Ankara, 7-8 Temmuz’da düzenlenen 36’ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi için adeta yeniden doğdu.

Sadece iki günlük bir toplantı için…

Evetevet, yanlış duymadınız. İki günlük bir toplantı için. Günler öncesinden yollar kapatıldı. Ağır tonajlı araçların şehre girişi yasaklandı. Asfaltlar yeniden döküldü. Kaldırımlar tek tek temizlendi. Boyası dökülmüş apartmanların cepheleri elden geçirildi. Kötü görünen yerlerin önüne brandalar çekildi. Refüjler düzenlendi, otlar biçildi, kaldırımlar yıkandı. Ankara, iki günlüğüne başkent olmaktan çıkıp adeta vitrine konulan örnek şehir oldu. İnsan ister istemez düşünüyor…Demek ki oluyormuş.

Asfalt dökülebiliyor, kaldırımlar birkaç günde düzeltilebiliyormuş. Demek ki çöpler toplanabiliyor, otlar biçilebiliyor, duvarlar boyanabiliyormuş. Yani mesele imkân değilmiş…Meğer mesele misafirlermiş.

Yıllardır bu şehirde yaşayanlar ise galiba hâlâ ‘ev halkı’ sayıldığı için idare edebilecekleri düşünülmüş.

Hani eve çok önemli misafir gelir de yıllardır kapısı açılmayan salonun dokunulmamış perdeleri yıkanır, koltukların üstü silinir, kırık vazo tamir edilir, üzerien basılmamış halının örtüsü kaldırılır ya…Bizim şehirlerin hikâyesi de tam olarak bu. Misafir gelmeden önce salon pırıl pırıl. Odanın kokusu spreyle güzelleştirilir, annelerin çeyizinde bekletilen fincanlar çıkartılır ve kahveye hazır hale getirilir. Misafir gidince hayat yeniden antrede devam.

Peki neden sadece yabancı devlet başkanları geleceği zaman? Bu şehirde her gün insanlar yaşamıyor mu?

Çocuklar o kaldırımlarda yürümüyor mu?

Yaşlılar o bozuk taşlara takılıp düşmüyor mu? Arabalar her gün o çukurlardan geçmiyor mu? Neden vatandaş için yıllarca ‘ödenek yok, programda değil, ihale bekleniyor’ denilen işler, iki günlük bir zirve için birkaç haftada tamamlanabiliyor?

İnsanın canını acıtan da tam olarak bu.

Çünkü mesele imkânsızlık değil.

Mesele öncelik. Ankara’dan daha temiz, daha düzenli, daha bakımlı şehirler dünyanın birçok yerinde var. Üstelik oralarda NATO zirvesi beklenmeden, devlet başkanı gelmeden, kırmızı halılar serilmeden, helikopterler tepelerinde tur atmadan, insanlar her sabah temiz sokaklara uyanıyor. Çünkü temizlik onlar için bir organizasyon değil, günlük hayatın doğal hâli. Bizde ise şehir bazen film seti gibi hazırlanıyor.

Kamera çalışırken her şey kusursuz.

‘Kestik’ denildiği anda dekor sökülüyor.

Bu zirve için havaalanında özel düzenlemeler yapıldı. Donald Trump’ın uçağının rahat iniş yapabilmesi için pist uzatıldı. EmmanuelMacron’un sabah sporunu yapabilmesi için özel alanlar hazırlandı.

Elbette devlet protokolünün gerektirdiği hazırlıklar yapılacaktır. Buna kimsenin itirazı yok. Ama insan yine de düşünmeden edemiyor. Bizim çocuklarımızın top oynayacağı parklar için de dünyadan birkaç cumhurbaşkanı davet etsek mi? Belki o zaman mahalle parkları da yenilenir, okul yollarındaki çukurlar kapanır. Belki engelli vatandaşlarımız rahat yürüyebilir, yağmur yağınca göle dönen caddeler de bir gecede düzeliverir. Kim bilir…

Belki hepimizin yaşadığı mahalleye de bir gün ‘protokol güzergâhı’ denir.

Daha da ilginci…O liderler ülkelerine döndüklerinde gerçekten ‘Türkiye ne kadar temiz ve düzenli bir ülke’ mi diyecek? Kesinlikle Sanmıyorum.

Çünkü onlar için bunlar zaten normal.

Kimse çıkıp da ‘Asfaltınız çok güzel olmuş’ diye hayran kalmayacak.

‘Kaldırımlarınız çok düzgün, alın size şu kadar kredi’ demeyecek.

Kimse ülkesine dönünce ‘Hayatımda ilk defa çiçek sulanmış refüj gördüm’ diye anlatmayacak. Çünkü onların yaşadığı yerlerde bunlar haber bile değil.

Biz ise normal olması gereken şeyleri, olağanüstü başarı gibi sergilemeye devam edeceğiz.

Bizim buralarda güzel bir söz vardır:

“Çirandina me çûjikîsê me.” Türkçeye birebir çevrilmese de özü şudur:

Giden yine bizden gider. Bedelini yine biz öderiz. Asıl acı olan ise şu… Biz bu ülkede yaşayan insanlar temiz sokakları hak etmiyor muyuz? Çukursuz yolları, düzgün kaldırımları, çöp kokmayan caddeleri, yeşil parkları, bakımlı mahalleler, akşam çocuklarımızla gönül rahatlığıyla yürüyebileceğimiz sokakları.

Bunlar lüks mü? Yoksa zaten bir vatandaşın en doğal hakkı mı? Bence cevap çok açık. Sorun para değil.

Sorun irade. Çünkü birkaç gün içinde değişebilen bir şehir, aslında yıllardır değiştirilebilirmiş. Yeter ki isteyen, bu ülkenin kendi insanı olsun. Kim bilir…

Belki bir gün vatandaş da protokol listesine alınır.

İşte o gün, kimse ‘Keşke her gün NATO Zirvesi olsa’ demez. Çünkü o zaman bu ülkenin insanı, yabancı devlet başkanları geldiğinde değil, her sabah evinden çıktığında kendini değerli hisseder.