Bulutlar bozuk satıhlı yolu kapatmaya başlarken, kaportası çökük araçlar arasında, beyaz arabasıyla ayağı frene asılı haliyle yaklaşıyordu. Yağmur öncesi toz duman içinde yaklaşınca başındaki ‘bir mayıs işçinin emekçinin bayramı’ yazısı dikkat çekiyordu. Belli ki ona yaklaşan şahıs, yasal izin kullanan ve bir mayıs kutlamalarına katılan memurlardan biriydi.
Şapkada ki yazı aslında kendisi için rahatsız vericiydi. Evet, bugün bir mayıstı. Ve bir mayıs aslında kendisi gibi işçilerin bayramıydı.
Oysa o tamirci takım çantası, makine yağlı tulumu ve terli haliyle sabahtan beri kaporta, motor, şanzıman, toplamda metale ve makineye dair her şeyle haşır neşir olmak zorundaydı.
Eğer işçiyse neden diğerleri gibi bayram yapamıyordu? Neden bir kaportayı açıp bir diğerini kapatıyordu? İstemeye, istemeye yağlı elleriyle adama atölyeye yaklaşmasını işaret etti. Aracı yağ ve benzin kokan atölyenin girişinde durdurdu. Küçük atölye en fazla iki araç alabiliyordu. Ve araç tamiri için kaldırabildiği iki mekanik yeri de doluydu. Aslında bu araca ayıracak zamanı yoktu. Niyeti de yoktu. Ancak dayısının arkadaşı olan bu orta yaşlı adama söz vermişti. Adam telefonda ‘ bugün 1 Mayıs tatili var. Araca bugün baksan iyi olur. Diğer günler çalışıyorum ‘ diyerek sinirleriyle oynamıştı. Ne yazık ki arada dayısı vardı.
‘Başka bir gün getirsen abi! ‘ diye ısrar etmişti. ‘ Dediğim gibi çalışıyorum. İzin alamıyorum. Hem aracı bir an önce tamir etmem lazım!’‘ Ne acelen var abi!’, ‘Satılığa çıkardım. Yağ kaçırıyor dediler. Bu meseleyi halledip aracı hemen satmalıyım’, ‘Seni oyalamışlardır. Arabanın fiyatını düşürmek için demişlerdir abi.’ Sonuçta adam telefon sonrası atölyesine gelmişti. Onun için mesele aracın tamir edilmesi değildi. Mesele bir mayısta bayram izni keyfi yapan bir memurun, kendisine aracı tamir etme ısrarıydı. Çünkü gerçekliğinde bir mayısta çalışmama hakkı yoktu. Havaya kaldırılmış araçlardan birinden çıkan egzoz gazı, yağ ve pas kokusuna karışıyordu.
Adam telefonda yağ kaçağından bahsetmişti. Bu yüzden aracın altını görmeliydi. Makine yağlı tulumuyla sırtüstü aracın önüne eğildi. Yılan vari sürünerek motor yağının olduğu bölüme ulaştı. Doğruydu, gevşeyen kapaktan yağ damlıyordu. Yine sırtüstü aracın önüne süründü. Yerinden kalkıp tamir takım çantasını alıp tekrar yerde sürünerek arabanın altına giriverdi. Burası onun dünyasıydı. Makine yağları, onun için başkalarının güneş yanığı kremleri gibi olağandı. Motor kokusu, sanayi sitesinin ara bahçelerinde açan erkenci yalancı mayıs
güllerinin kokusunu baskılıyordu.
Neden olduğunu anlamadığı egzoz gazının hızlıca artması aracın sahibi adamın hafızasını kışkırtıyordu. Gaz yükseldikçe sanki yıllarca baskılanmış bilinçaltı açılıveriyordu. Bir anda gözleri yaşarmaya ve serice öksürmeye başladı. Durmak bilmeyen öksürükten sanki boğuluyordu. Kendini Taksim yolunda, panzer suyu ve biber gazı altında sırılsıklam, gözleri yaşlı ve bulanık bir halde barikatları aşarak meydana girmeye çalışanların arasında buluverdi.
Hala öksürüyordu. Tamirci çırağının getirdiği bir bardak su inatçı öksürüğe kafi gelmiyordu. Sanki zaptiyecilerin kalkanları altında biber gazı yoğunluğunda öksürerek yaşama tutunmaya çalışıyordu. Tamirci aracın altından sırtüstü çıkarken hala boğulur tarzda öksürüyordu.
“Ben burada çalışırken sen bayram yaparsan günahımı böyle öksürerek ödersin, sayın memurum!” Derin bir nefes alarak öksürüğünü tutmaya çalıştı.
“Sen hangi bayramı yaşadın ki bir mayısa minnet ediyorsun sayın işçim!… Bir mayıs izinli kutlanan bir bayram değildir. Pekâlâ, bugün çalışmayabilirdin “
“Tamam ben de işi bırakıyorum. Aracını yarın gelir alırsın. Belki işi bırakıyorum dediği kendi sadece kendi aracının işiydi. Belki de gerçekten işi tamamen bırakıyordu. O zaman aracın yarına kalsın. “Hem sen nereden geliyorsun sen sayın memurum!” Evet nereden geliyordu?
Sayın memurum diye onunla dalgasını geçen tamirciye cevap vermedi. Öncelikle şu öksürükten kurtulmalıydı. Belli ki, egzoz gazından kurtulmadığı sürece geçmişin biber gazı peşini bırakmayacaktı. Kendini atölyeden sokak ortasına atıverdi. Soluk soluğa gözlerini açtığında yerde yapayalnızdı.
Ne tamirci, ne de çırağı onu merak etmişti.
Üstüne gelen bir aracın rahatsız edici kornasıyla kalkmak zorunda kaldı.
Atölyelerden yankılanan çekiç sesleri başlayan sağanak yağmura karışıyordu. Umut emekten yana hep vardı. Ama bu bir mayıs ta böyle geçiyordu.