Parçalanmış bir ruhla yaşamak, verilen talimatlara uymak, gerçeklikten uzaklaşıp hayallere tutunmak insan için nasıl berbat bir işkencedir, Andreyev bunu anlatır "Kızıl Kahkaha"da.
Savaşlarda kahramanlıklar sergileyen ve bu sayede savaşın seyrini değiştiren, tanıkların hafızasında derin izler bırakan insanların hikâyelerine çokça aşinayız. Bunların romanları yazıldı, filmleri çekildi. Bu türden roman ve filmler hepimizi etkilemiştir ve kimi sahneleri hep belleğimizde taşırız.
Savaşı anlatan ve beni etkileyen epey roman ve film ismi sıralayabilirim. Liste uzayıp gideceği için bir tek romana dikkat çekmek isterim. Lev Tolstoy'un "Savaş ve Barış" romanı. Romanı liseyi bitirdikten sonra okuduğumu hatırlıyorum. Üniversiteyi kazanamamıştım ve haspolduğumu düşündüğüm kasabadan okuma tutkusuyla kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. "Savaş ve Barış"ı nereden nasıl edindiğimi hatırlamıyorum şimdi. Kitaba erişim şimdiki gibi kolay değildi çünkü.
"Savaş ve Barış" beni içimdeki kasvetle Rusların arasına bırakıvermişti. Balolar, aristokratlar, siyasi çekişmeler, aşklar... Derken savaş sahneleri... Aradan kaç yıl geçti, romanda aklımda kalan en güçlü sahneler savaş sahneleriymiş gibi geliyor bana. Çünkü Tolstoy, romanı yazarken kahraman yaratmaktan ziyade savaşı gerçekçi bir şekilde anlatmak istemişti. Savaş meydanları insanı en çıplak ve savunmasız haliyle gösterir. Tolstoy bunun peşindeydi. Savaşın nedenleri, haklılığı ve sonuçlarıyla ilgili değildi. Savaş meydanındaki vahşeti ve bu vahşetin insan ruhunda açtığı derin yarayı gösterir "Savaş ve Barış".
Bunca yıl sonra "Savaş ve Barış"ı bir kez daha hatırlatan ve okuma isteği uyandıran ise başka bir Rus yazar oldu: Leonid Andreyev.

DEVRİM DÜŞMANI YAZAR
"Kızıl Kahkaha"ya kitapçıda tesadüf ettim. Evet, hâlâ kitapçılara gidiyorum. Çünkü kitapçılara gitmeyi, kitabı elime alıp arka kapak yazısını okumayı seviyorum. Ve evet, internetten alışveriş yapmayı, muhtemelen sevmediğim için, hâlâ bilmiyorum.
Arka kapak yazısında "Kızıl Kahkaha"nın savaş romanı olduğu yazıyordu. Bu ilgimi çekmeye yetti. İlgimi çeken diğer bilgi ise yazarın kendisiyle ilgiliydi. Bilgi şöyle: "1905 Devrimi ve çarlık rejimine son veren Ekim Devrimi'nin Andreyev üzerinde sarsıcı bir etkisi oldu. Azgın bir devrim düşmanı olan yazar, Bolşeviklerin iktidara gelmesinin ardından Finlandiya'ya yerleşti ve ölümüne dek burada yaşadı."
Andreyev'in kısa sayılan ömründe başka romanlar ve başarılı tiyatro eserleri de yazdığı hatırlatılarak, "Burjuvazi ve aristokrasiyi eleştirirken, umutsuzluk ve kötümserlik duygularını yapıtlarına taşıma yeteneğiyle dikkat çeker" deniliyor.
"Azgın bir devrim düşmanı" nasıl bir savaş romanı yazar? Bu soru kitabı almak için yetti ve 76 sayfalık roman bir solukta okundu.
Şu notu da eklemeliyim: "Kızıl Kahkaha"nın İş Kültür Yayınları'ndaki ilk baskısı 2019'da yapılmış. Benim aldığım nüsha, 2022'de yapılan 8 baskı. Geç keşfettiğim roman, öyle anlaşılıyor ki Türkiye'de epey ilgi görmüş.
