Tuşba Belediyesi ile KURDÎWAR'ın düzenlediği Kitap Fuarı hedefine ulaşamadı. Çünkü fuarın duyurusu yeterince ve etkili bir şekilde yapılmadı. Çünkü fuar alanı şehir merkezine uzaktı. Çünkü sınavlar vardı. Velhasıl lokasyon ve zamanlama ile birlikte duyurunun yapılmamış olması, bir etkinliğin hedeflenen başarıya ulaşmasını engelledi.
Geçtiğimiz hafta cumartesi günü Van’ın Tuşba Belediyesi ile Serhad Yazarlar ve Edebiyatçılar Derneği (KURDÎWAR) tarafından düzenlenen Tuşba Edebiyat ve Kitap Günleri'nde söyleşim vardı. Söyleşinin başlığı Sol Elin Hatırası Bağlamında Kurgu ve Gerçek'ti. Bu başlığı ben seçmiştim. Sol Elin Hatırası Dipnot Yayınları'ndan çıktığından bu yana, kimi okurların sorduğu sorulardan ilhamla seçmiştim başlığı. Diyarbakır'dan Van'a yaptığım 6 saatlik yolculuk süresince kitaptaki öykülere göz attım ve kurgu ile gerçek üzerine düşündüm. Otobüs yolculuğunda ilk kez kitap okumadım, telefondan film izlemedim. Arada sosyal medyadan haberlere bakmakla yetindim. Aslında bunca yılın birikimine güvenerek ezbere bir konuşma ile geçiştirebilirdim söyleşiyi. Fakat dinlemeye gelecek okura hürmet ile sıkı okur karşısında çuvallama ihtimalinin neden olduğu tedirginlikle, "Yolda okurum" düşüncesiyle yanıma aldığım kitapların kapağını bile açmadım.
*
Otobüs gece 12:00'den sonra vardı otogara. Şehre gitmek için otobüs işletmesinin servis aracı uygulaması yoktu. Daha kötüsü taksi de yoktu otogarda ve taksi sırası bekleyen 5-6 yolcu daha vardı. Yazar ve yayıncı arkadaşım Bedri Adanır ile fuar için ilk günden beri iletişim halindeydik. Onu aradım ve durumu izah ettim. Bedri oteldeydi ve benim gelmemi bekliyordu. Durumu öğrenince fuarı organize eden arkadaşları aradı. Gecenin o saatinde bir araç bulabilse gelip alacaktı beni. Yaklaşık 20 dakika sonra otogara giren taksiyi diğer yolcularla dolmuşa çevirdik.

Taksici kalacağım oteli bilmiyordu, internet ve adres tarifleri de yetersiz kalınca, "Senin otelin buralarda bir yerde olmalı, inip sorarsan daha kolay bulursun" dedi taksici. Neyse ki otelin bulunduğu sokağın girişindeymişiz, Bedri bize doğru geliyordu.
Uykusu kaçmış birkaç yayıncı arkadaş otelin sokağında bekleşiyordu. Çay ikram ettiler, otelin sokağında geç saatlere kadar muhtelif konularda sohbet ettik.
Fakat muhabbetin nihayete erdiği bir zaman vardır ve sonunda, organizasyonun yayıncılar ile yazarlar için tuttuğu otele, odalarımıza çıkma vakti geldi. Benden önce Van'a gelen yayıncı arkadaşlardan biriyle aynı odayı paylaşacaktık. Odamızın bulunduğu kata çıktık. Birkaç odanın bulunduğu bölüme girerken ayakkabılarımızı çıkardık, ayakkabılığa koyduk. Uyuyanları rahatsız etmemek için sessizce odamıza girdik. Odada iki yatak vardı. Benim yataktaki çarşaflar lekeli de olsa temizdi. Banyo ve tuvalet odanın dışındaydı ve bizim bölümdeki herkes ortak kullanıyordu. Yan tarafta bir müzikhol vardı ve sabaha kadar arada uyanıp şarkı dinledim. Oda havasız kalmasın diye pencereyi açık bırakmıştık.
