Bazı filmler vardır; perde kapandıktan sonra bile bitmez, insanın içinde yaşamaya devam eder. Kaplumbağalar da Uçar tam da böyle bir film. Seyirciyi koltuğunda bırakmaz; onu alır, sınırın tozuna, savaşın eşiğine, çocukluğun kırılgan çizgisine götürür.

Bahman Ghobadi bu filmde savaşın kendisini değil, savaşın çocukların dünyasında nasıl kök saldığını anlatır. Çünkü savaş, en çok onların hayatında büyür. Oyuncakların yerini mayınlar aldığında, oyun dediğimiz şey bir hayatta kalma provasına dönüşür. Ve çocuk dediğimiz varlık, bir anda hayatın en ağır yükünü omuzlarında bulur.

Bu Bir Film Değil, Bir Tanıklık2

Filmdeki çocuklar kaderlerini toprağın altından söker. Her biri, ölümle yapılmış sessiz bir anlaşmanın tarafı gibidir. Ama asıl sarsıcı olan, bu gerçeğin onların gözünde sıradanlaşmış olmasıdır. Gülüşleri yarımdır; çünkü her an eksilebilirler. Bu yüzden film, acıyı haykırmaz fısıldar. Ve o fısıltı, çoğu zaman bir çığlıktan daha derin yankılanır.

Bu Bir Film Değil, Bir Tanıklık4

“Satellite” karakteri, modern dünyanın küçük bir yansıması gibidir: antenler kurar, haberleri yakalamaya çalışır, geleceği kontrol edebileceğine inanır. Oysa ne teknoloji ne de bilgi, yaklaşan felaketi durdurmaya yeter. Onun çabası, insanın kontrol etme arzusunun kırılgan ve trajik bir simgesine dönüşür.
Filmin en ağır yükünü ise sessizlik taşır. Özellikle o küçük kızın gözlerinde biriken karanlık, izleyicinin zihninde uzun süre kalır. Çünkü bazı hikayeler anlatılamaz; kelimeler onları taşıyamaz. Bu yüzden film, en çok sustuklarıyla konuşur.

Bu Bir Film Değil, Bir Tanıklık3

Irak Savaşı öncesinin o gerilimli bekleyişi film boyunca hissedilir. Ancak asıl mesele savaşın ne zaman başlayacağı değildir çünkü o, çocukların hayatında çoktan başlamıştır. Bombalar henüz düşmeden bile.
“Kaplumbağalar da uçar” der film. Bu bir umut cümlesi midir, yoksa ince bir ağıt mı? Belki ikisi de. Çünkü bazı umutlar, gerçekleşmeyeceklerini bile bile var olurlar. Ve bazen insanı ayakta tutan da tam olarak budur.

Bu Bir Film Değil, Bir Tanıklık1

Bu film, izlenip geride bırakılacak bir hikâye değil. Daha çok insanın içine yerleşen, zamanla derinleşen bir sızı. Belki de en doğru tanım şu: Bu bir film değil, bir tanıklık.

Bu Bir Film Değil, Bir Tanıklık

Kaplumbağalar da Uçar, Irak’ın kuzeyinde, savaş öncesinin tedirgin atmosferinde geçen bir hikâyeyi anlatır. Kürt mülteci çocukların yaşamına odaklanır. “Satellite” lakaplı bir çocuğun etrafında şekillenen anlatı, çocukların hem hayatta kalma mücadelesini hem de umutla kurdukları kırılgan bağı gözler önüne serer.