Çaylar geldi, telefonlar çıkarıldı. Herkes konuşuyordu ama kimse kimseye bakmıyordu.

Cümleler havada kalıyor, gözler ekranlara düşüyordu.Bir an başını kaldıran biri oldu, ‘Ben sana bir şey anlatıyordum’ dedi.Karşısındaki, yarım bir tebessümle ‘Dinliyorum’ diye cevap verdi.

Oysa dinlemiyordu.

Bugün en büyük yalnızlık, kalabalıkların ortasında yaşanıyor.Ve insan artık en çok… Anlaşılmadığı yerde yoruluyor.

Sokaklar dolu, kahvehaneler dolu, evler dolu…

Ama içler boş.

Eskiden birinin kapısını çalmak yeterdi.Şimdi aynı evin içinde kapılar kapalı, gönüller daha da kapalı.‘Bir çay içelim’ diye başlayan sohbetler vardı.Saatler sürerdi, kimse sıkılmazdı.Şimdi ise herkesin acelesi var ama kimsenin yetiştiği bir yer yok.En basit sorular bile artık samimiyetini kaybetti.

‘Nasılsın?’ diyoruz.

Ama cevabını gerçekten merak etmiyoruz.

İnsanlar dertlerini anlatmak istiyor ama karşısında bir yüz değil, bir ekran buluyor.Ve zamanla şunu öğreniyor:Anlatmanın bir anlamı yok.

İşte o an başlıyor asıl kopuş.Sessiz, derinden ve fark edilmeden…

DİNLEMEK YERİNE SIRAMIZI BEKLİYORUZ

Bugün kimse dinlemek için konuşmuyor.Herkes konuşmak için fırsat kolluyor.Birine bir şey anlatıyorsun…Gözünün içine bakıyorsun ama onun aklı başka yerde.Sen cümleni bitirmeden, o kendi anlatacaklarını hazırlıyor.Artık kimse anlamaya çalışmıyor.Herkes haklı, herkes kendinden emin.Ama kimse karşısındakinin yükünü taşımaya niyetli değil.O yüzden en çok şu eksik:

Sabır…

Empati…

Ve en önemlisi, gerçekten kulak vermek.

Çünkü dinlemek, sadece susmak değildir.Dinlemek, karşındakine ‘Sen varsın’ demektir.Bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey de bu değil mi zaten?Belki de bu yüzden bu kadar yorgunuz.

Çünkü içimizde biriken, söylenemeyen, yarım kalan o kadar çok şey var ki…

Ve insan, her şeye dayanır da…

Anlaşılmamaya uzun süre dayanamaz.

Şimdi herkes kendine şu soruyu sormalı:

Son zamanlarda birini gerçekten dinledim mi…

Yoksa sadece konuşma sıramın gelmesini mi bekledim?

Sevgiyle kalın.