Dünya yeni bir dönemin eşiğinde. Ortadoğu'da her geçen gün biraz daha yükselen gerilim, yalnızca bölge ülkelerini değil küresel dengeleri de tehdit ediyor.

İsrail ile İran arasında tırmanan karşılıklı restleşmeler, Gazze’de aylardır devam eden insanlık dramı, Suriye ve Irak'taki kırılgan yapı, enerji koridorları üzerindeki mücadele ve büyük güçlerin bölgeye yönelik hesapları, Ortadoğu’yu yeniden dünyanın en hassas fay hattına dönüştürmüş durumda.

Türkiye ise böylesine kritik bir dönemde yalnızca dış gelişmelerle değil, içeride yaşanan siyasi türbülansla da meşgul.

Ana muhalefet partisi CHP’de yaşanan kurultay tartışmaları, mahkeme süreçleri ve ortaya çıkan çift başlı görüntü, siyasi gündemin merkezine oturdu.

Bir tarafta mevcut yönetimin, diğer tarafta eski genel başkanın ayrı ayrı grup toplantıları yapması; Türkiye’nin en büyük muhalefet partisinde yaşanan ayrışmanın ne kadar derinleştiğini gözler önüne seriyor.

Oysa tarih bize gösteriyor ki, bölgesel krizlerin yoğunlaştığı dönemlerde ülkelerin iç siyasi istikrarı her zamankinden daha büyük önem taşır.

Türkiye, jeopolitik konumu gereği Ortadoğu’daki her gelişmeden doğrudan etkilenen bir ülke.

Sınır güvenliğinden ekonomiye, enerjiden göç yönetimine kadar pek çok başlık dışarıdaki gelişmelere bağlı olarak şekilleniyor.

Bugün vatandaşın gündeminde hayat pahalılığı, yüksek enflasyon, işsizlik ve alım gücündeki erime bulunuyor.

Ancak siyaset kurumu, bu sorunlara çözüm üretmek yerine zaman zaman kendi iç çekişmelerinin gölgesinde kalabiliyor.

Muhalefetin kendi içindeki mücadeleleri, iktidarın siyasi hamleleri ve bitmeyen polemikler, toplumun gerçek gündemini ikinci plana itiyor.

Ortadoğu'da savaş ihtimalinin konuşulduğu, enerji fiyatlarının yeniden yükseliş sinyalleri verdiği, küresel ekonomide belirsizliğin arttığı bir dönemde Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla sağduyudur.

Siyasi aktörlerin kısa vadeli hesaplardan ziyade ülkenin uzun vadeli çıkarlarını önceleyen bir dil geliştirmesi gerekiyor.

Çünkü dünya hızla değişiyor.

Sınırlarımızın hemen ötesinde şekillenen yeni denklem, Türkiye’nin önüne hem fırsatlar hem de ciddi riskler çıkarıyor.

Böyle bir süreçte siyasi enerjinin parti içi mücadelelere değil, ülkenin geleceğine yöneltilmesi gerekiyor.

Bugün Ankara'da yaşanan her tartışmanın, Ortadoğu'da yükselen her gerilimin gölgesinde değerlendirilmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.

Dünya ateş çemberinin içindeyken, Türkiye'nin içeride daha güçlü, daha sakin ve daha öngörülü bir siyasete ihtiyacı var.