“İnsan yapamadıklarının cömertidir” Annemin yıllardır söylediği bu cümle, ilk duyduğumda kulağa sıradan bir hayat tecrübesi gibi gelmişti. Oysa zaman ilerledikçe fark ettim ki bu söz, insan davranışlarını anlatan en güçlü gözlemlerden biri.
İnsanoğlu, çoğu zaman sahip olmadığı şeyleri dağıtmakta oldukça cömerttir.
Zamanı olmayan, başkalarına vakit ayırmayı öğütler. Risk almayan, cesaret üzerine uzun konuşmalar yapar. Hiç fedakârlık göstermeyen, fedakârlığın önemini anlatır. Çünkü yapılmayan davranışın maliyeti yoktur; söylenen sözün ise çoğu zaman bir bedeli bulunmaz.
Hayatın en kolay işi tavsiye vermektir. Bir başkasının hayatına dışarıdan bakarken çözüm üretmek, kendi hayatımızın içinden geçmekten çok daha kolaydır.
Bu yüzden insanlar bazen başkalarına büyük bir rahatlıkla sabır, anlayış, affetme ya da cesaret tavsiye ederken, aynı sınav kendi kapılarını çaldığında bambaşka davranabilir. Elbette bu, herkesin ikiyüzlü olduğu anlamına gelmez. İnsan bazen gerçekten yapmak isteyip de yapamadığını başkasına önerir. Kendi eksikliğini, başkasının yaşamında telafi etmeye çalışır. Yapamadığı cesareti bir başkasında görmek ister.
Belki de en samimi tavsiyelerimizin bir kısmı, kendi pişmanlıklarımızdan doğar.
Ancak burada ince bir çizgi vardır.
Tavsiye vermek ile örnek olmak aynı şey değildir. Toplumlar, güzel sözlerden çok güzel davranışlarla dönüşür. Çocuklar anne babalarının nasihatlerini değil, günlük hayattaki tutumlarını öğrenir.
Çalışanlar yöneticilerinin konuşmalarından çok kararlarını örnek alır. Dostluklar da vaatlerle değil, zor zamanda gösterilen sadakatle anlam kazanır.
Bu nedenle insanın karakteri, söylediklerinden çok yaptıklarıyla ölçülür. Çünkü söz, niyetin; davranış ise gerçeğin aynasıdır. Belki de annemin sözü bize önce kendimize dönüp bakmayı öğütlüyor: En çok hangi konuda cömert konuşuyoruz? Sabır mı, hoşgörü mü, dürüstlük mü, cesaret mi?
Eğer bunları sürekli başkalarına öneriyor ama kendi hayatımızda uygulamakta zorlanıyorsak, eksikliğimiz tam da oradadır.
İnsan, gerçekten sahip olduğu değerleri anlatmak zorunda kalmaz; onları yaşar. Yaşanan erdem sessizdir, gösterişsizdir ve en güçlü etkisini örnek olarak bırakır.
Belki de hayatın en önemli başarısı, başkalarına doğruyu anlatmak değil; anlattığımız doğruların içinde yaşayabilmektir. Çünkü insanı hatırlatan, söyledikleri değil, geride bıraktığı izdir.