CİNNET VE DEHŞETİN ROMANI
"Kızıl Kahkaha"nın ilk bölümü , Rusya-Japon'ya savaşına (1904) katılan bir Rus subayının tuttuğu parçalar halindeki günlükten oluşuyor.
Leonid Andreyev'in "Bulunmuş bir el yazmasından parçalar" alt başlığını taşıyan "Kızıl Kahkaha" romanı, şu cümle ile açılıyor:
"... cinnet ve dehşet."
Bu giriş cümlesi romanı ya da savaşı özetliyor, demek mümkün. Ancak üç kelimeden oluşan cümle, tek başına romanın meramını anlatmaya yetmiyor. Yazar bunun farkında ve cinnet ile dehşeti parçalar halinde sayfalar boyunca anlatmaya başlıyor.
Mançurya taarruzunun sonuçları korkunç olmuştur. Sıcaktan, yorgunluktan, kanlı manzaradan bilincini yitirmek üzere olan askerlerin ruhsal bir ölüme doğru ilerlediğini, subayın günlükleri aracılığıyla, sert bir gerçeklikle anlatıyor Andreyev.
İnsan, savaşın içinde, bir de kendisiyle savaşıyor ve öyle anlaşılıyor ki en zorlu savaş da bu. Parçalanmış bir ruhla yaşamak, verilen talimatlara uymak, gerçeklikten uzaklaşıp hayallere tutunmak insan için nasıl berbat bir işkencedir, Andreyev bunu anlatır "Kızıl Kahkaha"da.
ASKER YOLU GÖZLEYENLERİN KAHKAHASI
Subay Ruslar tarafından yanlışlıkla vurulur ve bacaklarını kaybeder. Evine döner. Cephede hayalini kurduğu her şey yerli yerindedir ama o, hem fiziksel hem de ruhsal olarak eskisi gibi değildir.
Romanın ikinci bölümü kardeşi tarafından yazılır. Bu bölümde cephe gerisinde kalanların yaşadıkları anlatılır. Savaş cephesinden, silah seslerinden, parçalanmış insan bedenlerinden uzaktadırlar. Ama vicadan, özlem, korku ve endişe onları da sarmalar. Savaş uzadıkça cephe gerisindekiler de kızıl kahkahaya yakalanırlar. Savaş sadece cephedekileri değil, gerideki sivilleri de öldürüyor. Bir kızıl kahkaha ile. "Dünya çıldırdığında böyle gülmeye başlar" diyor Leonid Andreyev, kızıl kahkahadan salgın bir hastalık gibi söz ederek.
SAVAŞ ROMANTİK DEĞİLDİR
Gün gelir, Yaşar Kemal'in sözünü ettiği "mecbur kahraman"a ihtiyaç duyabilir. Ülkeler, örneğin Hitler faşizmine maruz kalabilir ve buna karşı var gücüyle savaşmak ihtiyacı duyabilir. Değil mi ki dünya tarihi, en çok savaşlar tarihi içinde şeklini alıyor.
Fakat, Leonid Andreyev'in işaret ettiği gibi, savaş romantize edilemeyecek kadar vahşi ve yıkıcıdır. Savaş dünyanın çıldırması anlamına geliyor. İsrail, ABD, İran, Rusya, Ukrayna... hepsi Kızıl kahkahaya teslim olmuş durumda.
Ve Türkiye'de barış ihtimali var. Yaklaşık 50 yıl süren çatışmanın ardından son 2 yıldır silahlar susmuş durumda. Şimdi, iyileşmenin bir yöntemi olarak, çatışmalarda hayatını kaybedenler için kitlesel olarak taziyeler düzenleniyor ve yas tutuluyor. Bu bile barışın, barışmanın kıymetini yeterince anlatıyor sanırım.
Şimdi kızıl kahkahayı susturmak ve çatışmasızlığın onurlu bir barışla nihayete ermesi için mücadele etmek zamanı.
Bir dahaki 1 Eylül Dünya Barış Günü'nü eşitlik, özgürlük ve demokrasi kavramlarını tahkim edildiği koşullarda kutlamak umuduyla...