İzmir Basmane ve İstanbul Beyoğlu'nda çok berbat otellerde kaldığım zamanlarım oldu. Gazeteciyim ve mesela Maraş depremi sırasında günlerce arabada yattım. İki büklüm ve üstüme sinmiş is kokusuyla. Diyeceğim, öyle yerini beğenmeyen, her şeye titizlenen, konfor arayan, davet edildiği yerde ayrıcalık bekleyen bir insan olmadım hiçbir zaman. Ama yine de duş yapmak hevesiyle banyoya gitmek ve bunun mümkünatının olmadığını fark etmek, canını sıkıyor insanın. Cumartesi sabah kötü başladı.
*
Fuar alanı Tuşba Belediyesi'nin önündeki bahçede kurulmuştu. Ağaçlar biraz daha büyüsün, bahçe enfes olacak. Stantlar küçük gibi geldi bana ama dizilişleri hiç fena değildi. Söyleşiler belediyenin önünde, dışarıda yapılıyordu anlaşılan çünkü belediye giriş merdivenlerinin hemen yanında bir platform vardı. Platform ve dinleyici sandalyeleri öğlen güneşinin hışmına maruz kalmıştı. Bilen bilir, kış insanıyım ve güneşin altında söyleşi yapmak düşüncesi bile ürküttü beni.
Fakat fuar alanında yayıncılardan başka hiç kimse yoktu. Onlar da kendi aralarında sohbet ederek can sıkıntılarını gidermeye çalışıyorlardı.
Bizim söyleşi ne olacak? Konuyla ilgilenen arkadaşla konuştuk, 12:00'de olması gereken söyleşiyi 17:00'de yapmayı önerdi. Olur mu, olur. Stantta yayıncı Hüseyin Gündüz ile türlü şeyler hakkında sohbet ediyoruz. Fuarı da konuşuyoruz elbette. "Yayıncına, yazarına böyle bir oteli nasıl layık görürsün" diye söyleniyor Hüseyin.
Davut, "Diyarbakır'dan Van'a yol paralarımızı karşıladılar. Kürtçe yayınları okurla buluşturmaya niyet ettiler. Ama olmamış, çok eksik var" diye yakınıyor.
Davut'un dediğine göre yayıncılar masraflarını karşılayacak kadar kitap satamadı. Neden? Çünkü fuarın duyurusu yeterince ve etkili bir şekilde yapılmadı. Çünkü fuar alanı şehir merkezine uzaktı. Çünkü sınavlar vardı. Velhasıl lokasyon ve zamanlama ile birlikte duyurunun yapılmamış olması, bir etkinliğin hedeflenen başarıya ulaşmasını engelledi.
Olur demiştim ama saat 17:00'ye ertelenen etkinliğin gerçekleşmesi mümkün değildi elbette. Dipnot'un hazırladığı güzel afiş hatıra olarak kaldı bana. Bunların hepsi olabilir eksiklikler, talhsiz aksilikler. Canımı sıkmayacaktım. Ama kitap fuarının eziyeti henüz bitmemişti. Bir iki kişi kitabımı sormuş. Yayıneviyle anlaşıp satmak üzere kitabımı standında sergileyen arkadaş, şunu sordu bana: "Hocam senin kitabının adı neydi?"
Sözde, söyleşiden sonra kitap da imzalayacaktım fakat kitap en arkada bir yerde duruyordu. Gösterdim, imzaladım ve stantta 5 dakika daha durmadan sessizce ayrıldım kitap fuarından.
*
Tuşba Belediyesi ile KURDÎWAR'ın birlikte düzenlediği kitap fuarındaki maceram ve izlenimim böyle. Emek verilmiş bir kültürel etkinliğin kimi özensizliklerle berhava olmasına üzülüyor insan. Burada anlattıklarım şahsıma münhasır olsaydı paylaşmazdım. Ama böyle güzel tahayyülleri gerçekleştirmek, kalıcılaştırmak ve yaygınlaştırmak için daha çok çaba, daha çok özen gerektiğine dikkat çekmekte yarar olduğunu düşünüyorum.
Çünkü iyi niyet her organizasyonu iyi yapmıyor maalesef.