Sanayi Alanları Master Planı yürürlüğe girdi. Rakamlar, haritalar, yatırım bölgeleri tek tek açıklandı. Ancak haritanın doğusuna bakıldığında büyük bir sessizlik var. Bu sessizlik sadece yatırım eksikliği değil; aynı zamanda gençliğin geleceğine dair bir belirsizliktir.

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun plan dışında bırakılmasına tepki gösterdi. Ancak meselenin en çarpıcı boyutu teşvik ya da fabrika sayısından ibaret değil. Asıl mesele gençler. Türkiye’nin en genç nüfusuna sahip bölgelerinden söz ediyoruz. Üniversite mezunu sayısı her yıl artıyor. Meslek liseleri dolu. Gençler üretmek, çalışmak, kendi şehirlerinde tutunmak istiyor.
Fakat sanayi yatırımı yoksa, organize üretim alanları güçlenmiyorsa, nitelikli istihdam oluşturulmuyorsa gençler için geriye iki seçenek kalıyor: Ya düşük ücretli, güvencesiz işlerde tutunmaya çalışmak ya da valizini toplayıp gitmek.Göç artık sadece ekonomik bir refleks değil; psikolojik bir kırılma.
Gençler, “Bu şehirde bana yer yok” duygusuyla ayrılıyor. Bu duygu, bir kentin geleceği için en büyük alarmdır. Sanayisiz kalkınma söylemi romantik kalır. Tarım ve hayvancılık elbette değerlidir. Ancak genç nüfusun tamamını absorbe edecek, teknolojiyle entegre olmuş, katma değer üreten sektörler olmadan bölgesel denge kurulamaz.
Üstelik sanayi yatırımı sadece fabrika demek değildir; yan sektörler, hizmet alanları, lojistik ağları ve girişimcilik ekosistemi demektir. Yani bir şehirde zincirleme umut üretmektir. Bugün yatırımın yönü değişirse, yarın nüfusun yönü değişir.
Gençler İç Anadolu’ya, Marmara’ya akarken; geride yaşlanan bir demografi kalır. Bu sadece ekonomik değil, sosyal bir risktir. Kültürel üretim azalır, dinamizm düşer, şehirlerin enerjisi zayıflar. En tehlikelisi ise beyin göçünün hızlanmasıdır. İyi eğitim almış gençler, fırsat nerede ise oraya gider. Bu doğal bir tercihtir. Ancak kamu politikalarının görevi, fırsatı dengeli dağıtmaktır. Aksi halde bölgeler arası makas daha da açılır.
Bir plan hazırlanırken sadece bugünün yatırım haritası çizilmez; yarının toplumsal dengesi de şekillendirilir. Doğu ve Güneydoğu’nun genç nüfusu görmezden gelinirse, aslında Türkiye’nin üretim potansiyelinin önemli bir bölümü de göz ardı edilmiş olur. Gençleri tutamayan şehirler büyüyemez.
Gençlere alan açmayan planlar sürdürülebilir olmaz. Kalkınma, coğrafi değil kuşaksal bir meseledir.
Ve bugün en çok konuşmamız gereken şey, gençlerin yarınını hangi haritaya emanet ettiğimizdir.