Size bu satırları bugün 7 Eylül'de yazıyorum. Bu ülkede bundan tam 71 yıl önce 1955’te iki gün (6-7 eylül) süren ama etki gücü upuzun yıllar sonrasına da yansıyan toplu bir kırım, adeta lokal yok etme hal û vaktini yeniden hatırlatarak yazmak istedim.
Evet bugün o meşum kindar zamanların yıldönümü. Birkaç gün önce şeker ve harçlık verdiği mahalle çocuklarının o gece ebeveynlerinin kışkırtması ile nasıl kapısına dayanıp; eşi, çocukları ile birlikte kendisi de öldürülmeye çalışılan ünlü futbolcu Rum Lefter’in ruhunu şad ederek elbette…
Kürtler barışa “Aşîtî” der. Kürtçe bilmeyip merak edenler de artık öğrendi sanki aşitînin anlamını.
Belki Umberto Eco’nun Aşırı Yorum'u gibi olacak ama aşîtî, “aş” kökünden gelir. “Aş” değirmendir Kürtçe'de. Değirmende öğütülen ise temel besin kaynağı olan buğdaydır. Buğdayın daneli başağı ise barışa simgedir elbette.
Ve yabani buğday bundan tam onbin yıl evvel Diyarbakır kırsalı Hilar/ Çayönü / Qot ê berçem’de ehlileştirilerek kullanılmış ve o değirmenlerde öğütülmüştür.
O değirmenlerin bazalt taşları volkanik karacadağın salgısı, püskürüsü olan lavın ateş deresinin taşlaşmış hâlidir.
O sebeple biz ateşin taşlaşmış değirmeninde dünyaya kazandırdığımız buğday ekmeğiyle konuklarımıza “werin nan bûxin” (gelin ekmek yiyin) diyerek soframızı açarız.
Buradan hareketle uzanan barış elini dostluk sofrasına taşımak, iki elin parmakları arasından su misali kayarak yok olup gitmemeli.
Özellikle yakın tarihte yaşanmış böyle kötü bir günün seneyi devriyesinde tabii ki…