ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU
Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e özel açıklamalarda bulunan SAMER Genel Koordinatörü Yüksel Genç, Diyarbakır’ın Bağlar İlçesi’nin merkez mahallelerinde gençler ve madde bağımlılığı üzerine gerçekleştirdikleri saha çalışmasına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Genç, saha çalışmalarında uyuşturucu ve madde bağımlılığının sanılandan çok daha yaygın olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Yaklaşık 10 yıl önce gerçekleştirilen çalışmalarda Bağlar’da madde bağımlılığı oranının yüzde 3 seviyesinde olduğunu ifade eden Genç, bugün bu oranın yüzde 42’ye kadar yükseldiğini söyledi. Genç ayrıca, madde bağımlılığı sorununun yıllar içinde ciddi boyutlara ulaşarak alarm verdiğini söyledi.
KENTİN İLÇELERİNDE MADDE BAĞIMLILIĞINA YÖNELİK SAHA ÇALIŞMALARI
Bağlar’da yaklaşık 1,5 yıl önce gençlik ve madde bağımlılığı üzerine bir saha çalışması yaptıklarını belirten Genç, şunları ifade etti:
“Aslında çalışma yalnızca Bağlar’la sınırlı değildi; Diyarbakır’ın yanı sıra Silvan, Ergani gibi hatlar üzerinden de gençlik ve uyuşturucu kullanımı üzerine çalışmalar yürüttük. Son dönemde Yenişehir’de de gençlik ve bağımlılık üzerine anket çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmaları aslında kurumumuzun kuruluşundan kısa bir süre sonra başlattık.
Örneğin 2015 yılında Büyükşehir Belediyesi’nin çağrısı ve isteğiyle, 17 şehirde 15-29 yaş aralığındaki gençlerle çalışmalar yaptık ve o dönemde önemli veriler elde ettik. Kayyum atamalarının ardından ise bu çalışmaları, büyük ölçüde kamusal fayda açısından gönüllü olarak sürdürdük. Son dönemde belediyeler yeniden göreve geldikten sonra, sosyal politikalar geliştirebilmek ve toplumu güçlendirebilmek için verilere ihtiyaç duydular. Biz de gençlik ve bağımlılık meselesini bir çalışma önerisi olarak kendilerine sunduk.

“BAĞLAR’DA MADDE BAĞIMLILIĞI 10 YILDA ARTTI”
Bağlar örneğini ele alacak olursak, son 10 yıl içerisinde uyuşturucu ve bağımlılık yaratan madde kullanımında inanılmaz yüksek oranlarda artışlar gördük. Artık gündelik hayat içerisinde kullanıcıların kendilerini gizlemediği, madde kullanımının ve buna bağlı davranış biçimlerinin gündelik yaşam içerisinde daha görünür hale geldiği bir tanıklık sürecinden geçiyoruz.
Sahada yaptığımız çalışmalarla birlikte, meselenin sandığımızdan çok daha yaygın olduğunu gördük. Başlangıçta belirli çevrelerle sınırlı olduğunu düşündüğümüz bu durumun, aslında toplumun çok daha geniş kesimlerine yayıldığına sahada doğrudan tanıklık ettik.
“GENÇLİK ALANLARINDA ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜYORUZ”
Dönem gençlik alanlarında çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Genç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Dönem dönem gençlik alanında da çalışmalar yürütüyoruz. Dolayısıyla meseleye yalnızca bağımlılık üzerinden bakmıyoruz. Gençlerle ilgili son on yılda yaptığımız çalışmalarda, giderek artan biçimde geleceğe dönük bir güvensizlik ve yüksek düzeyde endişe taşıdıklarını gözlemledik. Gençler geleceği öngörmekte zorlanıyor; geleceği bugünden kurmalarını sağlayacak mekanizmalara, özellikle eğitim sistemine, mevcut istihdam alanlarına ve iş hayatının kurallarına ciddi ölçüde güvensizlik duyuyorlar.

Bunu özellikle vurguluyorum; çünkü gençliği yalnızca bağımlılık ilişkisi üzerinden ele almıyoruz. Gençliği istihdam, eğitim ve kültürel bağlamlar içerisinde araştırdığımız çok sayıda çalışma var. Bütün bu verileri bir bütün olarak değerlendiriyoruz.
“BAĞLAR’DA VAHİM BİR DURUM VAR”
Bağlar'da yaptığımız çalışma ise sokak gözlemlerimizin işaret ettiğinden daha vahim bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösterdi.
