İnsan problemle yüzleşmekten değil, problemle yüzleştiğinde kendisi hakkında göreceklerinden kaçıyor.

İnsanlığın bugün içinde bulunduğu tabloya baktığımızda bunun izlerini her yerde görebiliriz. Yüzleşme yerine kaçış, çözüm yerine rahatlama, doğrudan görmek yerine kendini başka bir şeyle meşgul etme vardır. İnsan bir problemle karşılaştığında çoğu zaman problemin kendisine dönmek yerine, problemin yarattığı rahatsızlıktan kurtulmaya çalışır. Çünkü problemle doğrudan karşılaşmak, yalnızca problemin kendisini değil, o problemi taşıyan insanı da görmeyi gerektirir.

Kaçışın Sonsuz Döngüsü

Böylece bir döngü oluşur: Problem → rahatsızlık → kaçış → rahatlama → problemin yeniden ortaya çıkması → yeniden kaçış → sonsuz kaçış. İnsan problemini çözmek yerine, problemden kaynaklanan rahatsızlığını gidermeye çalışır. Rahatladığında problemi çözmüş olduğunu sanabilir. Oysa ortadan kalkan problem değil, problemin hissedilmesidir. Bir süre sonra problem yeniden ortaya çıkar ve insan yeniden bir rahatlama aracı arar. Araç değişebilir, hareket değişmez.

Kimi camiye gider, dua eder, ibadet eder, şükreder. Kimi kiliseye, sinagoga, tapınağa gider; başka ritüellerin içine girer. Kimi alkol içer, uyuşturucu kullanır, eğlenceye sığınır, sürekli konuşur, sürekli üretir, sürekli tüketir. Kimi kendisini bir ideolojiye, bir kimliğe, bir ilişkiye, bir başarıya bağlar. Biçimler birbirinden farklıdır; fakat eğer bütün bunların altında aynı hareket, yani zihnin kendi huzursuzluğunu yatıştırma ihtiyacı varsa, biçim değişmiş ama temel hareket değişmemiştir.

Burada mesele cami, kilise, meyhane ya da başka bir yer değildir. Mesele insanın neden bir yere, bir ritüele, bir maddeye, bir düşünceye veya bir ilişkiye ihtiyaç duyduğudur. İnsan neden kendisini rahatlatmak zorunda hisseder? Problem, neden olduğu yerde doğrudan görülmez? Neden insan problemle karşılaşmak yerine problemden uzaklaşacak bir araç üretir? Çünkü problemle yüzleşmek, insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektirir. İnsan çoğu zaman problemin kendisinden önce bir savunma mekanizması kurmuştur. Korku, kaygı, suçluluk, hırs, kırgınlık, beklenti, sahiplenme, bağımlılık ve geçmişin bütün birikimi bu savunmanın parçaları hâline gelir. Problem ortaya çıktığında insan bunları görmek yerine, bunların yarattığı rahatsızlıktan kurtulmaya çalışır.

Yaşamak Yerine Kendini Rahatlatmak

İşte burada dikkat edilmesi gereken asıl şey ortaya çıkar: İnsan problemle yüzleşmekten değil, problemle yüzleştiğinde kendisi hakkında göreceklerinden kaçıyor. Bu kaçış yalnızca açık biçimde görülen davranışlarda ortaya çıkmaz. İnsan bazen en masum görünen davranışların içinde bile kendisini rahatlatma arayabilir. Şükretmek, dua etmek, ibadet etmek, konuşmak, susmak, düşünmek, eğlenmek, üretmek veya bir şeye bağlanmak; bunların kendisi problem değildir. Problem, bunların insanın kendisiyle karşılaşmasının yerine geçirilmesidir.

Çünkü ihtiyaç varsa söz iletişimdir; ihtiyaç yokken söz, insanı kendi olmaktan çıkaran bir zihinsel oyuna dönüşebilir. İnsan güneşi görür, onu yaşar ve yürüyüşünden döner. Biri nereden geldiğini sorarsa “Güneşi izledim, harikaydı.” der. Burada söz iletişimdir. Fakat kimse sormadığı hâlde yaşadığı şeyi sürekli adlandırmak, tanımlamak ve yeniden üretmek, yaşananın üzerine düşünceyi koymaya başlayabilir. Yaşanan zaten kendisiyken, insan onu yeniden düşüncenin içine taşır.

Şükür konusunda da aynı soru ortaya çıkar. İnsan neden şükreder? Eğer şükür bir korkuyu gidermek, bir beklentiyi gerçekleştirmek, bir borcu ödemek, daha kötüsünden korunmak ya da zihni rahatlatmak için yapılıyorsa, burada şükrün arkasında bir ihtiyaç vardır. “Beterin beteri var” diyerek şükretmek bile insanın kendisini bir karşılaştırma içinde güvenceye alma çabası olabilir. Fakat diyelim ki şükrün önünde ve arkasında hiçbir şey yok; korku yok, beklenti yok, ihtiyaç yok, hesap yok. O zaman soru daha da derinleşir: Şükretmeye neden ihtiyaç vardır? Yaşanan şey zaten yaşanıyorsa, neden onu yeniden ifade etmek gerekir?

Burada insanın sürekli kendisini bir şeyle yatıştırma ihtiyacı yeniden karşımıza çıkar. Ve mesele artık hangi ritüelin doğru, hangi aracın yanlış olduğu değildir. Mesele, insanın neden kendisini rahatlatmaya ihtiyaç duyduğudur.

Belki de insanlığın en büyük yanılgılarından biri, rahatlamayı çözüm sanmasıdır. Oysa rahatlamak problemi çözmeyebilir, yalnızca problemle olan teması kesebilir. İnsan rahatladığında problem ortadan kalkmaz. Sadece bir süre görünmez olur. Sonra yeniden ortaya çıkar ve insan yeniden rahatlama arayışına girer.

Böylece insan problemi çözmek yerine, problemden kaçmanın yollarını çoğaltır. Bu bir çözüm değil, sonsuz kaçıştır.

Ve bu sonsuz kaçışın içinde insan kendisini de kaybeder. Çünkü insan sürekli kendisinden uzaklaşırken kendisiyle karşılaşma ihtimalini de ortadan kaldırır. Oysa belki de ihtiyaç duyulan şey yeni bir ritüel, yeni bir inanç, yeni bir rahatlama biçimi veya yeni bir kaçış yolu değildir. İhtiyaç duyulan şey, kaçmadan bakabilmektir.

Problemi değiştirmeden, düzeltmeden, bastırmadan, rahatlatmadan, başka bir şeye dönüştürmeden olduğu gibi görebilmek. Çünkü problem gerçekten oradaysa, çözüm problemden kaçmakta değil, onunla doğrudan karşılaşmaktadır.

Ve belki de insanın kendisine ulaşacağı yer tam olarak burasıdır: Kaçışın bittiği, rahatlama ihtiyacının sustuğu ve insanın kendisiyle ilk kez aracısız karşılaştığı yer.