Cuma akşamı ailece biraz nefes almak, şehrin kalabalığından uzaklaşıp birkaç saat keyifli vakit geçirmek istedik. Şehir içinde yaptığımız kısa turun ardından yeğenim ve adaşım Rumet, “Apo, bizi On Gözlü Köprü’ye götürsene” dedi. Direksiyonu oraya kırdım. Gittik.
Yüzyıllardır ayakta duran taşların arasından geçtik. Medeniyetlerin yükünü taşıyan o görkemli köprünün üzerinde dolaştık. Davul-zurna sesleri yükseliyordu gecenin içinden. İnsanlar halaya durmuştu. Dicle usul, usul akıyordu. Ancak ne yazık ki sahip çıkılmayan, hak ettiği değeri göremeyen onlarca kültürel mirasımızdan sadece biri.
Bir şehir ancak böylesine güzel olabilir. Bir şehir ancak böylesine sahipsiz bırakılabilir. Biz hâlâ bin yıllık eserlerimizi korumayı becerememişken, bir de son yıllarda başka bir salgınla mücadele ediyoruz: Görgüsüzlük. Ve beslediği ‘Trafik Magandalığı’ Üstelik sıradan bir görgüsüzlük de değil.Motor hacmi büyüdükçe karakteri küçülen bir tür…
Dönüş yoluna çıktığımızda 50 kilometre hız sınırını gösteren levhayı gördüm. Ben de her zaman yaptığım gibi kurala uydum. Çünkü trafik kuralları bana göre öneri değil, zorunluluktur. Trafik kurallarına uymayı bir tercih değil, bir vatandaşlık sorumluluğu olarak görüyorum. Fakat belli ki bazıları için kurallar yalnızca kendilerinin dışında uyması gereken ayrıntılardan ibaret.
Kısa süre sonra arkamızda beliren bir araç, tamponumuza kadar yaklaştı. Sürekli selektör yapıyor, korna çalıyor ve adeta yolu kendisine ait sanıyordu. Ben ise hız sınırını aşarak onun keyfini yerine getirmeyi düşünmedim. Çünkü kurallar, birilerinin egosunu tatmin etmek için değil, insanların canını korumak için vardır. Öyle yaklaştı ki neredeyse tamponumuzun içine girecekti.
Ama hiçbir insanın şımarıklığı, benim kurallara olan saygımdan daha değerli değil.
Sonunda büyük bir hızla yanımızdan geçti. Geçerken de camdan çıkardığı eliyle bütün eğitim geçmişini, aile terbiyesini ve karakter derinliğini tek hareketle özetleyip uzaklaştı. Bazı insanlar vardır; kendilerini anlatmak için saatlerce konuşurlar.
Bazıları ise birkaç saniyede bütün hikâyelerini ortaya koyar. Bu ikinci gruptandı.
Fakat mesele bir kişinin kabalığı değil. Mesele, artık şehrin her tarafını işgal eden bir zihniyet.
Bir emek vermeden elde edilen servetin, sorumsuzlukla birleştiğinde nasıl bir felakete dönüşebileceğinin en net örneklerinden biridir. Bir gece içinde zenginleşenlerin ikinci nesil mirasçıları… Hayatlarında bir kitabın altını çizmemiş, bir fikrin peşinden gitmemiş, bir toplumsal mesele üzerine kafa yormamış ama direksiyon başına geçtiğinde kendisini dünyanın merkezi sanan insanlar…
Diyarbakır büyüyor. Yeni yerleşim yerleri kuruluyor. Yeni binalar yükseliyor.
Ama görünen o ki bazı zihinler aynı hızla büyümüyor. Çünkü şehirleşmek başka şeydir, medenileşmek başka. Lüks araç sahibi olmak başka şeydir, görgü sahibi olmak başka. Paraya ulaşmak başka şeydir, değere ulaşmak başka.
Ne yazık ki biz son yıllarda ikincisini kaybedip birincisine teslim oluyoruz.
Trafik kurallarını hiçe sayan, insanların hayatını tehlikeye atan, şehrin caddelerini yarış pistine çeviren bir anlayış, şehrimizde nicedir bizi meşgul edip duruyor.
Bugün On Gözlü Köprü yolunda, yarın Kırklar Dağı eteklerinde, ertesi gün Ofis’te, Gaziler’de, 75 Yol’da…Aynı manzara. Son ses müzik. Abartılı egzozlar. Kırmızı ışığı kişisel tavsiye gibi gören sürücüler. Ve sosyal medya için yaşayıp gerçek hayatı tehlikeye atan bir kuşak… Beğeni sayısını başarı, takipçi sayısını karakter, gösterişi ise kişilik sanan bir kuşak…
Kendilerini özgür zannediyorlar ve güçlü zannediyorlar.
Oysa birkaç saniyelik ilgi için her türlü maskaralığı yapabilecek kadar muhtaçlar.
Ve en acısı da şu: Bu şovların bedelini kendileri değil, çoğu zaman masum insanlar ödüyor. Parçalanan hayatlar, dağılan aileler, öksüz kalan çocuklar ve de mezarlıklara taşınan genç ömürler…Gazete haberlerinde birkaç satır olarak okuyup geçtiğimiz her trajedinin arkasında işte bu sorumsuzluk var. Bu yüzden artık kimse çıkıp bunun adına ‘gençlik heyecanı’ demesin. Kimse buna ‘delikanlılık’ ve ‘eğleniyorlar işte’ diyerek mazeret üretmesin.
Hayır.
Bu düpedüz kamusal alanda terör estirmektir. İnsanların can güvenliğini hiçe saymaktır. Şehrin huzurunu gasp etmektir. O gece bir kaza olmadı Allah’a şükür.
Ama arka koltukta oturan yeğenlerimin korku dolu gözleri hâlâ aklımda. Bir çocuğun korkusu, bir magandanın egosundan daha değerlidir. Bir ailenin huzuru, bir züppenin gösterişinden daha değerlidir. Bir insanın hayatı, herhangi bir aracın marka değerinden daha değerlidir.
Artık yeter.
Bu şehir birkaç kendini bilmezin oyun parkı değildir. Bu yollar da birkaç gösteriş meraklısının sahnesi değildir. Direksiyon başındaki şımarıklığa, görgüsüzlüğe ve sorumsuzluğa karşı daha sert tedbirler alınmalıdır. Çünkü mesele trafik değildir.
Mesele karakterdir. Ve karakterin olmadığı yerde, motor gücü yalnızca tehlikeyi büyütür. O yüzden, siz trafik magandalarına sesleniyorum; ‘Alın o görgüsüz ve sonradan göreme çakma delikanlılığınızı ve başkasının zarar görmeyeceği yerlerde oynayın’.
Annelerimizin deyimiyle, ‘Herinserêxwebixwin’ …