İnsanlara uyuşturucu veya uyarıcı madde ya da bağımlılık yaratan başka bir madde kullanıp kullanmadıklarını sorduğunuzda, bunun kriminal bir mesele olarak görülmesi ve geleneksel, feodal toplum yapısının yarattığı kimi bariyerler nedeniyle bu tür bilgilerin açıkça paylaşılmadığını zaten biliyoruz. Ancak bu açıkça ifade edilmeyen sosyal ve kültürel koşullara ve konunun kriminal bir mesele olarak değerlendirilmesine rağmen, gençlerin yüzde 18'inin uyuşturucu kullandığını açıkça beyan ettiğini gördük. Elbette bu oran, sahada gözlemlediğimiz gerçek kullanım düzeyiyle birebir örtüşmüyordu ve bizim gözlemlerimiz çok daha yüksek bir kullanım düzeyine işaret ediyordu.
Dolayısıyla temel verilerimizi yalnızca gençlere "Uyuşturucu kullanıyor musunuz?" veya "İlk ne zaman kullandınız?" gibi sorular yönelterek elde etmiyoruz. Asıl veriyi, "Ailenizde uyuşturucu kullanan var mı?", "Akrabalarınız, komşularınız veya arkadaş çevrenizde kullanan var mı?" gibi sorular üzerinden elde ediyoruz.
12 MAHALLEDE GERÇEKLEŞEN ÇALIŞMALAR VE KULLANIM ORANI
Bağlar'ın merkez mahallelerindeki 12 mahallede gerçekleştirdiğimiz çalışmada, katılımcıların yüzde 42'si aile, komşu ve arkadaş çevresinde uyuşturucu kullanan kişiler olduğunu söyledi. Bu veri bize uyuşturucu ve bağımlılık yaratan madde kullanımının yalnızca bireysel bir mesele olmadığını, kolektif etkiler yarattığını gösteriyor. Kullanıcı tek başına kalmıyor; bir şekilde arkadaş grubu, aile ya da kişinin sosyal hayatının şekillendiği çevre içerisinde uyuşturucuyla ilişki kuruluyor. Bu konuda çok sayıda gözlemimiz ve verimiz var. Dolayısıyla Bağlar'da konuşmamız gereken temel veri yüzde 18 değil, yüzde 42 olmalıdır. Çünkü bu son derece yüksek bir oran.
“SARSICI VE DRAMATİK BİR VERİ”
Katılımcıların bütün yakınları için aynı anda bu değerlendirmeyi yapmış olabileceğini ve hane sayısını düşürerek daha temkinli bir hesaplama yapmak isteyebileceğimizi kabul etsek bile, yine de yüksek oranda madde kullanımıyla ilişkili bir çevreyle karşı karşıyayız. Bu durum, ilgili mahallelerde sosyal dokuyu, toplumsal direnci, geleceği kurma biçimini ve sağlıklı bir kimlik, bilinç ve aidiyet üretme potansiyelini ciddi biçimde sekteye uğratıyor. Dolayısıyla bu bizim açımızdan son derece sarsıcı ve dramatik bir veri olarak karşımıza çıktı.
Peki yüzde 18'e mi, yüzde 42'ye mi bakmalıyız? Yüzde 18, "Evet, kullandım" diyenleri ifade ediyor. Bunun yüzde 12'si ise hala kullandığını, uzun yıllardır kullanımının devam ettiğini belirtiyor. Ancak kişi kendisinin kullanmadığını söylese bile "Ailemden, arkadaşlarımdan ya da çevremden biri kullanıyor" diyorsa, o kişinin zaten bu süreçle bir biçimde ilişkilenme ihtimali bulunuyor. Uyuşturucu kullanımında çevresel etki düzleminin son derece güçlü olduğunu biliyoruz. Bizim açımızdan temel kaygılardan biri de tam olarak bu.
“YÜZDE 42’LİK ORAN SON DERECE ÖNEMLİDİR”
Bu nedenle yüzde 42'lik oran bizim için son derece önemli. Bu oran, toplumun en az yüzde 42'sinin uyuşturucu kullanımından doğrudan ya da dolaylı biçimde ciddi şekilde etkilendiğine ilişkin güçlü bir gösterge sunuyor. Bu önemli ve üzerinde durulması gereken bir durum.
