Kadın o günden sonra zihninin eskisi gibi olmadığını fark etti. Daha doğrusu, eskiden fark etmediği şeyleri artık görüyordu. Zihnin içi sessizleşmemişti, tam tersine, daha da gürültülüydü. Ama bu kez gürültünün nereden geldiğini ayırt edebiliyordu.
Her düşünce, bir öncekinin tortusuydu. Yarım kalmış cümleler, ertelenmiş kararlar, bastırılmış öfkeler… Hepsi, bilinçdışının diplerinde birikmişti. Sanki zihnin içinde görünmeyen bir depo vardı ve yıllardır kimse orayı boşaltmamıştı. Kadın anladı. Bu doluluk, ani bir karmaşa değildi. Bu, zamanla birikmiş bir enkazdı.
Bazı geceler uyanıyordu. Belirgin bir rüya yoktu ama beden huzursuzdu. Zihni, gündüz susturduklarını gece önüne koyuyordu. Eski bir bakış, söylenmemiş bir söz, geçmişten kalan bir korku… Hepsi anlamını yitirmiş gibiydi ama ağırlığını koruyordu.
Kadın, ilk kez şunu düşündü: Zihin yalnızca düşünen bir yer değildi. Aynı zamanda saklayan, biriktiren, unuttuğunu sandığını gömen bir alandı. Ve gömülen her şey, bir gün başka bir yerden sızıyordu. Bu çöplük, onun sezgisini bastırmıştı. Artık bunu net görüyordu.
Sezginin Boğulduğu Anlar
Cerrah olarak sezgisine güvenirken, kendi hayatında neden bu kadar tereddütlü olduğunu ilk kez bu kadar açık fark etti. Çünkü sezgi, boşluk isterdi. Oysa zihni doluydu. Her kararın önüne bir geçmiş, her adımın önüne bir korku koyuluyordu. Zihin, ona sürekli bir şeyler anlatıyordu. Ama sezgi, anlatmazdı. Sezgi, yalnızca hissettirirdi. Kadın ilk kez şunu anladı: Zihnin gürültüsü, sezginin sesi değildi. Ve bu gürültü azalmadan, hiçbir içsel yön bulmak mümkün değildi.
Gün içinde defalarca fark etti bunu. Bedeni bir yerdeyken zihni başka bir yerdeydi. Ya geçmişte takılı kalıyor ya da geleceğe doğru savruluyordu. Şimdiye nadiren geliyordu. Geldiğinde ise hemen kaçıyordu. Dikkat, sürekli dağınıktı. Ve bu dağınıklık, onu hayattan koparıyordu.
Kadın şunu fark etti: Doğadaki hiçbir canlı böyle yaşamıyordu. Onlar, anın içinde hareket ediyordu. İnsan ise, zihninin içinde dolaşarak hayatı kaçırıyordu. Bu bir karar anı değildi. Bir devrim de değildi. Sadece küçük bir duruştu. Kadın, düşüncelerini susturmaya çalışmadı. Onları kovmadı. Düzenlemedi. İlk kez, onlarla savaşmadı. Sadece bakmaya başladı. Her düşünceye, her kaygıya, her korkuya… Müdahalesiz. Ve o bakışta, zihnin kendi kendine yavaşladığını fark etti. Bazı düşünceler güçsüzleşti. Bazıları dağıldı. Bazıları ise hâlâ ısrarcıydı.
Henüz Bitmeyen Ameliyat
Kadın, hâlâ özgür değildi. Zihin hâlâ oradaydı. Geçmiş hâlâ konuşuyordu. Ama artık başka bir şey vardı: Bir farkındalık alanı. Ameliyat devam ediyordu. Bu kez neşter yoktu. Ama dikkat vardı. Ve kadın ilk kez şunu hissetti: Bu hapishanenin kapısı dışarıdan değil, içeriden açılacaktı.