Temmuz sıcağında, on dört katlı beton binanın altında, sokaktan hiç bir esintinin selam vermediği, arızalı klimayla serinlemeye çalıştığı, resmiyette sağlık merkezi ama gerçeklikte kiralık bir işyeri olan bu yerde beklediği neydi ?
Elbette, güneş çarpmaları, sivrisinek sokmaları, kene sokması, yaz gıdaları zehirlenmeleri ve yazın olağan ishalleri , dondurma yeme ve klima çarpmaları gibi mevsimin ortaya çıkaracağı olağan hastalıkları bekliyordu.
“ Özelde muayene oldum, ilaçlar çok pahalı, bunları yazar mısınız! “
“ Bana bir antibiyotik, bir ağrı kesici , aç karına mide ilacı bir de pişik kremi yaz! “
“ Dişleim ağrıyor , bir antibiyotik yaz’ ”
“ Köye gideceğim , bana antibiyotik yaz!”
Peş peşe isteklerin hepsi ilaç yazma talimatlarıydı. Birini , ikisini savuştursa üçüncüsüne yakalanıyordu .
Ve maalesef zamandan yiyordu.
“ Özel hastaneden şu tetkikleri istediler.”
“ Ailecek saçlarımız dökülüyor. Hepimiz tetkik yapmaya geldik.”
“ Magnezyuma, vitaminlerime bakmak istiyorum.”
“ Kendimi yorgun hissediyorum. Benden kan alır mısın?”
“ Güzellik merkezinde ki uzman şu tetkikleri istedi .”
“ Mahalleye yeni gelen bir hoca var. Tedavi etmediği hastalık yokmuş. Git tahlillerini yap bana getir dedi.”
Bunlar da peşi sıra laboratuvar talimatlarıydı. Asgari ücretin biraz üzerinde bir ücretle çalışan genç laboratuvarcıdan soluk almadan kan alınması isteniyordu. Ve maalesef zamandan yiyordu
“ Cildiyeye randevu lazım . Artık randevuları aile hekimleri alıyor dediler.”
“ Gastroya randevu almam lazım. Yüz seksen dört size yönlendirdi!”
“ Bana Göz e randevu alır mısın.”
“ Artık randevuları aile hekimleri verecekmiş. Bana da bir randevu ayarla işte!.”
Bunlarda randevu talepleriydi ve öyle işler vatandaşın istediği gibi gitmiyordu. Kesin olan bir meşguliyet yaratıyor olmasıydı.
Ve maalesef zamandan yiyordu.
“ İşyerinde kaza geçirdim. Acilde ayağımı acile aldılar. Raporu aile hekimi versin dediler.”
“ Memlekete taziyeye gideceğim. Müdür bey aile hekimi sana rapor versin dedi “
“ Bazı işlerim var. İzin alamadım. Patron bana aile hekimi sana rapor versin dedi”
“ Düğünümüz var. Müdür bey git aile hekimi rapor versin dedi .”
Bunlarda rapor istekli vatandaşlardı. Rapor almadan , kavgasız gidecek tiplere benzemiyorlardı . Askerlik raporu, evlilik raporu, yazın spor aktivitelerine katılacak çocukların sporcu raporu, işe giriş raporunu saymıyordu. Sadece e rapor olarak düzenlenen, raporun geçerliliğinin ücretin ödenmesi meselesi çıkan tepkiler meşguliyet veriyordu.
Ve maalesef zamandan yiyordu.
Arada gerçekten hasta olanlara ne yapıyordu ? Bu talimatlı istekler yerine hasta bakmayı tercih ederdi .
İçeriye elinde tespih, kalın gövdeli biri düşmanca bakıyordu .
“ Buyurun siz ne istiyorsunuz?”
Normalde ne şikayetiniz var demek isterdi . Ancak hasta olmadığı zaten belliydi
“ Beni tanımadın mı ? Ben bu dükkanın sahibiyim .Kira konusunda sorun çıkartıyormuşsunuz.”
“ Yeni başladığım için sizi tanıyamadım.”
“Evet kira. Kuraya katılırken orada yazılı şartların olsaydı belki gelmezdim. Başladıktan sonra enönemli meselenin kira olduğunu anladım. Size de insaf yok. Kirayı iki katına çıkarmışsınız. Bu çok para. Bir de geçmişe dair talepleriniz olmuş. Etrafa camekan istemiş siniz!
