Hava da siyasetin gündemi de sıcak. Ama sürecin akamete uğramaması için, başka bir deyişle, Fatime Ülüş gibi binlerce annenin, insanın hasreti sona ersin diye, dün olduğu gibi bugün de mücadele etme vaktidir.

Bir keresinde, "Diyarbakır'ın sıcağı çekilmiyor" demiş bulunmuştum da Şeyhmus Diken, tereddütsüz ve sert, "Diyarbakır'ın sıcağı da güzeldir" demişti. Ah be Şexmûs abê, el insaf. Herbir şeyi güzeldir Diyarbekir'in, amenna, ama izin ver de şu sıcağa laf edebilelim.
Hava öyle sıcak ki, insanın aklından geçen şeyler buharlaşıp dağılıyor. Herhangi bir konuya odaklanmak mümkün değil. Beni klimanın serinliğinden koparıp dışarıya, amansız sıcağa çıkaran nedene kızıyorum. Dışarıda gördüğüm herkese de "Neden dışarıdasınız? Derdiniz nedir?" diye kızıyorum içten içe. Geçen kış birkaç gün kar yağmıştı ve ulaşımda bazı sıkıntılar olmuştu. Feveran edenleri hatırlayıp onlara da kızıyorum.
Sıcaktan kaçıp camilere sığınanları hatırlıyorum. Ramazan Yavuz her yıl bunun bir haberini yapar. Klimanın serin ortamında yatıp uyuyan onlarca insan...
Güvenli alana, klimanın yarattığı serin ortama ulaşmak mucize gibi bir şey. Kalp ritminin normale dönmesi, sakinleşip dinlenmek için aranılan mekan. "Sakin ol, Temmuz bitti, Ağustos da geldiği gibi gider" diye teselli ediyorum kendimi.
*
Ancak memlekette her şey, klimalı ortama ulaşmak kadar kolay değil maalesef. Sosyal medyadan uzak kalamıyorsanız sinirleriniz hep gergin olacaktır. Sosyal medya hakikaten bir aksiyon arenası ve gerilim o kadar yüksek ve kesintisiz ki nefes aldırmıyor.
Sinirlerinizi gerecek birilerini takip etmek zorunda değilsiniz elbette. Ben de öyle yapıyorum. Ancak üslubundan, düşünce yapısından, olaylara yaklaşım biçiminden hiç hazzetmediğim insanların paylaşımları, bilinen tabirle söyleyecek olursam, pat diye önüme düşüyor. Önüme düşmüşken okumuş bulunuyorum. Fütursuz hakarete, mesnetsiz yakıştırmalara, arsız ithamlara maruz kalıyorum.
Ne yapmak lazım? Bunlara uyup Sosyal medya dediğimiz arenada öz saygımızı kaybetmek pahasına ağız dalaşına mı girmek gerekiyor? Bunu yapanlar var ve söz konusu şahısların usta bir avcı maharetiyle açtığı çukura düşüyorlar.
Hakikaten ustalar. Özellikle son bir yıldır bilinçli ve itinalı bir şekilde, içinde bulunduğumuz süreci baltalamak, Kürt hareketini ve Abdullah Öcalan'ı itibarsızlaştırmak için mesai harcıyorlar. Siyaseti, tarihi, gazeteciliği ve her şeyi biliyorlar. Bütün bilgilerini, itibarı ve kerameti kendinden menkul 'milliyetçi Kürtlerin' platformlarından üzerimize boca ediyorlar. Antenleri hep açık ve mesainin hakkını veriyorlar. Kim ne demiş, hemen yakalıyorlar ve anında kontra atağa geçiyorlar.
Fakat son zamanlarda öfke kat sayıları artmış gibi görünüyor. Çünkü bütün çabalarına rağmen uyuyan, bilinçsiz, dünyadan ve siyasetten bihaber Kürt halkını uyandıramadılar. Cahil Kürtleri bilinçlendirme gayretleri, baş müzakereciye duyulan güven ve sevginin duvarına çarpıp geri dönüyor. Buna tahammül edemiyorlar çünkü Kürtler için en iyi olanı da onlar biliyor.
Halbuki şu sıcak günlerde yüreklerini ferah tutarak dinlenseler azıcık belki her şey onlar için de çok güzel olacak. Ama yok, illa akıl verecekler. İyi ki akılları ve derya deniz bilgileri karşılık bulmuyor.
Yıllardır silahla siyaset yapan Kürt hareketi, silaha veda etmek iradesini gösteriyor. Bunu şahsen destekliyorum. Bu desteğin gerekçesi çok basit: Çünkü artık kimsenin ölmesini istemiyorum.
*
Derken, şu satırları yazarken yani, Mezopotamya Haber Ajansı'ndan Emrullah Acar'ın "Bir mezar taşı peşinden 88 yaşında Strazburg’tan Cûdî’ye" başlıklı haberine rastladım. Başlık kötü olsa da haber kısaca şöyle: "20 yıldır oğlunun mezarını arayan 88 yaşındaki Fatime Ülüş, solunum cihazıyla bir mezar taşı fotoğrafının peşinden Fransa’nın Strazburg kentinden 4 bin 600 kilometre yol kat ederek Şirnex’teki Cûdî Dağı’na çıktı."
Cudi Dağı'na çıkmak, solunum cihazının desteğine ihtiyaç duyan 88 yaşındaki bir insan için kolay değil. Acar, dağa tırmanış macerasını izlemiş ve görüntülemiş. Acar, acıya bakmanın acısını yüreğinde hissetmiştir, diye düşündüm.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis'e sunulması beklenen çerçeve yasa taslağı, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" adıyla Meclis Başkanlığı'na sunulacak.
Hava da siyasetin gündemi de sıcak. Ama sürecin akamete uğramaması için, başka bir deyişle, Fatime Ülüş gibi binlerce annenin, insanın hasreti sona ersin diye, dün olduğu gibi bugün de mücadele etme vaktidir.