Diyarbakır’ın Camii Kebir’i, Ulu Cami’si nerden baksanız altı bin yıllık geçmişi olan bütün zamanların inançlarına hizmet etmiş bir mekân.
Henüz tek tanrılı üç semavi dinin ana rahmine dahi düşmediği zamanlarda bir pagan ibadethanesi. Sonra Hristiyan ve Yahudi inançlarına hizmet eden havra ve kilise. Üstelik eski şehrin orta yerinde (MS 380’den sonra) en büyük Hristiyan ibadethanesi Mar Toma Katedrali.

Ve MS 639’dan sonra İslamın kutsal mekânı. Ayrıca yaklaşık yüz yılda İsevi ve Musevi inancının birer bölümlerindeki mekânları da işlevini korumuş.,Emevilerle birlikte tümüyle İslamın Camii Kebiri olmuş bir önemli mekân.
Ve Diyarbakır; şehir olarak yaz mevsiminin en az üç ayını sıcakların tavan yaptığı iklimle geçirir. Senede 270 gün fotosentez olayının yaşandığı, yaz aylarında güneş ışınlarının dik geldiği zamanların hayli uzadığı bilinir.
İşte bundan tam beş asır önce eski kentin orta yerinde yer alan İslam dünyasının 5. Kutsal mekanı (harimi şerifi) Ulu Camii’nin yaz aylarında suyunun nasıl soğutulduğunu anlatan bir önemli kitabesi var.

Kitabe cami’nin güneybatı duvarında Osmanlı nesliyle yazılmış beş asırdır (1526) yerinde durup bugün de konuklarına sesleniyor.
“Amidalı Şems el-din’in oğlu çok kudretli, çok asil bey İbrahim;
Amida Şehri’ndeki pazarda bulunan dükkânının tamamını ve para
denen türden on iki bin gümüş sikkeyi dükkânın kirası ve paranın
getirisi Haziran’ın 1’inden 90 gün sonrasına kadar (Ağustos
sonu) yazın buz ve karla soğutulmuş su içilebilsin diye bu camiye
kurduğu çeşme için (kurduğu) vakfa mal alınması için vakfetmiştir.
“Ve (bu vakfın) idaresi caminin imamında olacaktır; buz ve karın
parası ve idarecinin ve su taşıyanın maaşı vakıf akdinde tespit
edilecektir. Allah caminin suyundan içene rahmet etsin. (Caminin
dışına) çıkarılmamasını ve idarecisinin azimle ve özenle çalışmasını,
görevini iyi yapmasını (şart koşmuştur).”
Evet bu mekanın elbette duvarlarında başka kitabeler, figürler ve yazılar da var. Ama biz mevsim nedeniyle bir hatırlatma kabilinden şimdilik bununla yetinelim…