Kürt halkı, yas tutmak hakkını elde etmek için bile, amansız bir mücadeleye ihtiyaç duydu. Koşuyolu Parkında 49 kişi için kurulan taziye, bu amansız mücadelenin sonucuydu ve tarihiydi.
Bir parka neden koşu yolu ismi verilir? Koşu pisti olduğu için olabilir mi? Parkta insanların koşu yapması için pistler var elbette ama neden bu değil. Sonradan öğrenmiştim, vakti zamanında at yarışları burada yapıldığı için parka bu isim verilmiş. O vakitler hipodrom, şimdiki ismiyle Koşuyolu şehrin dışındaymış. Bağlar ilçesinin yoksul semtindeki park, şimdi şehrin tam göbeğinde. Daha önce de demiş olmalıyım, Koşuyolu Parkı Diyarbakır’ın en güzel parklarında biridir. Yıllar önce, daha Diyarbakır’a yerleşmeden önce, yakın zamanda kaybettiğimiz iki şair dostumla, Ahmet Telli ve Bayram Balcı ile pakın içindeki kafede şiirler okumuştuk. Havuzun etrafında çoğu genç, güzel bir kalabalık vardı.
Diyarbakır’a yerleştikten sonra bir dönem buradaki Deniz kafeyi ofis gibi kullanmışlığım vardır. Burada okurdum ve yazardım. Birçok görüşmeyi de burada yapardım. Kafenin havuzunda birkaç ördek yüzerdi ve söğüt ağaçlarının dalları suya doğru eğilirdi.
Belediyeye atanan kayyım kafeyi yıktırdı, havuzu kapattı ve yerlerine beton bir bina dikti. Her gün önünden geçtiğim parka uğramaz oldum.
Koşuyolu Parkı bu türden özel hatıralarla hafızamdadır. Ancak eski Bağlar’ın yoksul insanlarının sıcak havalarda serinlemek için sığındığı park, Diyarbakır’ın toplumsal hafızasında da önemli yer tutar.
Parkta İnsan Hakları Beyannamesi’nin yazılı olduğu bir kaide var. İnsan hakları ihlallerine en çok maruz kalan halkın politik bir eylemi olarak hâlâ duruyor yerinde. Kimse okuyor mu, bilmiyorum.
Daha ötede bir anıt daha var. 12 Eylül 2006 tarihinde 2’si bebek, 6’sı çocuk olmak üzere 10 kişinin ölümüne neden olan, Türk İntikam Tugayının (TİT) üstlendiği bombalı saldırıyı hatırlatan bir anıt... Her hafta cumartesi günü İHD ve kayıp yakınları bu anıtın önünde oturma eylemi gerçekleştiriyor.
Koşuyolu Parkında birçok eylemin gerçekleştiğini de belirtmeliyim. Bir keresinde polis gaz bombasıyla fena saldırmış, park duman altında kalmıştı. Duman ve ağaçların görüntüsü, bir film karesi gibi, hâlâ gözümün önündedir. Dolayısıyla Koşuyolu Parkı birçok toplumsal olaya da tanıklık etti bugüne kadar.
*
Koşuyolu Parkı geçtiğimiz hafta yine tarihi bir olaya tanıklık etti. 1990’lardan bu yana çatışmalarda hayatını kaybeden Kürt gençlerinin isimleri açıklandı. Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Aileler ile Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) öncülüğünde, isimleri açıklanan 49 kişi için Koşuyolu Parkında taziye kuruldu. 49 kişinin anneleri, babaları, kardeşleri taziyeleri parkta kabul ettiler.
Taziyeye, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan dahil, binlerce kişi katıldı. Çocuklarını kaybedenler baş sağlığına gelenlerle tokalaşmaktan, sarılmaktan yorgun düştüler.
*
Kürtler, tarihleri boyunca, tarihi diye nitelendirilen birçok olay yaşadı. 49 kişi için kurulan taziye de bu tarihi olaylardan biridir.
Kürtler dağa çıkmış çocukları nedeniyle çok eziyetler çektiler. Çocuklarının fotoğrafını evin duvarına asmaya korktular. Çünkü olası bir ev baskınında işkence görme ihtimali çok yüksekti. Özenle hazırlanmış çerçevenin hoyratça yere fırlatılması, fotoğrafın yırtılması, postallarla çiğnenip kirletilmesi yüksek ihtimaldi. Bu yüzden dağdakilerin fotoğrafları, uzun yıllar annelerin koynunda saklı kaldı.
Çatışmada çocuğunu kaybetmiş ailelerin taziye kurması ve taziyeye katılmak, işkenceyi ve tutuklanmayı göze almak anlamına geliyordu. Kürt halkı, yas tutmak hakkını elde etmek için bile, amansız bir mücadeleye ihtiyaç duyuyordu.
Koşuyolu Parkında 49 kişi için kurulan taziye, bu amansız mücadelenin sonucuydu ve tarihiydi.
Ailelerin özenle çerçeveletip süsledikleri, gururla ve acıyla ellerinde tuttukları fotoğraflar, uzun sürmüş bir mücadelenin sonunda elde edilmiş siyasal bir kazanıma da işaret ediyor. 49 kişi için kurulan taziye, “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” tespitinin somut adamlarından biridir. Umarım bu adımların devamını da tez zamanda görmek mümkün olur.
Parkta taziyeleri kabul eden ailelerin talebi de şu cümlede somutlanıyor: Barış gelsin. Yıllarca umutla yolunu gözledikleri kızları ya da oğulları gelmeyecek, bunu biliyorlar artık. Ama başka acılar yaşanmasın diye barış gelebilir.
Koşuyolu’ndaki taziye, kuşkusuz bir sahiplenmeyi de işaret ediyordu. Hem hayatını kaybedenlerin mirasına hem de gelecek için çıkılan yolda atılan adımlara sahiplenme. Taziye, henüz oluşmakta olan toplumsal ve siyasal dönüşümü, sürecin özneleriyle birlikte desteklediğini gösterdi.
*
Çatışmalarda ölen askerlerin bir mezarı var ve aileleri yaslarını tutabildiler. 49 kişinin (ve kim bilir daha kaç kişinin) bir mezarı ise hiç olmayacak. Aileleri mezar ziyaretine gidemeyecek, orada gözyaşı döküp dua edemeyecek. Çatışmalı sürecin koşulları buydu maalesef ve taraflar arasında hiçbir konuda eşit koşullar mevcut değildi çünkü.
Bu eşitsizliğe rağmen 49 kişi için Koşuyolu Parkında kurulan taziye, acıları yarıştırmıyor. Büyük bir olgunluk ve zarafetle tokalaşmak, konuşmak ve barışmak zamanının geldiğini gösteriyor.
Yas hakkı, barışın toplumsallaşmasının bir yüzüdür. Çok konuştuğumuz hakikat ve yüzleşmenin ilk adımlarındandır. Yas hakkı mücadele ederek, bedel ödeyerek elde edildi. Mücadele ederek insanlığa karşı işlenen suçların hesabı da sorulacak ve işte o zaman hasreti çekilen barış mümkün olacak.