Örneğin bundan yaklaşık on yıl önce, 2015'te yaptığımız çalışmalarda "Ben uyuşturucu kullanıyorum" diyenlerin oranı çok daha düşüktü. O dönemde oran yüzde 3,5 düzeyindeydi. O zaman toplum daha kapalıydı; sosyal dokunun, demografinin ve kültürel ve politik yapıların farklı olduğu bir zaman diliminden söz ediyoruz. Bugün ise durum aynı değil. Toplumsal yapı değişti, gençlerin gelecekle kurduğu ilişki değişti ve madde kullanımının çevresel etkileri çok daha görünür hale geldi. Bu nedenle meseleyi yalnızca "kaç kişi uyuşturucu kullanıyor?" sorusuyla sınırlamak yerine, uyuşturucu kullanımının gençlerin sosyal çevresini, eğitim ve istihdam beklentilerini, aidiyet duygusunu ve geleceği kurma kapasitesini nasıl etkilediği üzerinden değerlendirmek gerekiyor.”
“EĞİTİM DÜZEYİ DRAMATİK BİR ŞEKİLDE DÜŞTÜ”
Madde kullanımının yoğun olduğu yerlerde gençlerin eğitim düzeyinin de dramatik bir şekilde hızla düştüğüne de dikkat çeken Genç, şunları kaydetti:
“Yaptığımız diğer çalışmalarda da birkaç önemli noktayı gözlemledik. Uyuşturucu kullanımının yoğun olduğu mahallelerde ve sosyal çevrelerde gençlerin eğitim düzeyinin dramatik biçimde ve hızla düştüğünü, okula devam etme ve eğitimini sürdürme eğiliminin ise aynı hızla gerilediğini gördük. Örneğin Bağlar, Silvan ve Ergani’de bu duruma tanıklık ettik. Zorunlu eğitimin ardından, özellikle ortaokuldan liseye geçişte liseleşme oranının bir anda yaklaşık üçte bir oranında azaldığını görüyoruz. Üniversiteleşme oranı ise bunun da gerisinde kalıyor. Dolayısıyla gençlerin eğitimden ciddi biçimde uzaklaştığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Okumayı geleceğini kurmanın, hayatını güvence altına almanın ya da bizim kuşaklarımızda olduğu gibi sınıfsal geçişi sağlayacak bir araç olarak görme fikri büyük ölçüde zayıflamış durumda. Bugünün gençliği, “Ben okuyarak zenginleşeceğim, kariyer sahibi olacağım, sınıf atlayacağım” diyemiyor. Karşımıza çıkan temel meselelerden biri de bu inançsızlık.”
“MADDE İLE PARALEL ŞİDDET DE ARTIYOR”
“Aynı zamanda uyuşturucu kullanımına paralel olarak bu mahallelerde bireysel şiddetin ve sokak çeteciliğinin de arttığını görüyoruz” diyen Genç, “Torbacılar ve kullanıcılar üzerinden bir tür sokak dominasyonu oluşuyor; uyuşturucu ekonomisi, mahallede yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve fiziksel bir güç ilişkisi yaratıyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk ve gençlere gelecek vadetmeyen toplumsal koşullar; özellikle Bağlar gibi mahallelerde gençlerin anlamsızlık, geleceksizlik ve yüksek endişe duygusu içerisinde uyuşturucuya yönelmesini kolaylaştırıyor. Dolayısıyla burada yalnızca uyuşturucu kullanımındaki artıştan söz etmiyoruz. Uyuşturucu, eğitimden kopuş, geleceğe ilişkin inanç kaybı, yoksulluk, işsizlik, sokak ekonomisi, şiddet ve çetecilikle iç içe geçen daha geniş bir toplumsal dönüşümün parçası olarak karşımıza çıkıyor” dedi.
“BÖLGEDE MADDE BAĞIMLILIĞI MÜNFERİT DEĞİL”
Bölgedeki madde bağımlılığının münferit olmadığını dile getiren Genç, şunları öne sürdü:
Hem Bağlar’da hem de diğer çalıştığımız mahallelerde ortak bazı gözlemlerimiz oldu. Bu mahallelerin önemli bir kısmının Kürt siyasal hareketinin etkilenim alanında olması, DEM Parti geleneğindeki siyasete yüksek oranda oy vermesi ve büyük ölçüde 1990’larda yaşanan savaş göçüyle şekillenmiş ailelerin kurduğu mahalleler olması dikkat çekiyor.
Bağlar’da yaptığımız çalışmada gördüğümüz bir diğer önemli durum, uyuşturucu kullanımının yoğun olduğu bazı mahallelerde geçici sokak karakol kulübeleri ve hareketli kolluk birimleri aracılığıyla kolluğun sokakta oldukça görünür olmasıydı. Buna rağmen hukuken suç sayılan uyuşturucu kullanımı ve satışı gibi faaliyetlerin sokakta yaygın biçimde sürdüğünü gözlemledik.
Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde, bireysel tercihlerle ortaya çıkan münferit hikâyelerden söz etmek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla işini yapmayan, hatta kimi durumlarda bu süreci teşvik eden ya da göz yuman bir kolluk pratiğini sorgulamak zorunda kalıyoruz. Aynı zamanda yoksul insanların yoksulluklarını ve geleceğe dönük kaygılarını istismar eden bir suç ağı ve gruplarından da söz etmek gerekiyor.
Bir diğer önemli nokta ise bu mahallelerin geçmişte politik kimliğiyle bilinen ve demografik olarak da belirgin bir politik kimliklenmeye sahip yerler olması. Ancak 2016’daki darbe girişiminin ardından gündelik hayatın giderek daha militer bir görünüm kazandığını, buna karşılık örgütlü politik davranışların ciddi biçimde gerilediğini görüyoruz. İnsanların giderek daha fazla tekil davranmaya zorlandığı, birbirleriyle kurdukları siyasal ve toplumsal destek ilişkilerinin de bu atmosfer içerisinde zayıfladığı mekânlar haline geldiklerini görmek gerekiyor.
Bütün bunları birlikte düşünmek gerekiyor. Uyuşturucu, bağımlılık, hırsızlık ve yoksulluk gibi parametrelerin bir arada bulunduğu yerlerde bunları birbirini besleyen koşullar neyse, öncelikle onları ortadan kaldırmak gerekiyor. Bunlar oldukça önemli ve ciddi meseleler.”
KADINLARDA MADDE KULLUNIM DURUMU
Kadınların erkeklere oranla çok daha az madde kullandığını ifade den Genç, şunları aktardı:
“Kadınlar açısından baktığımızda, çalışmalarımızda gördüğümüz en önemli şeylerden biri, kadınların hala uyuşturucu kullanımını ya da uyuşturucuyla bağlarını açıkça ifade etmekte zorlanmaları. Kadınların erkeklerden çok daha az uyuşturucu kullandığını söylemek gerekiyor. Bu konuda bizim de gözlemimiz var. Kadınlar gerçekten erkeklerden daha az uyuşturucu kullanıyor. Ancak kadınların uyuşturucu kullandıklarını söyleme güçleri erkekler kadar değil; bu konuda daha az cesurlar. Bunu da ayrıca belirtmek gerekiyor.
Öte yandan kadınlarda gördüğümüz bir başka önemli şey, uyuşturucu kullanan kadınların neredeyse tamamına yakınının uyuşturucuya para vermediğini söylemesi. Görüşmelerde “Uyuşturucuyu nereden buluyorsun?”, “Para veriyor musun?” gibi sorular da soruyoruz. Kadınların çok büyük bir çoğunluğu uyuşturucuya para vermediğini ifade ediyor. Peki, para vermiyorsa nereden alıyor?
İşte sosyal dokunun çözmesi gereken yanlardan biri de bu. Ya satıcılık yapıyor, ya maddenin maddi karşılığını başka bir şekilde ödüyor ya da uyuşturucuyu kendisi dışında başka birisi temin ediyor. Çoğu zaman da “Arkadaşım getiriyor” diyor.
Kadınların çok önemli bir kısmı uyuşturucuya erkek arkadaşları aracılığıyla, onların nezdinde ve yakın ilişkileri üzerinden dahil oluyor. Zaten uyuşturucu kullananların büyük bir bölümü uyuşturucuya ilk kez arkadaşları aracılığıyla eriştiğini söylüyor. Kadınlarda ise en yakın partnerlerin bu konuda daha belirgin bir taşıyıcı rolü üstlendiği görülüyor. Bunu da özellikle söylemek gerekiyor.
Burada kadınlar açısından akılda kalması gereken belki de şu: Kadınlar, toplumsal cinsiyetçiliğin ortaya çıkardığı görünürlük, kendini ifade etme gücü ve cesur olma bağlamlarında daha zayıf durumdalar. Bu nedenle kendi uyuşturucu kullanımlarını daha az söylüyorlar. Söyleyenlerin de çok önemli bir kısmı uyuşturucuya arkadaşları ve yakın çevreleri üzerinden eriştiğini ifade ediyor; büyük bir bölümü ise uyuşturucuya para verdiğini söylemiyor.”
