Bazı şehirler sadece taşlardan, sokaklardan ve binalardan ibaret değildir. Hafızadır, medeniyettir, direniştir. Silvan böylesi şehirlerin ilk sırasında bulunur.
Binlerce yıllık geçmişiyle Mezopotamya'nın en kadim yerleşimlerinden biri olan Silvan, tarih boyunca nice devlete, nice medeniyete ev sahipliği yaptı.
Öyle ki bazı tarih kaynaklarında, dönem dönem Diyarbakır'ın dahi Silvan'a bağlı olduğu anlatılır. Mervaniler'e başkentlik yapan bu şehir, sadece bölgenin değil, Anadolu'nun da en önemli tarihi merkezlerinden biridir.
Rivayet edilir ki Silvan yedi kez yıkıldı, yedi kez küllerinden yeniden doğdu Anka kuşu misali.
Bir zamanlar dört bir yanı surlarla çevrili olan bu görkemli kentten bugün geriye ancak birkaç kalıntı kalmış durumda. O kalıntılar ise zamana değil, daha çok ilgisizliğe direniyor.
Silvan denildiğinde akla gelen yalnızca tarihi yapılar değildir. Zembîlfiroş efsanesi de bu toprakların hafızasına kazınmış en güçlü anlatılardan biridir. Aşkı, fedakârlığı ve insanlık hâllerini anlatan bu destan, sadece bölgenin değil, dünyanın birçok yerinde araştırmalara konu olabilecek kültürel bir mirastır.
Fakat ne acıdır ki bu kadar büyük bir tarih, yıllardır günü kurtaran anlayışların gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor.
Her seçim döneminde benzer vaatleri dinliyoruz.
‘Tarihi ayağa kaldıracağız, turizmi geliştireceğiz, Silvan hak ettiği değeri görecek’ gibi.
Sonra göreve geliniyor ve gerekçeler sıralanmaya başlıyor:
‘Enkaz devraldık, Kayyum döneminin sorunları vardı, paramız yok, fiziki şartlar elvermiyor, proje hazırlıyoruz, çalıştay yapıyoruz ve üzerinde çalışıyoruz’.
Liste uzayıp gidiyor.
Oysa yıllardır değişmeyen tek şey, değişmeyen mazeretler.
Silvan'ın tarihi eserleri her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor. Çevre düzenlemeleri yapılmıyor, surların etrafı kaderine terk ediliyor, tarihi dokunun korunması için somut ve sürdürülebilir bir irade ortaya konulamıyor.
Belki bugün milyonlarca liralık restorasyonlar yapılamayabilir. Belki büyük bütçeler bulunamayabilir. Ama hiçbir bütçe gerektirmeyen işler de vardır.
Tarihi alanların düzenli temizliği.
Surların çevresinin korunması.
Kaçak yapılaşmanın önlenmesi.
Bilgilendirme tabelalarının yenilenmesi.
Mahalle sakinlerinin ve gençlerin gönüllü katılımıyla düzenlenecek koruma kampanyaları…
Bunlar büyük yatırımlar değildir fakat büyük bir sahiplenme duygusunun ilk adımları olabilir.
Belki dünya değişmez.
Belki turizm bir yılda patlama yapmaz.
Ama en azından yüreğimizin çeperine bırakılmış çöpler temizlenmiş olur.
Şehrin hafızasına biraz olsun saygı gösterilmiş olur.
Ne yazık ki belediyecilik anlayışımız da uzun yıllardır benzer bir kısır döngü içinde dönüp duruyor.
Neredeyse her belediye yöneticisinin dilinde üç isim vardır: Mehdi Zana, Terzi Fikri ve Edip Solmaz.
Bu isimlerden söz edilirken genellikle ‘halk belediyeciliği, katılımcı yönetim, örnek hizmet’ gibi ifadeler kullanılır.
Peki bu anlayışı gerçekten hayata geçiren kaç yönetici var?
Maalesef neredeyse yok.
Bir fikri anlatmak kolaydır.
Onu sloganlaştırmak daha da kolaydır.
Zor olan ise o fikri günlük yönetime taşımaktır.
Gerçek halk belediyeciliği yalnızca düğünlere, taziyelere, festivallere katılmak değildir.
Elbette bunlar da belediyeciliğin sosyal yönüdür.
Ancak belediyecilik aynı zamanda şehir planlamaktır.
Ekonomiyi canlandırmaktır.
Üretimi desteklemektir.
Gençlere iş alanı oluşturmaktır.
Kadın girişimcileri güçlendirmektir.
Tarihi koruyup geleceğe taşımaktır.
Silvan'ın bugün en büyük sorunlarından biri de ekonomik daralmadır. Tarımın eski gücünü kaybetmesi, sanayi yatırımlarının yetersizliği, genç işsizliğinin artması ve nitelikli göç, ilçenin geleceğini her geçen gün daha fazla zorluyor. Tarihi miras doğru değerlendirilebilse şayet kültür turizmi, yöresel üretim, gastronomi ve küçük ölçekli girişimcilik desteklense, hem ekonomik hareketlilik sağlanabilir hem de kentin kimliği güçlenebilir.
Silvan'ın ihtiyacı olan şey, yalnızca yeni projeler açıklamak değildir.
Bir şehir vizyonudur.
On yıllık, yirmi yıllık bir gelecek planıdır.
Çünkü şehirler yalnızca asfalt dökülerek büyümez.
Kimlikleri korunursa büyür.
Hafızaları yaşatılırsa büyür.
İnsanına umut verebilirse büyür.
Bugün Silvan'a bugüne kadar pek çok kişi haksızlık etti.
Belki farklı gerekçelerle ve farklı dönemlerde…
Ama sonuç değişmedi.
Kaybeden hep Silvan oldu.
Peki Silvan bunu hak ediyor mu?
Elbette hayır.
Peki Silvan halkı daha iyi yönetilmeyi hak ediyor mu?
Buna da verilecek cevap çok açık:
Evet.
Çünkü şehirler günü kurtarmak için yönetilmez.
Beş yıllık seçim hesaplarıyla da geleceğe hazırlanmaz.
Asıl mesele, bugün koltukta oturanların değil, yarın bu sokaklarda yaşayacak çocukların nasıl bir Silvan devralacağıdır.
İşte bütün mesele de tam olarak budur.