Evlerin balkonlarını ipe dizilmiş biber, patlıcan, kabaklar süslüyor. Ağustos'tan bu yana Diyarbakır'da manzara böyle. Satıcının yalancısıyım, "Diyarbakır değişti, eskisi gibi kış hazırlığı yapılmıyor. Herkes hazıra alıştı. Bizim sattıklarımız ürünler de Antep'ten, Maraş'tan geliyor" diyor.
Yine de balkon gibi yerlere biberlerin, patlıcanların dizildiğini görmek güzel. Çünkü kışa hazırlık yaşama umudunu gösteriyor. Çünkü kışa hazırlık, memlekette amansız yaz sıcaklarının bittiğini gösteriyor. İçi oyulmuş, ipe dizilmiş ve balkonları süsleyen sebzelerin, insanın içindeki yaşamak arzusunu diri tuttuğuna delildir bu.
Sonra aylardır çektiğin diş ağrısı geliyor aklına. Uykuların hiçbir zaman iyi değildi, diş ağrısı yüzünden iyi bir uyku hayali iyice uzaklaştı. Yemek yemeye düşkün değilsin ama iki lokma bir şey yemek işkenceye döndü. Doktorları muayene koltuğunda oturmuyorsan daha çok seviyorsun. Fakat, heyhat, gün geliyor daha fazla kaçamıyorsun ve kendini o koltukta buluyorsun.
*
"Neden hastalık diye bir şey var? Neden bir yerlerimizi tamir ediyoruz ki?" dedim. Dişçi koltuğunda uzanmıştım bu cümleleri sayıklar gibi mırıldanırken. Doktor duymuştu söylediklerimi. "Sen önce kendini sorgula, neden dişlerini ihmal ettiğinin hesabını ver" dedi.
Doktor doğru söylüyordu. "Şu dişlere baktırayım, bir sorun varsa önlem alayım" diye hiç gitmedim dişçiye. Mesela kalbimde ya da ciğerlerimde bir şey var mıdır acaba, diye de gitmedim doktora. Ölmeyi düşünmediğim için ya da pat diye giderim diye hesapladığım için. Fakat böyle olmuyor. İnsan sağlığını kaybedince toparlanmak için yorucu bir mücadelenin içinde buluyor kendisini ve bu mücadele genellikle uzun sürüyor.
Diş tedavisinde kullanılan alet edevat, doktorun önlüğü, eldivenleri, maskesi ürkütücü görünüyor. Halbuki altıüstü diş tedavisi. Yine de gerginlik had safhada. Gerginlik, daha çok eli kolu bağlı olmakla ilgili.
Yattığım yerde gözüme karşı binadaki kadın ilişiyor. Kadın evinin balkonunu yıkıyordu. Buradaki ecza kokusunun aksine, balkon mis gibi kokuyordur şimdi, diye düşünüyorum.
*
Yaz boyunca Suriye'deki entegrasyonu, Türkiye'deki "çerçeve yasayı" konuştuk. Entegrasyon tamam gibi görünüyor, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, geleceğe dair umutvar konuştular gazetecilere. Bu arada Kürt halkı anadilinde eğitim için gösteri düzenliyor. Hakların elde edilmesi için mücadele devam ediyor, entegrasyon bunun önünde engel olamayacak.
Ağzımın içinde, dişlerimin üzerinde testere dediğim küçük bir aletin gürültüsü. Çok can sıkıcı ve yorucu. Doktora teslim olmuşum gibi hissediyorum. Ona güvenmekten başka çarem yok, değil mi ki kendi ayağımla gelip oturdum koltuğa.
Selçuk Mızraklı tahliye ediliyor. Buna seviniyoruz. Halbuki bir itirafçının iftirasıyla ceza almış ve hapis yatmıştı. Cezası tamamlandı ve çıkıyor. Yine de bir elimiz böğrümüzde, ya yeni bir ceza icat ederlerse diye. Bu endişe boşuna değil çünkü Mızraklı'nın hücre arkadaşı Selahattin Demirtaş, AİHM kararına rağmen hâlâ içeride tutuluyor.
Bu sefer olacak sanki, Mızraklı'dan sonra Demirtaş ve diğer siyasi mahpuslar serbest kalacaklar. Böyle umut ediyorum. Testere de dişlerimi yontmaktan yorulacak, beynimin içindeki tekdüze ses susacak, Joan Baez'ın sesi odada yankılanacak. Joan Baez gençliğimin muhteşem kadını. Gitar ne çok yakışıyor eline. "Er Rayn'ı Kurtarmak" filminde bir sahneye sesiyle ruh katmıştı.
*
Doktor teselli ediyor arada, "Az kaldı" diyerek. Espride yapıyor ve muhtemelen gülmemi bekliyor. Ama gerginim ve o koltukta huzursuz yatıyorum. Yatışmak için mi bilmem, zihnim hep başka yerde. İstanbul'un bu mevsim çok güzel olduğu geliyor aklıma. Oğlum bu saatte iştedir, diye düşünüyorum. İlk maaşıyla masa hazırlayacak bana. Testere diş etlerime değiyor ve koltuğun kenarını daha bir sıkıyorum. Ne zamandır İlhan Berk şiirleri okumadım. Halbuki ne güzel anlatır Eylül'ü. "Sevgilim, işte eylül/Ve işte senin usul usul seğiren yüzün." Sahi, toplu şiirleri kitabı da İstanbul'da kalmıştı.
"Haramilerin saltanatını yıkacağız."
"Bekle bizi İstanbuulll"
"Az kaldı" diyor doktor. "Korkma." Az kalan ne? Dişlerim mi? Tedavi için hiç gelmese miydim doktora? Diş sorunu idare edilecek aşamayı çoktan geçmişti.
Testere susuyor.
Joan Baez sesi kulaklarımda ve çok berrak.
Karşı binadaki kadın balkonda çamaşır asıyor.
Doktor bir dahaki randevu gününü anlatıyor.
Ne zamandır Turgut Uyar da okumamışım.
Doktordan çıkayım, beni balkona dizilmiş rengarenk biberler, patlıcanlar, kabaklar karşılasın.