Kurban Bayramı’nı geride bıraktık. Diyarbakır, belki de son yılların en yoğun günlerini yaşadı. Kentin tarihi sokakları, surları ve meydanları yerli ve yabancı turistlerle dolup taştı. Ciğercilerde uzun kuyruklar oluştu, çiğköfteciler, künefeciler, kahveciler ve hediyelik eşya satıcıları adeta nefes almadan çalıştı.
Şehrin ekonomisi açısından bakıldığında ortaya çıkan tablo sevindirici. Esnaf kazandı, ticaret hareketlendi, Diyarbakır’ın turizm potansiyeli bir kez daha kendini gösterdi. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Şimdi durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Diyarbakır bu kadar büyük bir ziyaretçi akınına gerçekten hazır mı?
Bayram boyunca yaşanan trafik yoğunluğu, otopark sorunları, bazı bölgelerdeki düzensizlikler ve çevre kirliliği aslında bize önemli mesajlar verdi. Kentin birçok noktasında araç trafiği neredeyse durma noktasına gelirken, yayaların hareket alanları da ciddi şekilde daraldı. Özellikle tarihi bölgelerde oluşan yoğunluk, hem ziyaretçilerin deneyimini olumsuz etkiledi hem de şehir yönetimi açısından önemli eksiklikleri ortaya çıkardı.
Bir başka mesele ise kent estetiği ve temizlik.
Diyarbakır’a gelen bir turist yalnızca ciğer yemeye ya da surları gezmeye gelmiyor. Aynı zamanda şehir hakkında bir izlenim oluşturuyor. Sokakların temizliği, yönlendirme tabelaları, yeşil alanların durumu, tarihi mekanların çevresi ve kamusal alanların düzeni ziyaretçinin hafızasında kalıcı bir yer ediniyor.
Peki bayram boyunca şehrimizin her noktasında bu konuda yeterli bir görüntü verebildik mi? Asıl üzerinde durulması gereken konu da burada başlıyor. Turist sayısındaki artış yalnızca ekonomik kazanç olarak değerlendirilmemeli. Çünkü bir kente gelen ziyaretçi, aynı zamanda o kentin gönüllü tanıtım elçisine dönüşür. Buradan memnun ayrılan kişi tekrar gelir, çevresine tavsiye eder ve sosyal medyada olumlu paylaşımlar yapar. Ancak yaşadığı olumsuzluklar da aynı hızla yayılır. Bu nedenle Diyarbakır’ın artık günü kurtaran çözümler yerine uzun vadeli bir turizm ve kent yönetimi planına ihtiyacı var.
Öncelikle valilik, büyükşehir belediyesi, ilçe belediyeleri, ticaret ve sanayi odaları, esnaf temsilcileri, turizm sektörü ve sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek kapsamlı bir ‘Turizm ve Kent Hazırlık Eylem Planı’ hazırlamalıdır. Bu planın ilk gündem maddeleri trafik yönetimi, otopark kapasitesi, yönlendirme sistemleri, temizlik hizmetleri ve turist bilgilendirme noktaları olmalıdır.
Özellikle tarihi Sur bölgesinde yaya öncelikli ulaşım modelleri geliştirilmeli. Turist yoğunluğunun yaşandığı noktalarda çok dilli yönlendirme tabelaları artırılmalı, dijital rehberlik sistemleri devreye alınmalıdır.
Ayrıca kentin gastronomi ve hediyelik eşya sektöründe kalite standartları yükseltilmelidir. Diyarbakır’a özgü ürünlerin daha profesyonel sunumu ve markalaşması sağlanmalı, ziyaretçilere sunulan hizmetlerde belirli standartlar oluşturulmalıdır. Çevre temizliği konusunda ise sadece belediyelerin değil, işletmelerin ve vatandaşların da sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Çünkü temiz bir şehir yalnızca daha güzel görünmekle kalmaz, aynı zamanda daha fazla ziyaretçi çeker.
Bayram boyunca yaşanan yoğunluk aslında Diyarbakır için önemli bir fırsattı. Fakat bu fırsatın kalıcı bir başarı hikâyesine dönüşebilmesi için eksiklerimizi cesurca konuşmalı ve çözüm üretmeliyiz. Çünkü mesele sadece insanların Diyarbakır’a gelmesi değildir. Asıl mesele, buradan ayrılırken zihinlerinde ve hafızalarında nasıl bir Diyarbakır fotoğrafı taşıdıklarıdır.
İşte bugün hepimizin üzerinde düşünmesi gereken soru tam da budur.