Kentin en göz alıcı ve bir kadar canlı bir cinayetin tanığı bu tarihi mekanın da, dağınık saçlı, uykusuz ve çelimsiz olarak ayakta durmaya çalışıyor. Bir tarafı tanık olduğu yıkım üzerine inşa edilmiş yeni denilen kente bakıyor. Diğer tarafı yıkılan kalabalık belki hafızasını kaybetmiş kentin diğer uzantısına bakıyor.

Elinde bir makineyle sağı solu çeken şapkalı bir genç yanındakine ‘ burası ünlü dört ayaklı minare meydanıdır’ diye muhtemelen rehberlik yapıyor.

Kendi tanımıyla bu ünlü meydanda, ne gencin ne de rehberlik yaptıklarının ilgisini henüz çekememiştir.

Belki ünlü biri değildir ve mühim bir meseleye henüz konu olamamıştır.

Bu yüzden derdi kendisiyledir.

Titrerken, kimdir, burada neden bekliyor, derdi nedir, neden ünlü biri değildir diye kendine sorarken karşısında fotoğraf çeken birden ona dönüveriyor. Ve ormanda avına rastlayan geyik avcısı gibi kendini hazırlıyor.

Belki bu soruyu o da seslice sormuştur ve yeni bir gündem yaratmanın bilincine varmıştır. Ünlü birine rastlamamıştır ama ortada mühim bir meselenin bilincine varmıştır.

Genç ve durumun bilincine erişen adam fotoğraflarını bir bir çekerken bu defa öfkelenemiyor. Çünkü hiçbir zaman resmedilemeye izin vermemiştir.

Belki öfkesi kentin yıkıntılarına sinmiştir.

Belki de değişen , değiştirilen , yıkılan, yakılan, taş üstünde taş bırakılmayan , ve usulüne göre inşa edilmeyen kentin kara yazgısına sinmiştir.

Ve belki de bir kuçe sakini olarak birkaç günlüğüne ünlü biri muamelesi görecektir.

Ağrıları artmaktadır ve artık ızdırapa ermek üzeredir. Bir şeyler yapılmalıdır. Çünkü değişen kentin ahalisinin ıstırabını daha ne kadar taşıyacaktır.

Belki bu gencin çektiği resimler ıstırabını hafifletebilecektir. Zaten fotoğrafını çeken haber avcısı büyük bir mutlulukla dahası heyecanla uzaklaşmıştır. Muhtemelen ‘Şimdi gündem yaratmanın tam zamanıdır ‘diye kaçmıştır.

Çünkü telefonla hikayelerine ve gönderimlerine ‘kimsesiz sokakta hasta biri yardım bekliyor ‘diye başlayan dramatik notlar düşecektir.

Evlerinde koltukta oturan her sınıftan gündem takipçisi şahıs, kanepede ya da ortopedik yataklarında uykusu kaçan her sınıftan bunalımlı şahıs ve gerçekten yardım etmek isteyen her sınıftan duyarlı şahıs, bu defa kendisini gündem yapacaklardır.

Kendi medya hesaplarına, onunla ilgili, acıtacak, destek verdirecek, ulaşabilecek cümleler dökeceklerdir. Çünkü o şimdi sokakta kimsesiz hasta biridir. Sivil toplum kuruluşlarına çağrı yapılacak, onlarda açıklamalar yapacaktır.

Belki vilayet kendisiyle ilgilenecek, böylece görevliler bu defa yüzüne bakacak belki de kapısından giremediği hastaneye yatışı yapılacaktır.

Bunları düşünürken ağrıları kısmen azalmıştır. Her zaman olduğu gibi bu ağrıları da atlatabilecektir. Zaten o sadece bir hasta değildir. O bu kara yazgılı kuçelerin kimliksiz bir sakinidir. Mesele kimsesizliktir, mesele yalnızlıktır ve mesele sosyal bir çatı altında olamamaktır.

Ve de kuçeler de kendi gibi sakince barınan sakinleri gibi, belki çile çekmektedir.

Sosyoloji onun için yorumlar yapmaktadır. Belki bilim insanlarının tez konusudur. Belki de edebiyatçıların yazı nedenidir.

Bundan ötesi politikacıların, insancıl işler yapan şahısların, daha çok görevlendirilmiş kişilerin eliyle sahnelenecek ‘mağdura destek olma ‘ oyunun aktör olma sırasındadır.

Ve bir kaç dakika, birkaç saat, belki birkaç gün sosyal medya onun durumuyla alakalı olacaktır.

Sanki bu kentte kimsesiz ve hasta olan sadece kendisidir.

Bu işin mütesebbibi fotoğrafı çekip sosyal medyaya atan mıdır?

Belki iyi bir iş yapmıştır. Yoksa kimse belki de kuçeler de aç, yorgun acılar içinde durabilmenin ne demek olduğunu bilmeyecektir?

Ve kim bilecektir bu kara yanık taşlı kuçeler de duyguların sessizliğini ve öfkenin bile sinmişliğini, umudun ufuklara sürüklenişini?

Şimdi onu arıyorlardır. Belki bu defa görevlilerin güler yüzüyle karşılaşacaktır. Belki de bir kısım şahısların vicdanını rahatlatacaktır. Bu yüzden onlardan kaçamayacaktır.

Şimdilik ağrıları dindirilen, karnı doyurulan, barındırılan ,kurtulan kendisi, ya diğerleri, ya sonrası ?