Galiba yazının girişine bir lawje koymak günü tarif etmede etkili olacak…

“Lo ev çi deng û ve çi heydana

Ev çi gure gure û ezmana

Dengê me xîr zirne û borazana

Em dibêjin qiyamete

Hûn dibêjin axir zemane…”

Şirazlı Sadi’ye sormuşlar; “insan dediğin nedir”

Yanıt vermiş; Yek katre-i hunest û hezar endişe (bir damla kan ve bin endişe).

“İnsan dediğin küçültülmüş evrendir” der Genceli Nizami.

Biri demiş ki; “ellerimi öyle çok ve öyle sıkı, öyle uzun yıkadım ki, geçmişte elime yazdığım bütün kopyaların ruhu bile silinip gitti”. Oysa! Ne kopyası ne hâl! Bizatihi o ellerle işlenen günahların lekeleri, izleri de silinip gitmiş olmalı. Ya ruhta kalanlar…Her yaranın merhemi kendin(d)edir. Yarasına merhemi, başka yerde arayan yanılır.

Bu sebeple kendi içine dönmeli insan, çare yine kendisidir insanın. Tevekkeli boşuna dememişler “karadutun lekesini yaprağı çıkarır”mış!

Derler ki; Geride bıraktıklarınızın kalbinde yaşamak, ölmek sayılmazmış. İnsan kimi durumlarda çaresiz kalır ya! Diyelim ki bir tek vicdan ifadesi olarak kaleminiz var. O da kifayetsiz kalıyorsa eğer…

Belki de başımıza gelen ve gelmekte olan bunca kötü hallerden sonra zamandan azade yaralarımızın mağduriyetine sığınmadan yine de yaşamak için inat etmek aslolan…