Çok değil, üzerinden henüz bir ay bile geçmedi medyaya düşeli! Bingöllü, Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz konuşma kürsüsünün önünde “Bingöl” arkasında da “11 Aralık” tarihi gözüken muhtemelen bir etkinlik ya da açılışa dair bir mekânda konuşuyor. “Bingöl’ün Türkiye’nin tanıdığı bir ürünü var; Burma kadayıf. Diyarbakır burma kadayıfı olarak da geçer. Şimdi tabi yapanların yüzde yüzü Bingöllü onu söyleyeyim…”
Artık Diyarbakır’ın tecilli markaları arasında yerini almış olan “Cevizli Burma Kadayıf”la ilgili bu Bingöl’ün sahiplenme meselesi tabii ki yeni değil! Daha önce de denendi ama tutmadı. Öyle ki Bingöl’ün kendisi bile şehrinde sahiplenmeyi beceremedi ki orda bile Diyarbakır ismiyle vücut buldu. Başka şehirlerde de adı burma kadayıfla anılan mekânlar açıldığında önüne “Diyarbakır” markasını mutlaka koymayı gereklilik saydılar. Bu artık bir realite.
Peki, bu Bingöl ya da Bingöllülük ve Burma Kadayıf ilişkisinin evveliyatını sahi bilen kaç kişi var. Merakımı bağışlasın, elbette başta Cevdet Yılmaz ve diğer ihtimaldir ki bilmeyenler.

Hikâye şöyle; geçtiğimiz yüzyılın başı, henüz 1915 Ermenilere yönelik büyük felaket yaşanmamış. Ermeni tebaa Osmanlı memalikinin muteber vatandaşları konumunda. E, elbette Osmanlı mülkünün uzak kalesi Diyarbekir’de de durum böyle.
Şehir tabii ki etrafı devasa binler yıllık surları ile kuşatılı hem yaşam hem de ticari alan. Şimdilerde adı “Gazi” olan cadde o vakitler “Bağdat Caddesi”. Bağdadın hamamları / Yanıyor külhanları / Bu nasıl baş bağlıyor / Bağdadın hatunları şarkısı musikişinaslarca dillerde. Hatta şehrin caddesini dikey kesen Yemeniciler Çarşısının hemen girişinde şimdilerde Baharatçı Kör Yusuf’un dükkanının bitişiğinde Bağdat Palas Oteli ve kahvesi de vardı yakın zamanlara kadar.
İşte o bir asır evvelinde Bingöl’ün Lotan köyünden (şimdi Bingöl merkez Yamaç’a bağlı Gürpınar köyü) hem öksüz hem de yetim üstelik bir bacağından da engelli henüz soyadı kanunu da çıkmadığından “Lotanlı Topal Hasan” elinde bir mektupla şehre gelir. Mektup Bingöl’den bir zatın Diyarbekir eşrafından CemilpaşaEshat Sezai Beye hitaben yazılmıştır. Sora, sora bulur topal Hasan, Cemilpaşa Konağını ve çıkar selamlık bölümünde Eshat beyin karşısına uzatır mektubu. Özeti şudur mektubun; “Öksüz ve yetimdir bir ayağı da sakattır. Eshat bey bu çocuğa sahip çık”. Alır yanına CemilpaşaEshat bey garibi tutar çarşının yolunu varır namıyla müsemma Burmalı Cevizli Kadayıf ustası Ermeni Ako’nun yanına. “Usta” der ve ekler “Bu çocuk sana emanet, kefili benim. Hem sahip çıkacaksın, hem de mesleği öğreteceksin…” Ermeni Ako Usta; “Başüstünebegım” diyerek alır çırak Lotanlı Topal Hasan’ı yanına. Bir kaç yılda Hasan işi öğrenir ve ustasının göz ağarı olur.
Ermeni Ako Usta bir gün alır Hasan’ı karşısına ve der ki; “Bak evlat ben İstanbul’a gitmeye karar verdim. Bir kaç güne yola çıkarım. Dükkan sana emanettir. Ayrılırken sana bir adres bırakacağım. Tam bir sene sonra İstanbul’a gelir beni bulursun. Ve bana bir yılın hesabını verirsin”
Bir yıl sonra Topal Hasan günler süren zor yolculuğu bitirip varır İstanbul’a arayıp sorar bulur Ako ustayı. Oturur ustasının karşısına döker hesabı; Bütün detaylarıyla cevizi, sade yağı, qif’i, pekmezi, şekeri, odunu her ne ise masraf budur. Satıştan elde kalan kazanç da bu der ve koyar parayı ustasının önüne.
Ako usta; “Hasan evladım sen helal süt emmiş biri çıktın. Eshatbegi de mahçup etmedin. Tahmin ettiğimden daha yüklü bir kârla bana geldin. Bu paranın yarısı senin. Ama artık dükkan da meslek de senin. Dön git, helal û hoş olsun meslek sana” der. Öper elini ustasının Hasan ve yine aynı yolla döner Diyarbekir’e ve işinin başına. Sonra zaman içinde başka Bingöllüler de gelir şehre ve bu kez onlar öğrenir Ermeni Ako Usta’dan el alan Lotanlı Topal Hasan’ın cevizli burma kadayıf hünerini.
İşte Hikâye budur. Şimdi onun hünerini bihakkın yapan sur içindeki ilk yerleri Demir Otelin karşısında olan başka yerlerde de şubeler açan aileden üçüncü kuşaktan “Kadayıfçı Hacı Levent” adıyla markalaşan Murat Altunhan’dır.
Tabii ki başka isim sahipleri olup artık cevizli burma kadayıfla yetinmeyip çokça tatlı çeşitleriyle sahada olan parayla değil kilolarca altınla işyerleri satın alıp namlananlar da var şehirde.
Ve şu bir gerçek hem de adıyla gerçek. Bingöl şehir olarak kadayıfı bilmez. Bingöllü kadayıfı cevizli burma kadayıfı öğrenmişse Diyarbekirli Ermeni Ako Ustanın yanına çırak olduktan sonra öğrenmiş. Sonra da sürdürmüştür. Bugün sanatı sürdüren Bingöllüler de öğrendikleri işleri sayesinde hem meslek sahibi ve varlık sahibi olmuşlar / oldular. Şehrin de Ermeni Ako Ustanın da kadrini kıymetini bilmek ve yad etmekle sorumludurlar.
Umarım ve dilerim bu gerçeği biri de Sayın Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz beye iletir…
Not: Bunu 2011 yılında yayınlanan ve şu ana kadar beş baskı yapan 2013’te de Brüksel’de Ararat News Publising yayınevinde Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının TEDA başkanlığından çeviri desteği alarak Fransızcaya çevrilip basılan “Gittiler İşte” kitabının girişinde de yazmıştım…