Diyarbakır Barosu Başkanı Abdulkadir Güleç, yasaya dair değerlendirmelerde bulundu.
Yasada birçok eksiklik olduğunu belirten Güleç, bunlardan birinin Kanun Hükmünde Kararname’lerle (KHK) işlerinden atılanlar olduğunu kaydetti. Güleç, benzer suçlardan soruşturma geçirenler hakkında kovuşturma açılanlar, mahkumiyet hükmü verilenlerle ilgili kararların doğal sonucu olarak kamu görevlisi olanlarının da gözetilmesi gerektiğini belirtti. Güleç, “Burada önemli olan uygulamanın nasıl gelişeceğidir. Yine örgütün kendini feshettiği, silah ve mühimmatları ilgili yerlere bıraktığı tespiti ve teyidi yapıldıktan sonra Resmi Gazetede ne zaman yayınlanacağı hususu belirsizdir. Eğer bu mekanizma doğru işlerse ve sürüncemede kalmadan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) teyit ve tespit mekanizması Resmi Gazete’de yayınlanırsa bu yasa amacına ulaşır” dedi.
Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesinin, gelen kişilerin toplumla entegrasyonunun, sivil yaşama dahil olmasının bir yolunun da bu hakların tanınmasıyla mümkün olacağını söyleyen Güleç, “Yasa her ne kadar 2-3 yıl yasaklanmış hak getiriyorsa da bunun çok uzun bir süre olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla Avrupa’da, diasporada yaşayan Kürt siyasetçilerin MGK kararından sonra Türkiye’ye gelmek istemeleri halinde rahatlıkla gelebilirler. Yine yasada belirlenen yararlanacak kişiler rahatlıkla bunu hayata geçirebilirler. Ama şu an bence tek sıkıntı, MGK’nin teyit, tespit ve onayı ile bunun yayın tarihidir. Bunun sürüncemede kalmaması gerekir” diye belirtti.
‘Ceza İnfaz Kanunu’nda da değişiklikler yapılmalı’
Yasanın demokratikleşmeyle ilgili bir çerçeve ortaya koymadığına dikkat çeken Güleç, “Ama doğal bir sonucu var. Sonuçta silahlı örgüt varlığına son verdikten sonra binlerce soruşturma, kovuşturma ile mahkumiyetler ortadan kalkacak ve bu kişiler siyasete dahil olacak. Bu bir başlangıçtır. Aslında demokratik toplum siyasetinin önünü açacak bir başlangıçtır. Yeni düzenlemelerin de yapılması lazım. Demokrasiyle büyütmek ve güçlendirmek ancak yeni yasalarla mümkün olabilir. Bu yasa sadece ön açıcıdır, başlangıçtır; yeni düzenlemelerle Türkiye’nin demokratikleşmesinin, Kürt meselesinin siyasal zeminde tartışılmasının önünü açacak düzenlemelere ihtiyaç var. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) değişmeli ya da ortadan kaldırılmalı. Ceza İnfaz Kanunu’nda da değişiklikler yapılmalı. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) örgütsel suçlarla ilgili hükümleri ortadan kaldırılmalıdır. Yine demokratik ortamın oluşması için; düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkıyla ilgili kısıtlamalar ve fiili engellemelerin ortadan kaldırılması lazım. Bütün bunlar yapıldıktan sonra özgür bir tartışma ortamının yaratılması gerekir. Sonrasında toplumsal uzlaşıya dayalı, herkesi kapsayacak bir toplumsal mutabakat metniyle yeni bir anayasa yapılabilir. Bunlar bir süreç işidir. Bu yasanın önce sağlıklı bir şekilde kapsam dışında tutulanların kapsama dahil edilerek uygulanması gerekir” şeklinde konuştu.
‘Umut hakkı sağlanmalı’
Güleç, Abdullah Öcalan’ın durumunun yasada belirlenmemiş olsa da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), 2014’te ihlal kararı verdiği evrensel bir hak olan “umut hakkı”nın sağlanması gerektiğini belirtti. Güleç, “Elbette ki Sayın Öcalan’ın durumu bu yasada da yer alabilirdi. Ama umut hakkı dediğimiz olgu sadece PKK davasından kaynaklı yargılananlar, mahkum olanlar değil, herkes için uygulanması gerekir. Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi’nin (BK) yaptığı öneriler çerçevesinde Ceza İnfaz Kanunu’nda değişiklik yaparak bunu sağlayabiliriz. O sebeple umut hakkı -evet Sayın Öcalan’dan dolayı gündeme geldi ve Sayın Bahçeli de mecliste konuşmasında bunu ifade etmişti ama- aslında 2014’ten beri tartışılan bir konu. AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi lazım” diye belirtti.
Yasanın uygulanmasını takip etmek, değerlendirmek ve koordinasyonu sağlamak amacıyla bakanlıklar ile güvenlik bürokrasisinin içerisinde yer alacağı kurula işaret eden Güleç, “Bu kurul tamamen yürütme ve uygulamayla ilgili oluşturulan bir kurul. Alt komisyonlar kurulabilir; kurul kişileri, resmi, sivil kurumları, sivil toplum örgütlerini dinleyebilir. Umarım bu kurul uygulamayla ilgili hukukçuları, insan hakları savunucularını, kadın mücadelesi, çocuk hakları çalışması yürütenleri, baroları, Türkiye Barolar Birliği’ni (TBB) dinleme yoluna gider. Böyle bir beklentimiz var” dedi.
‘Bölge barolarının dinlenilmesi gerekir’
Mecliste de bir izleme komisyonunun kurularak bu süreci takip edeceğini söyleyen Güleç, “Sivil toplum örgütlerini dışında tutarak yapılacak çalışmanın eksik kalacağını düşünüyorum. Özellikle bölge barolarının dinlenilmesi gerekir. Eğer bu yol tercih edilirse, bölgede bu yasanın uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan sıkıntıları, sorunları veya yasanın eksik yanlarını rahatlıkla kurula ifade edebiliriz. Biz talepkarız, bizi dinlemek isterse kuşkusuz bu sürece katkı ve destek sunmak isteriz” ifadelerini kullandı.



