Geçen gün bir düğündeyim. Salon kapıları açılıyor, müzik yükseliyor, gelin ve damat içeri giriyor. Ama asıl dikkat çeken onlar değil. Gelinden önce, hatta gelinden daha büyük bir iddiayla salona giren bir şey var: Takılar.

Gösterişli kutular, kadife kaplı sandıklar, içi altın dolu setler, bilezikler…

Alkışlar biraz gelin için, biraz da o kutular için kopuyor. Elbette biliyorum, birçok yörede bu bir gelenek. Takı, bereketin, iyi dileğin, “biz buradayız” demenin sembolü. Kimse bunu inkâr etmiyor.

Ama son yıllarda tanık olduğumuz sahne artık sadece gelenekle açıklanabilecek gibi değil. Ortada başka bir şey var: Gösterinin kendisi. Eskiden takı, düğünde sessizce takılırdı. Kim ne takmış, kim ne vermiş; bunlar aile arasında bilinir, en fazla kulağa fısıldanırdı. Şimdi ise takılar sahne alıyor.

Adeta “bakın biz ne taktık”, “biz ne kadar taktık” demenin yeni bir dili oluştu.

Altın artık sadece maddi bir değer değil; statünün, gücün, hatta rekabetin vitrini.

İşin düşündürücü yanı şu: Bu gösteri, gelinle damadın mutluluğunun önüne geçiyor. İnsan ister istemez soruyor: Bu düğün kimin için? İki insanın hayatını birleştirmesi mi kutlanıyor, yoksa takıların toplam gramı mı? Daha da ötesi var.

Bu sahneler, düğün salonunda alkışlanan bir mutluluk tablosu gibi görünse de, perde arkasında ciddi bir baskı yaratıyor. “El âlem ne der?” duygusu, aileleri borca sokacak kadar büyüyebiliyor. Gösterişli kutuların içindeki altınlar bazen emeğin değil, kredinin ürünü oluyor. Ama bunu salonda kimse bilmiyor, bilse de alkış devam ediyor. Belki de mesele altın değil. Mesele, her şeyin bir yarışa dönüşmesi.

Kimin düğünü daha şatafatlı, kimin takısı daha çok, kimin kutusu daha büyük…

Sosyal medyada paylaşılan düğün videoları bu yarışı daha da körüklüyor. Bir gelenek yavaş, yavaş performansa dönüşüyor. Oysa düğün dediğimiz şey, iki insanın birbirine “ben seninleyim” dediği an olmalı.

Ne kadar altın takıldığı değil, ne kadar sevgiyle bakıldığı hatırlanmalı. Takılar zamanla bozdurulur, satılır, kaybolur. Ama o günün duygusu, o bakışlar, o sözler kalır. Belki artık şunu sormanın zamanı gelmiştir: Biz düğünlerde neyi alkışlıyoruz? Mutluluğu mu, yoksa vitrindeki altını mı?

Ve belki de en cesur olanlar, alkışı biraz kısanlar olacak.