27 Şubat…Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi duruyor.
Ama geçen yıl bugün yapılan bir çağrı, hâlâ ülkenin hafızasında taze. Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” vurgusuyla yaptığı silah bırakma ve fesih çağrısının üzerinden tam bir yıl geçti. O gün, yıllardır süren çatışmaların gölgesinde yaşayan bir toplum için cümlelerin ağırlığı büyüktü.
Çünkü mesele yalnızca bir örgüte yapılan çağrı değildi; mesele kırk yılı aşan bir dönemin kapanıp kapanmayacağıydı. İstanbul’da bir otelde yansıtılan çağrıyı kimi evde, kimi kahvede, kimi ise iş yerinden takip etti.
Nefesler tutulmuştu. Çağrının merkezinde PKK vardı. Silahların susması, çatışma zemininden siyasal zemine geçiş yani demokratik toplum inşası… Söylenenler, Türkiye’nin en zor başlıklarından birine dair en net ifadelerden bazılarıydı.
Peki bir yılda ne değişti?
Her şeyden önce, toplumun refleksi değişti. Eskiden böylesi bir çağrı sert kamplaşmalarla, yüksek tansiyonla karşılanırdı. Bu kez daha temkinli bir sessizlik hâkim oldu. İnsanlar beklemeyi tercih etti. Çünkü bu ülkede umut, en çok yıpranan duygulardan biri oldu.
Bir yıl boyunca zaman, zaman “ilk aşama”, “ikinci aşama”, “pratik adımlar” gibi kavramlar konuşuldu. Fakat sokaktaki yurttaş için mesele kavramlardan ibaret değil. İnsanlar çok daha basit soruların cevabını arıyor:Gerçekten yeni bir dönem mi başlıyor? Yoksa bu da yarım kalmış sayfalardan biri mi olacak?
Barış, yalnızca silahların susması değildir.
Barış; dilin yumuşaması, hafızanın onarılması, adalet duygusunun güçlenmesidir. Demokratik toplum ise sadece siyasi aktörlerin değil, sıradan insanların hayatında hissedilmelidir. Gençlerin gelecek planlarında, annelerin kaygısında, şehirlerin gündelik ritminde…Bir yılın sonunda görünen tablo ne tam bir kopuş ne de tam bir devam.
Daha çok bir eşikte bekleme hâli.
Büyük cümleler kuruldu ama büyük dönüşümler için gereken toplumsal güven henüz tam olarak inşa edilemedi. Belki de asıl mesele burada. Bu ülke artık çatışma haberlerine alışmış bir ülke olmak istemiyor.
Gençler enerjilerini kimlik tartışmalarında değil, üretimde harcamak istiyor. Aileler çocuklarının yarınını konuşurken korku değil umut hissetmek istiyor.27 Şubat’ın yıldönümü bize şunu hatırlatıyor: Tarih bazen tek bir cümleyle değişmez. Ama o cümle, değişimin mümkün olduğunu hatırlatır. Bir çağrının gerçek değeri, üzerinden geçen zamanla ölçülür. Bir yıl geçti.
Şimdi soru şu:
Bu çağrı bir başlangıç mıydı, yoksa bir fırsat mı kaçırılıyor? Cevap henüz net değil. Ama toplumun beklentisi net: Gürültüsüz, ajandasız, sahici bir barış. Çünkü artık herkes şunu biliyor:
Silahların sustuğu bir ülke sadece daha güvenli değil, aynı zamanda daha güçlüdür.