Eğitim hayatına 6-7 yaşlarında başlayan milyonlarca genç, üniversite mezuniyetinin ardından bu kez iş bulabilmek ve kamuda atanabilmek için KPSS’ye hazırlanıyor. Özel sektörde çalışanlar ise daha düzenli bir çalışma hayatı veya kariyerinde ilerleyebilmek için yeni sınavların yolunu tutuyor.
KPSS’nin ardından ALES, yabancı dil sınavları ve farklı mesleki sınavlar derken gençlerin yılları sınav hazırlıklarıyla geçiyor.
Okul öncesi eğitimden ilkokula, ortaokuldan liseye ve üniversiteye kadar uzanan eğitim hayatında sınavlarla büyüyen gençler, diploma aldıklarında da sınavlardan kurtulamıyor.
Üniversite eğitiminin ardından iş bulamayan gençlerin önemli bir bölümü, kamuya atanabilmek için yeniden ders kitaplarının başına geçiyor.
Bir yıl boyunca KPSS’ye hazırlanan gençler, yüksek puan alarak kadroya girebilmenin mücadelesini veriyor.
Ancak sınav yalnızca iş arayanların gündeminde değil.
Özel sektörde çalışan birçok kişi de daha güvenceli ve düzenli bir çalışma hayatına geçebilmek için KPSS’ye hazırlanıyor. Bir sınav bitiyor, diğeri başlıyor KPSS ile süreç sona ermiyor.
Akademik kariyer hedefleyenler için bu kez ALES devreye giriyor. Yüksek lisans ve doktora hedefleyen gençler akademik kariyer için yeni bir sınav maratonuna girerken, yabancı dil şartı nedeniyle YDS, YÖKDİL gibi sınavlar da eğitim ve kariyer yolculuğunun bir başka aşamasını oluşturuyor.
Böylece gençlerin önünde adeta birbirini takip eden bir sınav zinciri oluşuyor.
Üniversiteye girebilmek için sınav, mezuniyetin ardından kamuya atanabilmek için sınav, akademik kariyer için sınav, yabancı dil için sınav...
“Eğitim mi veriyoruz, sınava mı hazırlıyoruz?”
Ortaya çıkan tablo ise eğitim sisteminin yalnızca sınav sonuçları üzerinden değerlendirilip değerlendirilmemesi gerektiği sorusunu gündeme getiriyor.
Çocukluk yıllarında başlayan sınav baskısı, üniversite sonrasında da farklı biçimlerde devam ediyor.
Gençler yalnızca bilgi ve becerilerini geliştirmeye değil, hayatlarının bir sonraki aşamasına geçebilmek için gerekli puanı almaya odaklanıyor.
Bir başka ifadeyle eğitim hayatı, “öğrenmek” ile “bir sonraki sınavı geçmek” arasındaki çizginin giderek daraldığı bir sürece dönüşüyor.
Üniversiteden mezun olan bir gencin önünde yalnızca mesleğini yapabileceği bir iş bulma hedefi bulunmuyor.
Kamuya atanmak isteyen KPSS’ye, akademik kariyer yapmak isteyen ALES’e, yabancı dil şartını karşılamak isteyen ise başka bir sınava hazırlanıyor.
Bu nedenle tartışılması gereken yalnızca gençlerin neden yeterince yüksek puan alamadığı değil; neden eğitim hayatının bu kadar büyük bölümünün sınavlara hazırlanmakla geçtiği sorusu.
Çünkü 6-7 yaşında başlayan eğitim yolculuğunun, 22-24 yaşlarında üniversite diplomasıyla tamamlanması beklenirken, birçok genç için asıl sınav maratonu tam da o noktada başlıyor.