Hafta sonu Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odasının ihtiyaca göre yeniden düzenlenmiş meclis salonunda DİTAM’ın programında; Suriye ve Rojava’da yaşananların Diyarbakır’ın kültürel iklimine dahli üzerine kısa bir konuşma yaptım.

On üçüncü asırda İran’da yaşamış Bostan’la Gülistan’ın şairi Şadi-i Şirazi döneminin olanca eza, cefasına tanıktır. Moğol istilaları ve Haçlı seferleri bunlardan sadece ikisidir.

Şirazi şiirinin iki dizesinde bakın ne diyor:

“Bir ömür daha lazım vefatımızdan sonra / çünkü bu ömrümüzü umut ederek geçirdik”.

Aradan nerdeyse sekiz asır geçer ve şiiri Muhsin Namjo besteler. Şarkıyı ölüm döşeğinde olan İranlı sinemacı-yönetmen Abbas KeyaRüstemî’nin başucunda bir kadın sanatçı Abbas’ın isteği üzerine enstrümanıyla çalıp söyler. Rüstemi gözyaşlarıyla şarkıyı dinler, gözlerini kapar ve öte yakaya göçer.

Modern Kürtçe edebiyatın kanon şahsiyeti Mehmed Uzun vefatından kısa süre önce William Faulkner’in “Döşeğimde Ölürken” kitabını ‘yeniden okumak’ istediğini ifade ederek arzulamıştı. Kitabı götürmüştüm, okumuş sonra da vasiyetini dile getirmişti. Vasiyetinde ŞivanPerwer’in mezarı başında bir stran okumasını dilemişti. Ve mezar taşına konulsun diye şu iki dizesini ardında bırakmıştı: “Minjiwelatekîdûrnivisîjiwere her tişt / Îro ez navagelêxwe de bextewarim”. Şivan gelememişti, sürgünlüğü nedeniyle. Ferhat Tunç “Dayêdayê”yi okumuştu.

Erdal Öz 12 Mart’ın mahpusluk yıllarında Deniz Gezmiş’le birlikte hapistir. Deniz dönemin faturasının kendilerine kesileceğinin farkında olarak Erdal Öz’e “Bizi sen yazmalısın. Ernesto öykünü okudum. Çok iyiydi” der. Uzun sohbetler ederler. O ayak üzeri voltalarda ya da çay ocağında veya ranzada yapılan sohbetlerin birinde Deniz der ki; “Ha bak; Rodrigo’nun o ünlü konçertosunu dinlemek isterim idam sehpasına giderken, orada. Sanırım asılacak birinin son isteğini geri çevirmezler…”

Oturup düşünmek gerek ülkede “devrim yapmak” için yola çıkan bir öncü asılırken neden gitar konçertosu istesin! Ya da halkının ana dilinin mücadelesini edebiyatıyla yapan ve kendisine rehber edinen bir edebiyatçı mezarı başında bir çığlık gibi şarkı söylenmesini neden istesin!

İster çünkü bilir ki ses yitip gitmez arş-ı ala’da asılı durur. Rodriguez ikinci dünya savaşının içinde yazmıştır konçertosunu. Konçertonun adagio ikinci bölümü sesin savaşa karşı suskunluğa çığlığıdır adeta. İşte Deniz Gezmiş gibi “Biz edebiyattan geldik” diyen bir devrimcinin bu müziği ölüme giderken arzulaması boşuna değildir.

Doğrusu sadece Suriye ve Rojava üzerinden bugüne baktığımızda aslında olanın-bitenin en azından yetmişli yıllardan bu yana son yarım asırdır bizim kuşağın yaşadıklarının bir nevi “fiili savaş koşulları” olduğunun da altını çizmeyip de ne yapacağız sahi!

Kent Suriye’deki Esad sonrası “oldu bitti” ve Rojava’nın serencamı üzerinden elbette kültür yaşamı ekseninde de farkındalıklı bir gündem yaşadı/ yaşıyor.

Sanatçılar konserlerini iptal etti veya ertelediler. Kültür kurumları; tiyatro oyunları, film gösterimleri ve müzikal programlarını kısmen iptal edip, kısmen de koşullara uygun bir sükunet içinde karşıladılar. Büyükşehir Belediyesi Ongözlü Köprü ve Hewsel Bahçeleri kriz alanı gündemli kent konseyi genel kurul toplantısını üç kez ertelemek durumunda kaldı.

Sonuçta Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın her Kürt için Diyarbakır; entelektüel, kültürel, sanatsal ve politik anlamda adeta ana rahmidir. Bu sebeple şiddetin en zor zamanlarında bile kültürün, sanatın, edebiyatın sığınağından sesleneceği / seslenmesi elzem bir şehir, şehir olmaktan öte bir coğrafyadır.