Yazın ilk günlerinde Adana’daydım…

Her zamanki gibi nem insanı bunaltan boyutlarda…

Gömleğim ıslanan atletime yapışıyor, sıksan bir ton su çıkar. Kiremithane’de bir evde misafirim… Gece yarısına doğru tam uyuyacağım sırada bir patırtı duydum.  Birtakım sesler geldi kulağıma, ev sahibine sordum;

“Meraklanma, Bizim oğlan işe çıkıyor!” dedi.

“Nerede çalışıyor? Gecenin bu vaktinde, ne işi, fırında falan mı iş buldu?” diye sordum. “Yooo,” dedi. “Kurbağa avına çıkacak, iyi para veriyorlar. Birkaç kilo yakaladı mı yevmiyeyi çıkarıyor” Şaşırdım… Şaşırmanın ötesinde meraklandım, benim için kaçırılmaması gereken bir fırsat ayağıma gelmişti. Sevindim biraz da… Hemen ayağa kalktım, giyitlerimi giymeye başladım. “Ne yapıyorsun?” diye şaşkınlıkla sordu ev sahibi. “Ben de gideceğim” dedim. Ne kadar söylendiyse, itiraz ettiyse ikna edemedi, takıldım ardına evin delikanlısının. Motosikletin arkasına atladım, delikanlının beline tutundum. Gecenin karanlığında hızla sürdü, mahalleleri ardımızda bırakıp şehrin dışına çıktık.

Boş tarlanın kenarından sazlıklarla kaplı bir derenin yanında durduk. Delikanlı motordan indi, pantolonunu çıkardı, feneri eline aldı, sazlıkların arasına daldı. “Sen kenardan izle” dedi bana. Şaşkınlıkla izledim onu. Feneri alıyor, suya tutuyor, sonra eliyle kurbağaları yakalayıp, yakalayıp, belindeki torbanın içine dolduruyordu. Işık gözlerine vurunca kurbağalar hareket edemiyordu. Tüm sazlığı kurbağa viyaklamaları doldurmuştu. O gece delikanlı sabaha kadar kurbağa tuttu. Nerdeyse kocaman bir torbayı kurbağayla doldurdu. Ben de sivrisineklerle boğuştum, her yerim şişmeye, kaşınmaya başladı. Sabaha doğru kurbağa dolu torbayı da önümüze alarak yeniden motora bindik ve şehre geri döndük.

Kenar mahallelerin birinde duvarları yüksek bir binaya girdik… Burası kurbağaların temizlendiği, işlendiği yer. Otuz kadar Kadın ellerinde eldivenlerle harıl harıl çalışıyor… Bizim delikanlı 15 Kilo kurbağa tutmuş. Kurbağaları teslim ediyor, parasını alıyor ve motora atlıyor… Tabi ben de arkasına biniyorum. “Ben gittiğim hiçbir yerden boş dönmem” diyor delikanlı… “Bana Pil Ali derler, bu alemde her avcının bir lakabı vardır. Abi, şimdi bak, bazıları kurbağa avlarken ayağına çizme giyer, çok kızarım onlara. Delikanlı adam çizme giyer mi… Ben soyunur öyle dalarım sazlıklara. Avcılığın da bir şerefi vardır değil mi… Ben, belime kadar suya girerim” 

Pil Ali ile yol boyunca uzun uzadıya konuştum.

Sazlık, sulu olan her yer kurbağa avcılarının ekmek kapısıdır diyor. Bütün köy yollarını, kanallarını, ıssız dereleri, sazlık, bataklık olan her yeri gecenin karanlığında gün ışığı gibi bilirim diyor. Soğuktan, hastalıktan korkmuyor mu peki? Yok diyor Pil Ali… “Ama birçok avcı tanırım, Sarhoş Sabri, Göçmen Memed, Deli İbo daha gencecik yaşlarında kemik ağrısı, romatizma sızısı çekmeye başladı. Bizim sonumuz da bu ya ne yapalım, ekmek parası be abi diyor. Bu işi severek yaptığını söylüyor. “Sen bana bakma abi, ben bu işi zevk için yapıyorum.  Alışmışım bir kere. Bir gün çıkmasam, girmesem çamura, suya bil ki o gün hastayım.”

Avcıların yakaladığı kurbağalara “Ova Kurbağası” deniliyor. Türkiye’nin hemen her yerinde sık görülmesine rağmen Çukurova’daki kurbağaların eti beyaz olduğundan daha çok tercih ediliyor… Sonradan öğrendim, Çukurova’da günde 1,5 ton kurbağa işlenerek yurtdışına ihraç ediliyor. Adana ve çevresinde; Haydarlı, Solaklı, Güneş, Kozan, Kayışlı ve Camuzlu’da yakalanan kurbağalar, taşeronlara satılıyor. Onlar da imalathanelere ulaştırarak Fransa, İtalya, Avusturya gibi ülkelere ulaşımını sağlıyorlar. Bu işle uğraşanlar kurbağaya “zıplayan döviz kaynağı” diyorlar. Çukurova bölgesinde geçimini “zıplayan döviz kaynağından” sağlayanların sayısı oldukça kabarık.

Çevreci birkaç dostuma açtım konuyu, onlar ne düşünüyorlar acaba?  Çevreciler doğanın ekolojik dengesini bozduğu için bu katliama kesinlikle karşılar. Onlar, öksüz evlat muamelesi gören kurbağaların birkaç dolar karşılığında avlanmasına kesinlikle karşı çıkıyorlar. “Canlıların güzeli, çirkini, iyisi, kötüsü olmaz. Her canlı ekolojik zincirin bir halkasını oluşturur. Zincirin halkalarından biri kopunca her şey alt üst olur. Tüm eko sistem olumsuz etkilenir,” dedi bir uzman arkadaşım. Sonra da ekledi; “kurbağaların kontrolsüz avlanması sonucunda sinekler hızla arttı. Sineklerle mücadeleyi en iyi kurbağalar yapıyor. Kimyasal ilaçlarla bu mücadeleyi yaparsak, bu defa diğer canlılar zarar görür. Maliyeti de oldukça fazladır.”

Bir kez daha düşündüm söylediklerini…

Kurbağa deyip geçmemek gerek… Onlar bizim de içinde bulunduğumuz zincirin bir halkası… Halka bir koparsa vay halimize.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol