Meslek odaları seçim rutinlerinde ‘ neden hala yola devam ediyorsun?’ sorusuna muhatap olanlardan birisiydi. Bunu yanıtlamaya çalışırken sanki ‘ neden bu mesleği seçtin?’ sorusuyla karşılaşıyordu. Çünkü yanıt ancak böylece daha anlaşılır olabilirdi.

“Lise yılları tüm zorluğu ve güzellikleriyle geride kalıyordu. ‘ Sen bizim kafaya gelmezsen mezun olamazsın ‘ diyenlere karşı, inancı, inadı ve arkadaşlarının desteğiyle liseyi hem de birincilikle bitiriyordu.

Elinde daha tekrar edemediği dünya klasik edebiyatından bir kaç roman kalmıştı. Kitap kapaklarını hayalinde canlandırırken meraklanıyordu.

Kaç roman okumuştu? Kaç özet çıkarmıştı? Kaç defa romanları saklamıştı?

Kaç defa yazdıklarını kendini koruma gerekçesiyle silip atmıştı?

Üniversite sınavı yaklaşıyordu. Edebiyat yeteneğine rağmen sınıfın matematik çözücüsü olmuştu. Kaçırdığı hiç bir matematik sorusu yoktu. Hocasıyla çözülemeyen bir soru için iddiaya girmiş ve kazanmıştı. Belki matematik sorularını çözmek roman kurgusunda ki kişilikleri çözmekle paralel gidiyordu. Türev ve integral şiir alemiydi. Denklemler roman kahramanlarının çelişkileriydi. Matematik başarısı fizik ve kimyayıda beraberinde getiriyordu. Böylece sayısal puanıyla iyi bir üniversiteye

girebilecekti.

Ancak bir sorun vardı. Edebiyat matematik ilişkisiyle mi devam edecekti. Ya da istediği yolu tercih etme hakkı var mıydı? Sınav tercihleri yaklaşırken bireysel olarak böyle bir hakkının olmadığını üzülerek anlıyordu. İstediği üniversiteler de okuma imkanı yok gibi görülüyordu. Yaşadığı kent dışında bir üniversiteye gitmesi sanki yasaktı.

Çünkü ‘ uzaklarda okuma imkanın’ yok deniliyordu. Aslında herkes onun ‘doktor‘olmasınıistiyordu.Annesi istiyordu. Komşu kadınlar istiyordu. Akraba kadınlar istiyordu. Çünkü onlar hastanede kendi kimde derdini anlatamıyordu. Yanlış ilaçlar veriliyordu. Oğlu doktor olsa kendi gibilerini anadilinde dinleyecek, onları muayene ederken kendi dilleriyle konuşacak, doğru ilaçlar verecek ve tedavi edebilecekti. Yakın uzak akrabaları, komşuları, köylüleri, hemşerileri, tanıdık tüm ilçe ahalisi onun doktor olmasını istiyordu.

Çünkü bu toplumun sağlığa erişim sorunu vardı. Çünkü bu toplumun hastalıklarının teşhisine ihtiyacı vardı. Çünkü bu toplumun hastalıklarının tedavisine ihtiyacı vardı. Çünkü sağlık, alınıp satılan bir metaya dönüştürülme sürecindeydi.

Ve toplum ya da halk onun başarısını kendi sağaltımı için elzem görüyordu.

Onun edebiyat ve felsefi yönü toplumu hiç ilgilendirmiyordu. Edebiyatı takip etmesi, hikaye ve şiir yazması toplumun hiç ilgisini çekmiyordu. O bireysel dünyasından kopmalı toplumun yani halkın hizmetine koşmalıydı. Bu yüzden Tıp Fakültesi tercih edilmeliydi. Öyle de oldu, onun adına söz sahibi rolünde ki büyükleri tıp fakültesini tercih ettiler.

O da kendini önce tıp fakültesi sıralarında daha çok poliklinik ve kliniklerde buluverdi. Edebiyat ve felsefe bireysel dünyasında kalıverecekti.

Çünkü kendi toplumunun sağlığa erişim ihtiyacı vardı. Mevcut devlet hastanesi yetmiyordu. Ameliyatlar pahalıydı çünkü bıçak parası diye ayrı bir ücret ödeniyordu. Hastalar devlet hastanesinden özel muayenehanelere yönlendiriliyordu. Ve özel muayenehaneler çok pahalıydı. Kentte gelişmiş özel hastaneler henüz kurulmamıştı. Olanlar da pahalıydı.

Fakülte hastanesi ihtiyaca cevap verebilirdi. Bu yüzden sağlığa erişim sorunu olan toplum ona yöneliyordu. Gün geliyor kendi hastaları için onu dersliklerden, laboratuvardan alıyorlardı. Eğitiminin engellenmesi umurlarında değildi.

Daha birinci sınıftayken sırtına beyaz önlüğü ile fakülte hastanesi koridorlarında, polikliniklerde, hocaların kapısında, kliniklerde hastalara yardımcı olmak için bulunuyordu.

Ancak her şey yolunda gitmiyordu. Başlangıçta ona yardımcı olan hocalar ve asistanlar sonu gelmeyen talepler karşısında ona kapıyı kapatıyorlardı. Öyle ki annesi için bile yardım alamaz duruma gelmişti. Kendisi için zaten asla bir şey isteyemezdi. İçine düştüğü durum iyi değildi. Ve bu durumu, öğrenci kimliğiyle sorunlarını çözmüş toplumu kabullenmeyecekti. Onlara göre her şey başladığı gibi devam etmeliydi. Başlangıçta iyi olarak karşılanan, övülen kendisi artık çatışılan, işe yaramayankötü birisiydi.

Kendisi açısından yeni bir farkındalığın başlangıcıydı. Sağlık hizmetlerinin ikili ilişkilerle, araya tanıdık koyma yöntemiyle çözümleyemeyeceğini daha birinci sınıfta anlıyordu. Kendisinin bunu anlaması yetmiyordu. Kendi toplumuna da anlatması gerekiyordu.

Sağlık bir sistem işiydi ve bu sistemi çalıştıracak politikaların belirlenmesi önemliydi.Böylece sağlık politikalarına daha öğrenciyken ilgi duyacaktı. Toplam ondan kendine hizmet için ‘doktor’ olmasını istemişti. O ise ‘hekimliğin’, ‘toplum sağlığının’, sağlık politikalarının’ farkına varıyordu. Aynı gibi olsa da aslında kendisi için artık çok farklı kavramlardı.

Yine hekim olmanın bilimsel eğitimle ilişkisini de birinci sınıfta anlamıştı. Bilimsel ve özgür bir özgür bir eğitimle, özgür bir üniversiteyle mümkün olabilirdi. Bu yaklaşım onu akademik öğrenci mücadelesinin aktivistlerinden birine dönüştürdü. Sadece tıp öğrencisi olmak yetmiyordu.

Yine coğrafyanın sorunları onun sorunlarıydı, kaçması mümkün değildi. Burada ondan ‘doktorluk’ isteyen toplum, yine ondan bunun için ‘ bir nefer ‘ olmasını istiyordu. Sadece istemiyordu, bilakis ona aktif bir rol veriyordu.

Sağlığa erişimde başlangıçta ona rol vermiş aynı toplum, üniversitede ki duruşunu ise kabullenmeyecekti. Elbette bu açık bir çelişkiydi.

Toplumsal meseleler de duyarlılık diyen toplum edebiyatla ilişkisini hala kabullenmemişti. Ve zaten yoksulluğunu, parasızlığını, açlığını hiç dert etmemişti. Sonuçta fakülte hastanesinde sağlığa erişimde ki rolü bitince kendini hizmete adadığı toplum ile çatışır buldu.

Belki tıp eğitimini bırakmalı sadece edebiyatla ilgilenmeliydi.

Belki de edebiyatçılığının yanısıra ‘hekimliğin evrensel kimliğine’ daha sıkı sarılmalıydı. Bu sarılma üniversite yönetimine karşı muhalif kimliğini pekiştirecek kendini önce dernekte, tabip odasında buluverecekti.

Hekimlik, bireyi ve toplumu hastalıklara karşı korumayı gerektiriyordu.

Hekimlik, herkese eşit, nitelikli, anadilinde sağlık erişimi için çaba harcamayı gerektiriyordu. Hekimlik, insan ve toplum sağlığını bozan her etmenle çatışmayı gerektiriyordu. Hekimlik, sağlığın barış içinde mümkün olabileceğini söylüyordu. Hekimlik, politikanın sağlığı değil, sağlığın politikayı belirlemesini gerektiriyordu.”

Başlangıçta ‘doktor olmayı’ o tercih etmemişti. Ama ‘hekimlik çizgisi’ artık onun tercihiydi. Bu tercih toplum sağlığına duyarlı her duyarlı hekim gibi meslek odasına ve kurulma süreçlerinde ki sendikalarda aktifleşmeye sürükleyecekti. Oralarda sağlığa eşit ücretsiz, anadilinde erişim için mücadeleye devam diyecekti. Çünkü hekimlik ancak mücadeleyle yaşatılabilinirdi.

Böylece ‘ neden meslek odasındasın?’ sorusuna cevabını alıyordu. Tabii ki meslek odasını aşan bir sağlık politikaları hattı da gerekliydi. Ve edebiyat ise yaşamın içinde devam ediyordu.