Hava, yağmurlu ya da güneşli oluşuna karar veremiyor gibiydi. Elbette dijitallenmiş, dahası silahlanmış, belki zehirlenmiş bir zamanda, havanın da binbir halli olması olağan sayılırdı.
Ve zamanın binbir halinde ki insanları, havanın binbir haliyle, kendi binbir
hallerinin iyiye gitmediğini fark ediyorlardı. Okumuş kimisi bu hale küresel ısınma diyordu. ‘Ya kuraklık ya sürekli yağış’ diye meseleyi vatandaş zor anlasın diye sloganlaştırıyor, bu binbir hali küresel ısınma kıyametinin belirtisi sayıyordu.
Kimisi geleneksel inançlarına bağlı olup bu binbir hali kutsal iradeye sayıyordu.
Bazı kimileriyse binbir belanın eksik olmadığı Ortadoğu’da yağmur bulutlarının
çalınmasına bağlıyordu. Böylece insan eliyle yapılan zulmün tanrı iradesi yağışı
dahi etkileyebileceğini düşünüyorlardı.
Bu binbir halden kendi haline geçişi maalesef her birisi gibi kaotikti.
Kendisi de sabah ki rutin hastane durağına ‘ yürüyerek mi, yoksa otobüsle mi
gitsem ‘ ikilemindeydi ve hava misali karar veremiyor gibiydi.
Onun ikilemi aslında havanın binbir hali ile alakalı değildi. Onun hali otobüs
durağına yaklaşırken tekrarlanan kayıtlı çağrılarda ki kadınların sesiyle yayılan
insani trajediydi.
‘ Oğlum kas hastası… İlaç parasını toplamam gerekiyor… Oğlumun yaşaması
size bağlı.. Bir anne olarak size yalvarıyorum…Lütfen evladımın yaşayabilmesi
için desteğinizi esirgemeyin… Suratınızı dönüp gitmeyin…
Lütfen umudumu elimden almayın…Beni evladımdan ayırmayın…’ diye peşi
sıra acıklı, hüzünlü yardım çığlığıydı.
Otobüs durağında saatini beklerken, duyma sorunu olmayan herkes gibi orada
konulan ses aracından bu çığlık defalarca dinliyordu. Durakta otobüsten inen,
binen ve bekleyen yüzlerce insan sanki bu çağrıya karşı işitme duygusunu
yitirmiş gibi görünüyorlardı. Beni evladımdan ayırmayın…Belki bu bir çaresizliğin dışa vuru muydu. Belki bunun bir çare olamayacağının duyarlılığına sahiptiler. Belki de çağrıya sağıra yatmış gibi gözüken dinleyicilerin her biri de zaten bir desteğe muhtaçtı. Otobüs durağında çağrıyı kaç hekim duyabiliyordu?
Poliklinikte ya da ameliyathanede onca insana derman olan bir hekimi, bu çağrı
ne kadar etkileyebiliyordu? Herkese eşit ücretsiz sağlık hakkı diyen, ‘iyi hekimlik mücadelesinde aktif hekimler için ne ifade ediyordu? Beni evladımdan ayırmayın…
Ya da kaç yönetici duyabiliyordu?
Ya da kaç yönetici duymak istemiyordu?
Ya da kaç yönetici için bu bir meseleydi?
Belki ihtiyaç görülürse bürokrasi yazısı yeterdi. İşler hallolmasa yardımlı bir
açıklamaya bakardı. Belki de oradaki mikrofonların susturulmasının onca tecrübesine sahiplerdi. Havanın binbir hale girdiği bu dönemde performansa, teşviğe, mesai sonrası çalışmaya sıkışmış hekimlerin yardım etme hali var mıydı?
Ve onca zorluk içinde mücadele eden hekimlerin gündem sırasına girebilir
miydi? Beni evladımdan ayırmayın… Belki bunu duygu sömürüsü görenler vardı.. İnsani duyguların dinine kadar sömürüldüğü bir zamanda sayısız örneği vardı .
Ama her aşaması ücretlendirilen, metelik kadar sağlık diyen günümüzün sağlık
halinde bu çağrıların gerçek olduğunu aslında herkes çok iyi biliyordu.
Ve bu çağrıyı yapamayan binlerce hasta gerçekliği vardı. Hava kararını bulut arkadaşlığıyla güneşten yana karar verdi. Kendisi o çağrıları duymaya doğru yol aldı. Ve karşılaştığı herkese, sağlık meselesinde ‘ suratınızı dönüp gitmeyin… demek için yeni bir yürüyüşe başladı.