“MADDE BAĞIMLILIĞIYLA MÜCADELENİN BİRÇOK PARAMETRESİ VAR”
Uyuşturucuyla mücadelenin çok sayıda parametresinin olduğuna işaret eden Genç, “Uyuşturucu kullanımını nasıl yalnızca bireysel bir edim ya da bireysel bir yönelim biçimi olarak değerlendiremiyorsak, bununla mücadeleyi de bireysel düzeyde ele almak mümkün değil. Örneğin ailenizde bir kişi uyuşturucu kullanıyor olabilir. Siz tek başınıza onu uyuşturucu kullanımından kurtarmak, kullanmamasını sağlamak, psikososyal ve fiziksel sağlık süreçlerine, manevi destek mekanizmalarına katkı sunmak için ne kadar çaba gösterirseniz gösterin, içinde bulunduğu sosyal ortam bir süre sonra onun yeniden uyuşturucuyla ilişki kurmasına neden olabilir.
Bu nedenle tekil ilişkilerden, tekil çözüm yöntemlerinden ve bireysel kurtarıcılık biçimlerinden vazgeçmek gerekiyor. Bunların bir yere kadar karşılığı olabilir; ancak kalıcı bir çözüm için kişinin içinde bulunduğu bütün sosyal bağlamı düşünmemiz ve onun beslendiği sosyal çevreyle birlikte ilişki kurmamız gerekiyor.
Elbette sosyal ortamı tümüyle değiştirmek günümüzün teknolojik gelişmeleri ve iletişim biçimleri düşünüldüğünde kolay değil. Bu nedenle uyuşturucuyla mücadelede bütün yükü bireyin üzerine yüklememek gerektiğini düşünüyorum. Bağımlılıkla mücadelede, hiç aklımıza gelmeyecek biçimde, mekan politikaları son derece etkili.
Ne yazık ki son haftalarda uyuşturucuya karşı mücadele eden, toplumu uyuşturucu konusunda bilinçlendirmeye çalışan ve uyuşturucuyla mücadelede gönüllü olarak sorumluluk almak isteyen insanların hedef alındığı bir durumla karşı karşıyayız” diyen Genç, “Uyuşturucu kullanıcıları ve satıcıları yerine, bu mücadeleye karşı duran insanların kriminalize edilmesi çok ciddi bir sorun ve ciddi bir risk oluşturuyor. Böyle bir tablo karşısında toplumun aklına doğal olarak şu soru geliyor: Uyuşturucuyla mücadele edenler hukuki yaptırımlarla karşı karşıya bırakılıyorsa, bu yaptırımları uygulayanların uyuşturucu çeteleriyle ilişkisi nedir? Bu sorunun toplum tarafından sorulması kaçınılmazdır ve son derece önemlidir” diye konuştu.
“BİRKAÇ AYDIR UYUŞTURUCU DAHA AÇIK BİR ŞEKİLDE KONUŞULUYOR”
SAMER Genel Koordinatörü Yüksel Genç, son olarak şunları ifade etti:
“Son birkaç aydır uyuşturucunun daha açık bir şekilde konuşulduğunu görüyoruz. Özellikle DEM belediyelerinin göreve gelmesinin ardından bu konuda çeşitli çalışmalar yürütülmeye başlandı. Belediyeler, kendi sorumluluk alanlarındaki mahallelerde gençlere yönelik uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı konusunda araştırmalar yapıyor, veri topluyor ve bilinçlendirme çalışmaları yürütüyor. Bu çalışmaların sahada bir karşılığı ve etkisi olduğunu düşünüyorum.
Örneğin son dönemde Şiyar Be Platformu’nun başlattığı kampanyanın insanlar üzerinde olumlu bir etki yarattığını görüyorum. Daha önce uyuşturucu konusunda çok az konuşan, “Bu sorun çözülmez” diyerek umutsuzluğa kapılan insanların, kampanyayla birlikte farklı bir yaklaşım geliştirdiğine tanık oluyoruz. Gençlerin de bu çalışmalara katılarak “Uyuşturucuya karşı galiba bir şeyler yapılacak” demesi bunun önemli bir göstergesi.
Bu örnek bize, yerel yönetimlerin uyuşturucuyla mücadelede çok önemli bir işlev üstlenebileceğini gösteriyor. Bu anlamda merkezi otoritenin, yerelleri güçlendirecek ve onların bu alandaki mücadele sahalarına katkı sunmasını sağlayacak kaynakları ayırmayı özellikle düşünmesi gerektiğini düşünüyorum.”



