HABER - Veli BALTACİ
Diyarbakır’ın tarihi yalnızca surları, hanları, camileri ve geleneksel mimarisiyle değil, yüzyıllar boyunca şekillenen sosyal dayanışma kültürüyle de dikkat çekiyor. Kent hafızasında “Diyarbekir beyefendileri” olarak yer edinen eşrafın, özellikle dini gün ve gecelerde ihtiyaç sahiplerini gözetmesi, ibadethanelerde ikramlarda bulunması ve eğitim çalışmalarına destek vermesi, geçmişten bugüne aktarılan önemli gelenekler arasında gösteriliyor.
Eski Diyarbakır toplumunda “beyefendi” kavramı yalnızca maddi varlıkla ilişkilendirilmiyordu. Zarif giyimi, ölçülü konuşması, misafirperverliği, dürüstlüğü ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla öne çıkan kişiler için kullanılan bu ifade, aynı zamanda kentin sosyal hayatındaki güven ve dayanışmanın da karşılığıydı.
Mahalle ve şehir hayatında saygın bir konuma sahip olan bu kişiler, ihtiyaç sahiplerinin desteklenmesinden esnaf arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne kadar birçok konuda sorumluluk üstlenirdi. Misafir ağırlamak, ihtiyaç sahibini geri çevirmemek ve sahip olunan imkânları toplum yararına kullanmak ise bu anlayışın temel unsurları arasında yer alıyordu.
Çelebi Eser’in Diyarbakır’daki hayır mirası
Bu geleneğin Diyarbakır’daki dikkat çekici isimlerinden biri olarak anılan Çelebi Eser, 1927 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Kentin köklü ailelerinden birine mensup olan Eser, ticari faaliyetlerinin yanı sıra eğitim, ibadet, spor ve sosyal yardımlaşma alanlarındaki çalışmalarıyla tanındı. 1995 yılında hayatını kaybeden Eser’in adı, kentte yaptırdığı ve destek verdiği çeşitli eserlerle yaşamaya devam ediyor.
Eser’in hayır anlayışının merkezinde eğitim bulunuyordu. Kendi imkânlarıyla okul yaptırdığı, arsalarını eğitim amacıyla değerlendirdiği ve bazı eğitim kurumlarını Millî Eğitim Bakanlığına bağışladığı aktarılıyor.
Çelebi Eser’in adıyla anılan okullar arasında Çelebi Eser Ortaokulu, Nuriye Çelebi Eser İlkokulu ve Çelebi Eser İmam Hatip Ortaokulu bulunuyor. Bunun yanında bölgedeki hafızlık eğitimine katkı sağlamak amacıyla Çelebi Eser Yatılı Bölge Erkek Kur’an Kursu’nun kurulmasına da öncülük ettiği belirtiliyor.
Eser’in desteğinin yalnızca okul yapımıyla sınırlı kalmadığı, ihtiyaç sahibi öğrencilerin eğitim giderlerine, kıyafet ve kırtasiye ihtiyaçlarına da katkı sunduğu ifade ediliyor.
Kandil gecelerinde dayanışma öne çıkıyordu
Diyarbakır’ın geçmişteki kandil geleneklerinde ibadet kadar paylaşmanın da önemli bir yer tuttuğu anlatılıyor. Kentin tarihi camilerinde düzenlenen programların ardından vatandaşlara çeşitli ikramlarda bulunulması, mevlit ve kasidelerin okunması, ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesi bu gecelerin öne çıkan uygulamaları arasında yer alıyordu.
Çelebi Eser’in de kandil gecelerine özel önem verdiği ve bu gecelerde camilerde düzenlenen programlara destek olduğu aktarılıyor. Başta tarihi Ulu Camii olmak üzere kentteki önemli ibadethanelerde gerçekleştirilen programlarda vatandaşlara lokma, helva, kandil simidi ve şerbet ikram edildiği belirtiliyor.
Mevlit, ilahi ve kasidelerin okunması için hafız ve mevlithanların bir araya getirilmesi de kandil gecelerinin manevi atmosferini güçlendiren uygulamalar arasında yer alıyordu.
Hafızlara ve öğrencilere özel ilgi
Çelebi Eser’in eğitim alanındaki çalışmalarının dini eğitime de uzandığı belirtiliyor. Kendi adıyla kurulan Kur’an kursunda eğitim gören öğrencilerin yanı sıra kentteki diğer öğrencilerle de yakından ilgilendiği, kandil gecelerinde çocuklara çeşitli hediyeler ve harçlıklar verdiği aktarılıyor.
Bu gecelerde öğrencilerin okuduğu hatimlerin dualarının yapılması ve çocukların sevindirilmesi, hayır anlayışının genç kuşaklara aktarılması açısından da önem taşıyordu.
Kandil, ihtiyaç sahibini hatırlama günüydü
Diyarbakır’ın eski kandil geleneklerinde dikkat çeken bir diğer unsur ise yardımların çoğu zaman gösterişten uzak biçimde yapılmasıydı.
Kentteki dul, yetim ve ihtiyaç sahibi ailelerin önceden belirlenerek gıda ve maddi yardımların sessizce ulaştırıldığı anlatılıyor. Böylece yardım alan kişinin toplum içinde mahcup edilmemesi ve hayrın mümkün olduğunca gizli tutulması amaçlanıyordu.
Bu anlayış, Osmanlı döneminden günümüze kadar farklı biçimlerde yaşatılan “zimem defteri” geleneğini de hatırlatıyor. İhtiyaç sahibi vatandaşların esnafa olan borçlarının kimliğe bakılmaksızın kapatılması, hem borçlunun yükünü hafifletiyor hem de mahalle esnafına destek sağlıyordu.

Hayırseverlikten kent hafızasına
Çelebi Eser’in hayatı, Diyarbakır’da geçmişten gelen hayırseverlik kültürünün eğitim ve sosyal dayanışmayla nasıl birleştiğini gösteren örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.
Okullar, Kur’an kursları, ibadethanelere verilen destekler ve ihtiyaç sahiplerine yönelik yardımlar, bu anlayışın yalnızca maddi yardım yapmaktan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Amaç, kentin çocuklarına eğitim imkânı sağlamak, ihtiyaç sahibinin yanında olmak ve toplumdaki dayanışma duygusunu canlı tutmaktı.
Bugün Diyarbakır’ın hızla değişen sosyal yapısı içerisinde “Diyarbekir beyefendileri” kavramı daha çok geçmişe ait bir şehir kültürünü ifade ediyor. Ancak o dönemin zarafet, komşuluk, misafirperverlik ve paylaşma anlayışı, kent hafızasında hâlâ önemli bir yere sahip.
Kandil geceleri ise bu kültürün en görünür olduğu zamanlardan biri olarak hatırlanıyor. Camilerde yapılan ibadetlerin yanı sıra bir sofraya ekmek koymak, bir öğrencinin ihtiyacını karşılamak, borçlu bir esnafın yükünü hafifletmek ya da kapısı çalınmayan bir ailenin yanında olmak, Diyarbakır’ın eski dayanışma anlayışının temelini oluşturuyordu.


