ÖZEL HABER - Mehmet Rumet SOYLU

Küçük İskender, tam da böyle bir şairdi.

O, kelimeleri yalnızca yan yana dizmedi. Onları acısıyla yoğurdu, yalnızlığıyla büyüttü ve aşkıyla besledi. Belki de aşklarıyla desek daha doğru olur.

Her şiiri, insan ruhunun en karanlık dehlizlerinden süzülüp gelen bir çığlık, bazen de kimsenin duymadığı sessiz bir fısıltı gibiydi.

Onun dizelerini okurken yalnızca bir şiire değil, yaralanmış bir kalbin atışlarına, hayata meydan okuyan cesur bir ruhun sesine kulak verirsiniz. Çünkü Küçük İskender’in şiiri, yaşamın tam ortasında atan gerçek bir kalpti.

Öyle ki, hayatı bir şiir gibi başladı ve bir şiir gibi yaşandı. Dopdolu ve geleceğe bir sürü hazine bırakarak.

Dünya Sağlık Örgütü’nden Hantavirüs salgını açıklaması
Dünya Sağlık Örgütü’nden Hantavirüs salgını açıklaması
İçeriği Görüntüle

Yaralarını, Şiire Dönüştüren Asi Bir Şair3

Asıl adı Derman İskender Över’di. 1964 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Gençlik yıllarında tıp eğitimi aldı. Belki insan bedenini iyileştirecekti. Fakat kader onun eline neşteri değil, kalemi bıraktı. Çünkü onun iyileştirmeye çalıştığı yer beden değil, ruhun en derin yaralarıydı.

Beden dediğimiz nedir ki? Ruhun yarasıdır geçmeyen…

1980’li yıllardan itibaren yayımladığı şiirlerle edebiyat dünyasında bambaşka bir kapı araladı. Kimseye benzemeyen dili, cesur imgeleri, sınır tanımayan anlatımı ve kurallara boyun eğmeyen tavrıyla kısa sürede modern Türkiye şiirinin en özgün seslerinden biri oldu.

Onun şiiri, ait olamayanların, kendini yalnız hissedenlerin, kalabalıkların içinde sessizce kaybolanların sığınağına dönüştü.

İskender’in şiirlerinde acı da var, Aşk da…

Küçük İskender’in dizelerinde acı, yalnızca yaşanmış bir duygu değildir. İnsanın içine işleyen, onu değiştiren ve yeniden doğuran bir yolculuktur.

Yaralarını, Şiire Dönüştüren Asi Bir Şair2

O, acıyı süslemeden yazdı. Yaralarını saklamadı. Çünkü bilirdi ki en gerçek şiir, en gerçek yaralardan doğar.

Hangimizin yaraları yalancı bilemeyiz.

Aşk ise onun kaleminde klasik bir romantizm değildi. Aşk bazen kavuşamamak, bazen kaybetmek, bazen de insanın kendiyle verdiği en büyük mücadeleydi.

Sevmenin ne kadar güzel olduğunu anlatırken, sevilmemenin sessiz çöküşünü de aynı cesaretle yazdı.

Belki de bu yüzden onun şiirlerini okuyan herkes, kendinden bir parça bulur. Çünkü Küçük İskender, aslında hepimizin saklamaya çalıştığı duyguları kelimelere dönüştürdü.

Ve İskender’in hayata bakışı, ‘Özgürlüğü Yaşamak ve Kendin Olabilmektir’.

Küçük İskender, hayatı boyunca kimsenin kalıplarına sığmadı. O, toplumun çizdiği sınırların dışında yürümeyi göze aldı. Farklı olmanın bedelini ödedi ama kendisi olmaktan asla vazgeçmedi.

Ne mutlu insanlardır kendileri olanlar değil mi?

Şiir onun için sadece edebiyat değildi. Nefes almaktı, direnmekti, varlığını haykırmaktı.

Her dizesi, özgürlüğe açılan küçük bir pencere gibiydi.

Kimlik, bireysellik, aşk, yalnızlık, öfke ve umut…

Hepsi onun şiirinde birbirine karışırken ortaya benzersiz bir dünya çıkıyordu.

Okuru yargılamıyor, ona yol göstermiyordu. Sadece elinden tutuyor ve “Ben de senin kadar kırıldım.” diyordu.

Ah o kırıklıklarımız…

Ve o, acılarını hiç saklamadı, sevinçlerini de esirgemedi.

Hayatı boyunca yalnızlıkla, hastalıkla, anlaşılmamayla ve zaman zaman dışlanmışlık hissiyle mücadele etti. Fakat hiçbir acı onu susturamadı. Tam tersine, her yara yeni bir şiire dönüştü.

Yaşamının son yıllarında hastalıkla verdiği mücadele bile onun üretme arzusunu azaltmadı. Yazmaya devam etti. Çünkü biliyordu ki insan bazen konuşamadıklarını yalnızca şiirle anlatabilir.

Onun sevinçleri ise gösterişli değildi. Bir dostun sıcaklığı, gece yürüyüşünde rastlanan sessiz bir sokak, beklenmedik bir gülümseme ya da yazılmış güzel bir dize…

Küçük mutlulukların insanı hayata bağlayan en güçlü nedenler olduğuna inanıyordu.

Şu cümle konusunda hemen herkes hemfikirdir sanırım; ‘Edebiyata Bıraktığı Silinmeyecek İz’.

Küçük İskender, yalnızca şiir kitapları bırakan bir şair olmadı.

O, cesaret bıraktı. Kendin olabilmenin mümkün olduğunu gösterdi. Kalıpların dışına çıkmanın, korkmadan yazmanın ve yaşamaktan vazgeçmemenin simgelerinden biri hâline geldi.

Bugün genç şairlerin pek çoğu onun açtığı yolda yürümeye devam ediyor. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra sessizleşmez. Kelimeleri yaşamaya devam eder.

Küçük İskender de onlardan biriydi.

Bazı insanlar dünyadan sessizce geçer. Bazıları ise gittikten sonra bile kelimeleriyle yaşamaya devam eder. Küçük İskender, işte o ikinci gruptaydı.

O, acıyı saklamadan yazdı. Aşkı korkmadan sevdi. Yalnızlığı utanılacak bir duygu değil, insan olmanın en gerçek hâllerinden biri olarak gördü. Kırılmaktan korkmadı; çünkü her kırık yerden yeni bir şiirin filizleneceğini biliyordu.

Belki de bu yüzden onun dizeleri yıllar geçse de eskimiyor. Çünkü insan değişse bile özlemi, sevgisi, korkuları ve yaraları hep aynı kalıyor.

Bugün bir Küçük İskender şiiri okuduğunuzda yalnızca dizelerle karşılaşmazsınız. Bir kalbin çarpışını, bir insanın kendini arayışını, hayatla kavgasını ve umuda tutunuşunu hissedersiniz.

Ve belki de kitabın kapağını kapattığınızda içinizden tek bir cümle geçer:

Bazı şairler ölmez; yalnızca kelimelerinin içine taşınırlar.

Muhabir: Mehmet Rumet SOYLU