tanık olduklarını, hatırladıklarını anlatıyorlar. Herbirinin anlattıkları okuru olayların gerçekleştiği zamana götürüyor. Askerin şiddetini, çoğu çocuk yaşta olan göstericilerin yaşadığı vahşeti gözler önüne seriyor. Her anlatıcı yaşadıklarını, tanık olduklarını, hissettiklerini ifade etmeye çalışırken aynı zamanda şiddetin yıllar içinde kişisel ve toplumsal bellekte onulmaz izler bıraktığını da anlatıyor.
Direnişe katılan Tutuklu şöyle diyor: "O gün askerlere dağıtılan mermilerin toplam sekiz yüz bin tane olduğunu sonradan öğrendim. O zamanlar şehrin nüfusu dört yüz bindi. Yani, tüm şehir halkını ikişer kurşunla öldürebilecekleri sayıda mermi verilmişti. Bir sorun çıkarsa herkesi katledin diye emir aldıklarına inanıyorum." Direnenlerden biri olan Tutuklu, askerlerle aralarındaki güç farkını ise şu cümle ile tarif ediyor: "Biz ateş bile edemeyen silahlı çocuklardık."
Olaylar sırasında ateş etmeyi bilmeyen çocuklar hunharca katlediliyorlar. Sokakta, sığındıkları her yerde ve işkence gördükleri merkezlerde. Aileler çocuklarının ölüsüne ulaşamıyor, mezarsız çocukları için protesto eylemlerine katılıyorlar ve yasları hiç bitmiyor. İşkence görenlerin travmasına yıllar derman olamıyor ve bazıları intihar ediyor.

YAZAR OLAY YERİNE GELİYOR

Çocukluğunda fısıltıyla konuşulanlara kulak kabartan yazar Han Kang, yıllar sonra çocukluğunun geçtiği Gwangju'ya geliyor. Tarihe Gwangju Ayaklanması olarak geçen olayların izini sürüyor ve Türkçeye "Çocuk Geliyor" ismiyle çevrilen romanı kaleme alıyor.
Yazar o dehşet günlerine dönmeli miydi? Evet. Çünkü tüm toplumu ilgilendiren olaylarla ilgili bir yüzleşme şarttır. Kaldı ki olayların üzerinden uzun zaman geçmiş olsa da, olayların izi, en azında o günleri yaşayanların yüreğinde kabuk tutmayan bir yara gibi varlığını hâlâ sürdürüyor.
O vahşet günlerinde işkence görmesine rağmen hayatta kalabilmiş bir tanık, yazara şunları söylüyor: "Tüm o yaşadıklarım radyoaktiviteye maruz kalmaya benziyor. İnsanın kemiklerine, kaslarına işleyen radyasyon onlarca yıl boyunca vücutta kalıp kromozomlarını etkileyerek değiştiriyor. Hücreleri kansere dönüştürüp insanın canına kastediyor. Buna maruz kalan kişi ölse de, bedeni yakılıp sadece kemikleri kalsa da o madde kaybolmuyor."

Romanın içinde, o günlerde yaşananların etkisinin kolay kolay geçmeyeceğini ifade etmek için, Çernobil faciasına da gönderme yapılıyor. Ölüm ve toplumsal travmanın uzun sürdüğünü anlatan sağlam bir benzetme. Han Kang, "Çocuk Geliyor" romanı ile insanlık tarihinin utanç verici bir dönemine tanıklık etmeye ve yüzleşmeye davet ediyor okuru. Çünkü olaylar Güney Kore'de geçiyor olsa da, diktatörlüğün neden olduğu trajedi, aslında bir insanlık meselesidir.
Yazının sonuna gelmişken belirtmeliğim: Türkiye'de yaşayan insanların yaşamadığı, tanık olmadığı, bilmediği olayları anlatmıyor "Çocuk Geliyor". Değil mi ki 12 Eylül faşizmi, 1990'lı yılların karanlığı, 2000'li yıllarda bodrumlarda katledilen insanların sesleri hâlâ acısını kuvvetle hissettiriyor. Han Kang'ın "Çocuk Geliyor" romanı, bu nedenle de evrensel bir konuyu irdeliyor. Ölüleri ve travmanın ölüye çevirdiği insanları konuşturan bir kurguyla, yalın, insani duyguları kışkırtan, yer yer ağıt gibi ağır bir dille: "Sizleri kaybettikten sonra, bizim için vakit akşam oldu. Bizim evlerimiz ve yollar akşam oldu. Ne daha fazla kararan ne de tekrar aydınlanacak olan akşamın derinliklerinde bizler, yemek yiyor, yürüyor ve uyuyoruz.”

Muhabir: Vecdi ERBAY