“ Dükkan benim dükkanım. Kirayı kabul etmiyorsanız çıkıp gidersiniz. “
“Burası sağlık kuruluşu olsa da mı?”
“beni ilgilendirmez. Ben tüccar bir adamım. Kendi çıkarıma bakarım. Sizi de istediğim zaman çıkartırım .Burayı üç harfli marketlerden birine kiralarım.”
“Etraf market dolu. Buranın çok rağbet göreceğini sanmıyorum.”,
“ Benim için alternatif çok. Kira zammına itiraz ediyorsanız çıkın gidin. Yoksa ben çıkartmasını bilirim.”
“ Anlaşamazsak mahkemeye verirsin . Hukuk var. Gerçi sözleşmeyi eczane sahibiyle yapmışsın. Hukukun ne kadar geçerli o da ayrı bir mesele.”
Birden hışımla masaya yaklaştı
“ Ben hukuka falan başvurmam. Meselelerimi kendi yöntemlerimle hallederim.” diyerek masaya yumruğunu vurdu.
“ Kendinize gelin. Burası resmi bir daire. Ben devleti memuruyum.”
Adlında buranın statüsüyle ilgili söylediğine kimse inanmıyordu. O bir kiracıydı . Bir esnaftı. Şimdi kiracı dükkan sahibi krizi yaşıyordu.
Sırada bekleyenler ona acıdıkları için değil, işlerini halletmek için araya girmişler dükkan sahibini çıkartmışlardı. Ama çıkmadı bir şey değiştirmiyordu. Kira meselesi ortada duruyordu. Yine hekimlik zaman bulamamıştı.
Ve maalesef zamandan yiyordu
Sürekli telefonu çaldıranın eski bir gazeteci olduğunu fark edince cevap vermek için aradı . “ Hocam merhaba. Katılım payları artıktan sonra size bir yoğunluk yaşandı mı ? Haber yapmak için sormuyorum. Sadece merak ettim.”
“Aslında güzel bir haber. Keşke soluksuz hasta baksam ve raporlarla, ilaç yazmalarla, randevularla, laboratuvarlar falan filanla uğraşmazsam. “
“Sma onlar yine olacak.” “Ve yoğunluğumuz daha da artacak.”
Gazeteci sustu.. “Niye sustun. İstiyorsan bunları yazma. Abuk sabuk şeyler yaz. Daha çok okunuyor.”
“Evet yaşadıklarınız abuk sabuk işler olmadığı için ilgi çekmiyor olabilir.”
Telefon kapanıyordu. Ve maalesef zamandan yiyordu Odasına o anda ekip arkadaşı giriyordu “Hocam bugün performansa hiç girmemişsiniz? Çok eksiğimiz var.”
“Zamanım yok. Bilgisayarı eve götürsem de boş. Biliyorum, şu yorgunlukla ilk oturuşta dalıp giderim…”
“Arada girin bence. Yoksa yine performans yiyeceğiz.”
Birden şok etkisiyle kendine geldi. Tüm bunlar içinde performansı dolduramamam maaşı eksik almak, ceza yemek vardı. Durum vahimdi.
Ve maalesef zamandan yiyordu.
O anda elinde imza föyü ile amirlerden teftişe gelen vardı.
“Sizi şikayet etmişler.”
Mesailerini imzalarken arkasından hemşire önüne yığınca evrak koydu.
“Bu kadar evrağı ben mi imzalayacam! Kapıda bekleyenler kesin beni vurur.
“Evet aşı retleri çok fazla maalesef. Çok ta evrak istiyorlar.”
“Bu kadar imza neye yarayacak! Abuk sabuk sonuçlar işte!”
Elbette herkes kendi gibi çalışmıyordu. Mutlaka az başvuranı, az angaryası, kira derdi yaşamayan, misafir hasta sorunu olmayan, bilgisayardan gözlerini dinlendirebildiği, az imza atığı, zamanı bol olan yerler vardı. Belki kendisi eski gazeteci yazara dediği gibi dediği gibi abuk sabuk işlerin fazla olduğu bir yerdeydi. Tabii ki abuk sabuk sonuçları da kaçınılmaz olacaktı.
Ve maalesef zamandan yiyordu.