Demokrasi güçleri elbette sağlıklı ve verili duruma yanıt olması gereken KALICI ve SÜRDÜRÜLEBİLİR BARIŞ istiyor.

Her şeyden önce Demokrasi kültürünün yeni bir dile, birbirini tanımaya anlamaya ve farklı düşüncelerde olanların farklılıklarının farkında olduklarını bilerek birlikte yaşama kültürünü içselleştirmeyi bir yaşam biçimi haline getirmeye ihtiyacı var. Bu takdir edilmeli ki altı çizilmesi gereken bir başlık. Ve elbette Demokrat olmanın da olmazsa olmazı. Ayrıca da zor hem de hayli zor olduğu / olacağı bilinmekle beraber bunda ısrar etmek…

Demokrasi güçleri ne istiyor, ne bekliyor, ne yapmalı sorular bütününe yanıt olabilmek için bir üstteki paragraf sanırım dibace olmalı sanki!

Sonrası yanıt olarak da; Demokrasi güçleri elbette sağlıklı ve verili duruma yanıt olması gereken KALICI ve SÜRDÜRÜLEBİLİR BARIŞ istiyor.

Ve bunu isterken de bu talebin gereklerini yerine getirecek toplumsal sorumluluğun farkında olan bir topluluk bilincine de ihtiyaç duyuyor elbette.

Geçtiğimiz hafta Burhaniye 7. Kitap fuarının konukluğunda bu başlık ekseninde konuşurken Kitap fuarlarının da kültürel ve sanatsal eksenli olarak bu yüce amaca hizmet etmesi gerektiğinin altı çizilmeli dedim elbette.

Demokrasinin sivil ayaklarının önemli varlık sebebi örgütlü sivil toplum kuruluşları ve entelektüel-aydın birikimleriyle birey kimliğini öne çıkaranların varlık ispatı vücudunda bulunması elbette çok önemli…

Batıda NGO adıyla anılan bizde Sivil Toplum Örgütleri / Kuruluşları ya da Demokratik Kitle Örgütleri olarak telaffuz edilen dernek, vakıf ve platformlar birer “sivil ses” olarak Demokrasi talepkarlığının önemli bileşenleri. Özellikle de “hak temelli” olanları elbette…

Tabii ki bunların yanına aydın, yazar, entelektüellerin bireysel ya da grupsal inisiyatifler olarak biraraya gelişleri halinde antidemokratik uygulamalara karşı imza kampanyaları, basın açıklamaları şeklinde tavır alışlarının da vurgulanması önemli. Bunlar elbette demokrasi güçleri olarak telaffuz edilebilecek birey ya da örgütlülükler için altı çizilesi noktalar.

Peki burada biz yazar ve aydın taifesine bu demokrasi mücadelesinde düşen ne diye sorulabilir. Sanırım iki görevi olmalı kaleminin efendisi olanların!

İlki edebiyatını yapar / yazarken kaleminin hakkını bi hakkın vermesi!

İkincisi de yaşadığı ülkesinde; özgürlüklerin engellenmesi, sınırladırılması, kısıtlanması durumlarında vicdan sahibi aydın olarak tavır koyması…

Doğrusu, insanın yüzünü sokağa döndüğü hallerde demokrasi takepkârlığı anlamında işlerin pek de kolay olmadığı bir gerçeklik! En basitinden Toplumsal Demokratik Barış Sürecinin yürüyüş yolunda dahi toplu bir mutabakat olması gerekirken kimi örgütlü güçlerin sırf karşı olmak üzerinden bariyerlerini de unutmamak gerekiyor elbette…