İnsanlık tarihinin en eski yazılı eserlerinden biri olan Gılgameş Destanı, yalnızca Mezopotamya'nın kadim bir anlatısı değildir. Yaklaşık dört bin yıl öncesinden günümüze ulaşan bu destan, insanın varoluş sancılarını, dostluğu, iktidarı, ölümü ve ölümsüzlük arayışını anlatan evrensel bir metindir. Bugün modern dünyanın karmaşık sorunlarına baktığımızda, Gılgameş'in yaşadığı sorgulamaların hala bizimle olduğunu görmek şaşırtıcıdır.

URUK KRALI GILGAMEŞ

Uruk Kralı Gılgameş, sahip olduğu güç ve kudrete rağmen ölüm gerçeği karşısında çaresiz kalır. Bu çaresizliğin başlangıcı, en yakın dostu Enkidu’nun ölümüyle olur. Enkidu’nun vefatının ardından ölümsüzlüğü aramak için uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkan Gılgameş, aradığı sonsuz yaşama ulaşamaz. Dahası, Utnapişti’nin kendisine verdiği gençlik bitkisini de kaybeder. Yılanın bu bitkiyi çalıp gitmesi, destanın en önemli sembolik anlarından biridir. Bu olay, insanoğluna ölümsüzlüğün bedende değil, geride bırakılan eserlerde, anılarda ve izlerde yaşadığını hatırlatan derin bir mesaj niteliği taşır.

Gılgameş sonunda Uruk’un surlarına bakar ve gerçek ölümsüzlüğün orada olduğunu anlar. Taşlara işlenmiş emekte, kurulan şehirde ve anlatılan destanda. Bugün binlerce yıl sonra hala Gılgameş’i konuşuyorsak, ölümsüzlüğün sırrını bulan kişinin Utnapişti değil, Gılgameş olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü insan ölür; fakat hikayesi yaşamaya devam eder.

HİKAYENİN ANA KAHRAMANLARINDAN ENKİDU

Hikayenin en büyük ana karakteri olan Enkidu ise toplumda ilk Kürt ihanetçisi olarak ifade edilir. Enkidu başlangıçta ormanın, hayvanların ve doğal düzenin bir parçasıdır. Vahşi yaşamla iç içe yaşayan bu karakter, uygarlığın sınırları dışında özgürdür. Ancak insan dünyasına katılmasıyla birlikte eski kimliğinden uzaklaşır. Bu dönüşüm, yalnızca bir medenileşme süreci değildir; aynı zamanda ait olduğu dünyaya sırt çevirişidir. Enkidu artık hayvanların dostu değil, onların avcısıdır. Ormanın koruyucusu değil, ona meydan okuyanların yanında yer almaktadır.

Bu ihanetin en belirgin örneği, Sedir Ormanı’na yapılan seferde görülür. Gılgameş ile Enkidu, tanrılar tarafından ormanı korumakla görevlendirilen Humbaba’nın üzerine yürürler. Humbaba çoğu yorumda bir canavar olarak sunulsa da, aslında doğanın bekçisi olarak da okunabilir. Bu açıdan bakıldığında Enkidu’nun tavrı daha da anlamlı hale gelir. Bir zamanlar doğanın çocuğu olan Enkidu, şimdi onun yıkımına ortak olmaktadır. Gılgameş’i cesaretlendiren ve Humbaba’nın öldürülmesinde etkili olan da yine Enkidu’dur.

Fakat destan burada yalnızca bir zafer anlatmaz. Humbaba’nın ölümü ve ormanın tahribi, beraberinde bir bedel getirir. Tanrıların öfkesi Enkidu’ya yönelir ve onun ölümüyle sonuçlanır. Sanki destan, doğaya karşı işlenen suçların karşılıksız kalmayacağını fısıldar. Enkidu’nun ölümü, yalnızca bir kahramanın sonu değil, insanın doğadan kopuşunun da sembolik cezasıdır.

Öte yandan destanın en dokunaklı yönü dostluk temasında ortaya çıkar. Gılgameş ile Enkidu başlangıçta rakip gibidir; ancak zamanla birbirlerinin eksik yanlarını tamamlayan iki dosta dönüşürler. Enkidu’nun ölümü, Gılgameş’i ilk kez kendi faniliğiyle yüzleştirir. Dostunun cansız bedenine bakarken aslında kendi sonunu görür. Böylece destanın odağı kahramanlıktan ölümsüzlük arayışına kayar...