Trump: İran hızlıca hareket geçseler iyi olur
Trump: İran hızlıca hareket geçseler iyi olur
İçeriği Görüntüle

Mehmet Rumet SOYLU/Yazdı

Bugün ne yazık ki birçok insan konuşmadan önce şunu düşünüyor:
‘Ailem ne der?’
‘Mahallem nasıl bakar?’
‘Destek verdiğim çevre bunu hoş karşılar mı?’
‘Başıma bir iş gelir mi?’
‘Linç edilir miyim?’

Oysa insanın en doğal hakkı, düşünmek ve düşündüğünü ifade edebilmektir. Çünkü fikir dediğimiz şey, emirle oluşmaz. Vicdan gibi, kalp gibi, insanın içinde büyür. Bir insanın farklı düşünmesi; ihanet değil, hayatın doğal akışıdır.

Birçok Sorunun Panzehiri2

Demokrasi dediğimiz şey de tam olarak budur aslında. Sadece sandığa gitmek değildir demokrasi. Demokrasi; itiraz edenin de konuşabildiği, çoğunluğa uymayanın da nefes alabildiği bir iklimdir. Herkes aynı şeyi söylediğinde değil, farklı sesler birbirine tahammül gösterebildiğinde gerçek anlamını bulur.

Yoksa, koyarsın herhangi bir yere bir sandık, birkaç kişi bağırır-çağırır ve sonra sayıma geçilir, uğruna herkesi heba edeceği koltuğa oturur ve biter.
Ama konu ve olay bu değil. Bugün çevremize baktığımızda insanlar artık düşüncelerini açıklarken kelimelerini deli biz özenle seçip, korkularını da biraz saklamaya çalışıyor. Özellikle, sosyal medyada farklı bir yorum yaptığında hemen bir etiket yapıştırılıyor insana. Ve yine özellikle, sosyal medyadaki bu etiket yapıştırma olayını da çoğunlukla kendi kimlikleri ile açıklama yapamayacak kadar korkak ‘troller’ yapıyorlar. Ya düpedüz ‘hain’ oluyorsun, ya da ‘yetersiz’.

Sahi hangimiz kimin için bir hainiz bilen var mı? Yetmedi ya ‘karşı taraf’, ya da ‘bizden değil’. Kim bu ‘bizler’ bilebilen beri gelsin. Oysa insan bazen sadece farklı düşünüyor olabilir. Sadece başka bir pencereden bakıyordur. Belki yanlış, belki eksik, belki çok doğru…Ama konuşmadan, tartışmadan, dinlemeden bunu nasıl anlayacağız?

Bir toplumun gelişmesi; herkesin birbirini onaylamasıyla değil, birbirini dinlemesiyle mümkündür. Türkiye gibi bir ülkede bunun olmayışının en büyük acısını Kürtler yaşamadı mı? ‘resmi ideoloji’ nasıl yazılmışsa ona göre yaşayacaksın denmedi mi yıllarca?‘Aslında sen, sen değilsin. Ben’sin. Ben olmak zorundasın. Benim gibi düşünmeli, konuşmalı ve yaşamalısın’ denmedi mi yıllarca?

Tarih boyunca değişim getiren her fikir önce yadırganmıştır. Kadın haklarını savunanlar da eleştirildi, işçi haklarını isteyenler de, savaşlara karşı çıkanlar da, barışı savunanlar da…Eğer herkes korkudan sussaydı bugün ‘ilerleme’ dediğimiz birçok şey hiç yaşanmayacaktı. Kadın hala köle ve dünya hala düz olacaktı.

Ne acıdır ki artık insanlar kendi cümlelerini kurmadan önce bile görünmez izinler almaya çalışıyor. Aileden, çevreden, siyasi yapıdan, ideolojik gruptan, hatta bazen kendi arkadaşlarından…Halbuki düşünce özgürlüğü izinle çalışan bir mekanizma değildir. Özgürlük, zaten izin almak zorunda olmadığın yerde başlar. ‘Başkası ne der’ sözü, dünyanın en korkunç cezaevidir. Sürekli bir cinayet halidir ‘başkası ne der’ sözü.

Elbette herkes aynı fikirde olmak zorunda değil. Zaten hayatın güzelliği de burada saklı değil mi? Kimimiz siyahı sever, kimimiz beyazı. Kimimiz sessizliği, kimimiz kalabalığı… Kimimiz geçmişe daha bağlıdır, kimimiz geleceğe daha umutla bakar. Peki, neden düşünceler söz konusu olduğunda herkesi aynı renkte elbiseler giymeye zorlayan görünmez bir baskı oluşuyor? Oysa farklılık, korkulacak bir şey değildir.

Bir bahçeyi güzel yapan tek tür çiçek değildir. Sadece güllerden oluşan bir bahçe bir süre sonra sıradanlaşır. Ama farklı renkler, farklı kokular, farklı dokular bir araya geldiğinde gerçek güzellik ortaya çıkar.
İnsanlık da böyle değil midir?

Bağırmadan, kırmadan, rencide etmeden, ötekileştirmeden, hele hele hakaret etmeden ve emeği yok saymadan yaşamanın ne kadar güzel olabileceğini az çok tahmin edebiliriz hepimiz. Bugün belki en çok ihtiyacımız olan şey; birbirimizi susturmaya çalışmak değil, birbirimizi anlamaya çalışmaktır.

Anlamak. Var olan ve var olabilecek tüm sorunların, savaşların ve çelişkilerin bir çırpıda yok olmasıns sebep olacak.
Çünkü bir insanın düşüncesine tahammül edemeyen toplumlar, zamanla birbirinin yüzüne bakamaz hale gelir. Tek başına kalmanın korkunç realitesi bu. Oysa konuşabilmek, itiraz edebilmek, soru sorabilmek toplumun nefesidir. Nefesi kesilen toplumlar ise zamanla yalnızca korkuyla yönetilir.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şudur:
Farklı düşünmek suç değildir.
Soru sormak saygısızlık değildir.
Eleştirmek düşmanlık değildir.
Hak aramak namertlik değildi.

Ve herkes gibi olmamak, eksiklik değil; insan olmanın en doğal halidir.
Çünkü özgürlük dediğimiz şey, sadece kendi sesimizi duyabildiğimiz değil, başkasının sesine de alan açıp tahammül gösterebildiğimiz yerde anlam kazanır.

Muhabir: Mehmet Rumet SOYLU