Yağmur normal seyrinin üzerinde yağınca İstanbul’da hayat felç oldu. İnsanlar yollarda kaldı. Birçok ev ve işyerini sular altında kaldı, ciddi maddi hasarlar oluştu. Mega kentin alt yapısı yağan yağmuru kaldıramadı ve alt yapı çöktü. İki kişi elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.

Caddeler göle döndü. İşten çıkan vatandaşlar evlerine ulaşamadı. Trafikte kilitlenip kaldılar. Okullar tatil edildi. Kamuda çalışanların bir kısmı izinli sayıldı. İnsanlara zorunlu olmadıkça evden dışarı çıkmamaları istendi. Aşırı yağışın etkisi sadece İstanbul’la sınırlı kalmadı. Balıkesir Erdek de su baskınları oluştu. Tekneler karaya oturdu. Antalya’da tarım arazileri zarar gördü. Tekirdağ’da aşırı rüzgârdan dolayı ağaçlar kökünden söküldü. İstanbul’da yağış devam ediyor ve önümüzdeki günlerde yağmurun Anadolu kentlerini de etkisi altına alacağı yetkililerce dile getiriliyor ve 40’ın üzerinde il için de uyarı kodları verildi.

Yaşananlar küresel iklim değişikliğinin hafife alınmaması gerektiğini doğa bir kez daha hatırlatıyor. Yaşanan sıkıntılar daha önceden öngörülemeyen gelişmeler değildi. Sorun gereken önlemlerin zamanında yeterince almamasından kaynaklanır. Yaşanan bu felaketten sonra; kentlerin alt yapılarının hangi verilere göre yapıldığı da sorgulanıyor. Aşırı büyüyen kentler ve bu büyümenin gerisinde kalan alt yapılar, doğal olarak alışılmışın dışında bir gelişme olunca yaşanan sıkıntılar da kaçınılmaz oluyor.

Yaşanan felaketi küresel iklim değişikliği ve doğal dengenin bozulmasından ayrı düşünülemez. Doğal dengenin bozulması sadece ülkemizde değil hiçbir sınır tanımadan bütün dünyayı ve canlı yaşamı tehdit etmektedir. Doğanın kirlenmesi ve doğal dengenin bozulmasının devam ettiği müddetçe; yaşanacak olan doğal felaketlerin daha yakın ve daha sıkça yaşanacağı bilinmektedir. Bu konuda çevre bilimcilerin ve bilim adamlarının sıkça dile getirdiği gerçekler.

Ekolojik dengenin bozulması ve çevre kirliliğinin yarattığı sorunlar geri dönüşü imkânsız hale getirmektedir. İnsanların her şeye sahip olma hırsı, doğayı yağmalaması, çevre kirliliği bu tehlikeyi her geçen gün daha da yakınlaştırmaktadır. Çevre kirliliği ve küresel ısınmanın yarattığı ve yaratacağı sorunlar geri dönüşü imkânsız hale getirmektedir.

Doğa aslında insanları uyarmaktadır. Fakat bu uyarıların gereğinin yapılmaması; yaşanacak daha büyük doğal felaketler için her geçen gün biraz daha geç kalınıyor. Sınır aşıldıktan sonra dünyadaki canlı yaşam için tehlike çanları çalmaya başladığında önlenemeyen felaketlerin kapıyı çalması kaçınılmaz olacaktır.

Toprak suya insan toprağa hasret kaldı.

Betonlaşma toprağın suyla buluşmasını engelliyor. Betonlaşma insanın ayaklarının toprağa basmasını da engelliyor. Bu kadar betonlaşma insanı doğal yaşamdan kopardı. Kasabaların bile milyonluk yerleşimlere, mega kentlerin on milyonları aştığı bir nüfus birikmesi. Aşırı yapılaşma sonucu toprağın suya insanın da toprağa hasret kaldığı bir dünya ortaya çıktı.

Bu kadar betonlaşmanın olduğu ayak basacak toprağın bile kalmadığı kentlerde beklenenin üzerinde biraz fazla yağış aldığında, yetersiz alt yapılar da söz konusu olduğunda felaketler kaçınılmaz hale geliyor. Yağmur suyu akacak yer bulamıyor. Çünkü her taraf beton ve asfalta dönüştü. Mevcut su giderleri de yeterli gelmeyince taşkınların yaşanması, her tarafı suların basması kaçılmaz oluyor.

Felaket durumu İstanbul kadar olmasa da başka illerde de yaşanıyor. Gelecekte de nasıl doğal felaketlerle karşılaşacağımızı şimdiden tam olarak kestirmek mümkün değil ama çok da iç açıcı olamayacağı da ortadadır.

Doğa tedbirsizliği, kendisine müdahaleyi affetmiyor. Doğa bir şekilde insanları uyarıyor. Bu uyarıların dikkate alınmadığında felaketler de kaçınılmaz oluyor.

Sanayi Devriminden bu yana fosil yakıtların verdiği zarar, atmosfere salınan sera gazı yoğunluğunun artmasının getirdiği küresel ısınma, küresel iklim değişikliğini de beraberinde getirdi. Bu ısınmanın 2000’li yıllarda 1.5 dereceye ulaştığı bilim adamları tarafından sürekli dile getirilmektedir. Bu ısınmanın 2 dereceye ulaşması halinde, sadece buzulların erimesi sonucu yükselen deniz seviyesinin dünyada birçok kıyı ve adayı sular altında bırakmakla kalmayacağı, ciddi iklim değişiklerinin de yaşanacağını, dünya için felaket olacağı ve artık geri dönüşün mümkün olamayacağı sürekli dile getirilmektedir.

İnsanoğlu gelecek yaşamı düşünmeden doğal dengeleri bozmaya devam ediyor. Yakın gelecekte daha farklı doğal felaketleri yaşamamız da kaçınılmaz gibi görülüyor. Yaşanan felaketler doğanın bir uyarısı olarak ele alınmıyor.

Bilim adamlarının ekolojik dengenin bozulmasının nasıl doğal felaketlere yol açacağını sürekli dile getiriyorlar ama gereken tedbirleri almakta birçok ülke ağırdan alıyor ve bir kısmı da kendini bu sorunların dışında görüyor. Ama doğanın öfkesi sınır tanımıyor.

Kapitalist sistemin aşırı kar hırsı doğayı, doğal dengeleri alt üst etmekten çekinmedi. Bu aşırı kar hırsı ciddi çevre sorunları yarattı. Yaratmaya da devam ediyor. Öyle ki, bu gidişat önlenecek gibi de görülmüyor. İnsanoğlu yakın gelecekte yaşayacağı doğal felaketin yaratıcısı oldu. Böyle giderse ve gerekli tedbirler alınmazsa insanlı dünya yaşamının sonu yine insan eliyle olacak.