Milyonlarca genç için uzun ve yorucu bir maratonun ardından şimdi yeni bir süreç başlıyor: YKS tercih dönemi.
Sınavın ardından açıklanan puanlar kadar, hatta bazen onlardan daha fazla önem taşıyan tercih listeleri hazırlanacak.
Kimi hayalindeki bölümü yazacak, kimi ailesinin beklentilerini düşünerek karar verecek, kimi ise yalnızca bir üniversiteye yerleşebilmek adına istemediği seçeneklere yönelecek.
Oysa hayatın en önemli gerçeği şudur: İnsan yalnızca üniversite seçmez; aynı zamanda yaşayacağı şehri, kuracağı çevreyi, edineceği deneyimleri ve gelecekteki yaşam biçimini de seçer.
Toplum olarak uzun yıllardır üniversite tercihini hayatın nihai kararı gibi görüyoruz.
Sanki yazılan bölüm, insanın tüm geleceğini belirleyecek tek unsurmuş gibi davranılıyor.
Bu bakış açısı gençlerin omuzlarına gereğinden fazla yük bindiriyor.
Oysa bugün dünyanın en başarılı isimlerine bakıldığında, birçoğunun eğitim aldığı alandan çok farklı sektörlerde üretim yaptığı görülüyor.
Çünkü diploma bir başlangıçtır; asıl belirleyici olan ise öğrenmeye devam edebilmek, değişime uyum sağlayabilmek ve kendini geliştirebilmektir.
Tercih döneminde en büyük hata, başkalarının hayallerini yaşamaya çalışmaktır. "İş garantisi var", "puanın boşa gitmesin", "herkes orayı yazıyor" gibi cümleler yıllardır gençlerin kararlarını şekillendiriyor.
Ancak başkalarının doğruları, herkes için doğru olmayabilir. Başarı; kişinin sevdiği, ilgi duyduğu ve kendini ait hissettiği alanda daha kolay yeşerir.
Hayatın kendisi de aslında büyük bir tercih listesidir.
Her gün insanları, işleri, arkadaşlıkları, şehirleri ve hedefleri seçeriz.
Bazen doğru karar veririz, bazen yanılırız. Fakat hiçbir tercih, insanın kendini yeniden inşa etmesine engel değildir.
Çünkü yaşam, tek bir kararla kapanan bir kapı değil; sürekli yeni yollar açan uzun bir yolculuktur.
Bu nedenle gençlerin tercih yaparken yalnızca taban puanlarına ya da başarı sıralamalarına değil, kendi yeteneklerine, ilgi alanlarına ve kişisel hedeflerine de kulak vermeleri gerekiyor.
Üniversite dört yıl sürer; ancak insanın meslek hayatı kırk yılı bulabilir. Kırk yıllık bir yaşamı, birkaç gün içinde aceleyle hazırlanmış bir tercih listesine sığdırmak sağlıklı değildir.
Ailelere de önemli bir görev düşüyor.
Destek olmak ile yönlendirmek arasındaki çizgi iyi korunmalıdır. Gençlerin sesini duymak, onların hayallerine saygı göstermek ve karar sürecinde rehberlik etmek, baskı kurmaktan çok daha değerlidir.
Çünkü geleceğini yaşayacak olan anne-babalar değil, çocukların kendisidir.
Tercih döneminin sonunda herkes istediği bölüme yerleşemeyebilir.
Ancak bu durum, hayallerin sona erdiği anlamına gelmez.
Hayat, çoğu zaman planlanandan farklı yollar açar. Önemli olan hangi kapının açıldığı değil, o kapıdan girdikten sonra nasıl bir yol çizildiğidir.
Belki de gençlere verilebilecek en önemli mesaj şudur: Tercih listeniz geleceğinizi belirlemez; geleceğinizi, o tercihten sonra gösterdiğiniz emek, azim ve kararlılık belirler.
Hayatta hiçbir liste, insanın potansiyelinden daha güçlü değildir.