Rusya’dan paylaşılan son kar görüntüleri, ilk bakışta masalsı bir tablo sunuyor. Beyaza gömülmüş şehirler, durmuş hayat, çocukça bir sevinç…

Oysa bu görüntüler, iklim değişikliği tartışmalarında sıkça düştüğümüz bir yanılgıyı da yeniden hatırlatıyor. ‘Madem kar yağıyor, küresel ısınma nerede?’

Asıl soru şu olmalı: Bu aşırılıklar neden artıyor?

İklim değişikliği, yalnızca dünyanın her yerinin sürekli ısınması demek değil. Asıl mesele, iklim sisteminin dengesinin bozulması. Atmosfer ısındıkça daha fazla nem tutuyor, bu da bazı bölgelerde aşırı sıcaklıklar ve kuraklıklar yaratırken, başka yerlerde olağan dışı soğuklar ve yoğun kar yağışları olarak karşımıza çıkıyor. Rusya’daki görüntüler, iklim değişikliğinin yokluğunu değil, tam tersine kontrolsüzlüğünü işaret ediyor.

Bu dengesizliklerin tehlikesi yalnızca meteorolojik değildir. Ekonomik, sosyal ve hatta siyasidir.

Aşırı kar yağışları ulaşımı felç ediyor, enerji altyapılarını zorluyor, gıda tedarik zincirlerini aksatıyor. Tarım, öngörülebilir mevsimlere ihtiyaç duyar. Oysa iklim değişikliği çiftçinin takvimini elinden alıyor. Bir yıl don vuran mahsul, ertesi yıl kuraklıktan yanıyor. Sonuç, artan gıda fiyatları, derinleşen eşitsizlikler.

Tehlikenin bir diğer boyutu da ‘alışma’ hali. Her yeni aşırılığı, bir öncekinden biraz daha normal karşılıyoruz. Oysa bilim insanlarının yıllardır uyardığı eşiklere hızla yaklaşıyoruz. Buzulların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi, permafrostun çözülmesiyle atmosfere salınan metan gazı. Bunlar birer uzak senaryo değil, bugün yaşanan süreçler.

Peki, çözüm nerede? Çözüm, tek bir mucize formülde değil, kararlı ve çok katmanlı bir dönüşümde.

Öncelikle, fosil yakıtlardan çıkış artık bir zorunluluktur. Yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmak, yalnızca çevre politikası değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir hamle. Enerji verimliliği, en ucuz ve en hızlı kazanım alanı.

Uyum politikaları da oldukça önemlidir. İklim değişikliğini tamamen durduramasak bile etkilerini azaltabiliriz. Dayanıklı şehirler, güçlü altyapılar, erken uyarı sistemleri ve iklim dostu tarım uygulamaları hayati önemde.

İklim krizine en az katkı yapanlar, en ağır bedeli ödüyor. Bu nedenle çözüm, küresel işbirliğini ve iklim finansmanını şart koşuyor. Aksi halde kriz, yeni göç dalgaları ve çatışmalarla kapımızı çalacak.

Elbette tek başına bir bireyin adımları dünyayı kurtarmaz. Ama toplumsal talep olmadan siyasi irade de oluşmaz. Tüketim alışkanlıklarımızdan oy tercihlerimize kadar her karar, bu denklemin bir parçası.

Rusya’dan gelen kar görüntülerine bir kez daha bakarken, yalnızca soğuğu değil, verilen mesajı da görmemiz gerekiyor. Bu kar, doğanın sessiz bir çığlığı. Duymazdan gelmek çok kolay ama bedelini ödemek çok daha zordur. Şimdi aklımızı başımıza almazsak, yarın ‘normal’ dediğimiz her şey, bugünden daha anormal olacak.